Martin Luther’le başlayan Hıristiyanlıktaki yeni anlayış ve arayışlar günümüzde son derece yaygın bir şekilde Hıristiyan geleneğini yargılamakta, yeni anlayış ve arayışlar sürmektedir. Bu gün günümüzde, orta çağ pagan, felsefik, mitolojik masalların etkisinden ve çeşitli kurumların baskısından kurtulan insanlık, Hıristiyanlığın temellerindeki asıl iman gerçeklerini fark etmeye başlamış görünmektedir. İlk reform hareketlerinde bir ölçüde hür düşünceli ilahiyatçılar belli ölçülerde bu kapıyı araladılar. Yine bir orta çağ olan o yıllarda, Luther, Calvin, zwingli gibi rahiplerin, bu günkü araştırmacılar kadar hür ve cesur olması beklenemezdi. Engizisyon baskısı son hızı ile sürmekteydi; 

Buna rağmen, meşhur Engizisyon, özellikle Catharlar’ı yok etmek için Literalist Kilise tarafından oluşturulmuştu. Engizisyon, bu işi vahşi bir zevkle yaparak erkekleri, kadınları ve çocukları canlı canlı yakmıştır. 1139’dan itibaren Roma Kilisesi heretikleri (sapkınları) mahkûm etmek için konsiller toplamaya başlamıştır. Papa III. İnnocent, ‘Kilise dogmasıyla çelişen kişisel bir Tanrı görüşü yorumlamaya kalkışan herkesin acımadan yakılması gerektiğini’ bildirmiştir.”81   

1481-1808 yılları arasında Katolik engizisyon mahkemelerinde 34024 kişi yakılarak ölüm cezasına çarptırılmıştır. Protestanlara karşı yapılan haçlı seferlerinin sonucunda,1618–1648 yılları arasında otuz yıl süren din savaşlarında Avrupa’nın üçte biri yok olmuştur. Sadece 20 milyon Alman hayatını kaybetti. Bu hareketler ancak Papanın otoritesini, yanlış uygulamalarını ve kiliselerdeki putperest uygulama olan Hz. Meryem’e, resim ve heykele tapmayı durdurabildi. Aslında Nasranîlik etkisinde ki doğu Hıristiyanları, İstanbul patriği Nestorius önderliğinde gelişen Diofizitçi-Nasturilik hareketi (Hz. İsa’nın dili olan Aramice konuşan Süryani topluluk), dinin aslını korumaya çalışan ilk gerçek Protestanlıktı. Ama bir farkla Nasranîlik etkisindeki Nasturilik, Hz. İsa’nın ilk öğretilerini, sapmaların olduğu günlerde korumaya çalışmış. Protestanlık ise saptırılmış olan öğretileri çok sonraları aslına döndürmeye çalışmıştır. Nasturilik Katolik Kiliseyi daha başından kabul etmemişti. Resim, heykel ve ikonalara tapmayı ve Hz. Meryem’i Tanrı’nın anası olduğunu reddederler. Batı reformcularının henüz hala göremedikleri Hz. İsa’nın Tanrılığının yanında, hiç olmazsa İnsan yönünün de olduğunu vurgulamışlardır ve İncillerde Tanrıya tapmanın ne olduğunu bunlarda görebiliriz. Çünkü tapmanın aslı olan 3 vakit namazda kılarlar. Hem de aynen İslam’da olduğu gibi.82 Aslında Batı’da 1600’lü yıllarda Martin Luther’in önderliğindeki Protestan hareket, sadece Katolikliğin içinde ve Batı’da yenidir. Doğu’da ise bu yeni bir şey değildi ve daha ilk yıllardan beri Antakyalı Nestorius önderliğinde Katolik sapmalara Nasturilik Kilisesi-topluluğu karşı çıkarak ayrı bir mezhep oluşturmuştular. İşte NASTURİLİK, 325 YILINDA İZNİK KONSİLİNDE TASVİYE EDİLEN ARİUSCULUĞA BENZER BİR AKIMDIR. ARİUSCULUK İSE GÖRÜŞLERİNİ MEVCUT İNCİLLERDEN ALIR, YANİ PAVLUSUN GÖRÜŞLERİNDEN ALIR. ARİUSÇULUĞA GÖRE HZ. İSA TAM BİR TANRI DEĞİLDİR. TANRI’DAN AŞAĞI KONUMDA VE YARATILMIŞ BİR VARLIKTI. BİR ÇOK YANLIŞ ANLAYIŞIN TEMELİNDE PAVLUS OLMASINA RAĞMEN, PAVLUS’TA TESLİS ANLAYIŞI YOKTUR. YANİ OĞUL BABAYA EŞİT DEĞİLDİR.  

 
27 Çünkü, “Tanrı her şeyi Mesih’in ayakları altına sererek O’na bağımlı kıldı.” “Her şey O’na bağımlı kılındı” sözünün, her şeyi Mesih’e bağımlı kılan TANRI’YI İÇERMEDİĞİ açıktır
 

 

28 Her şey Oğul’a bağımlı kılınınca, Oğul da her şeyi kendisine bağımlı kılan TANRI’YA BAĞIMLI olacaktır. Öyle ki, Tanrı her şeyde her şey olsun.” (1.Korintliler-15)   

 
PAVLUS İNCİLDEKİ MEKTUPLARINDA, BABA’YI (TANRI’YI), AÇIKÇA İSA MESİH’İN TANRI’SI İLAN EDER (Efesliler-1:17,2.Korintliler-1:3). HZ. İSA’DA, TANRININ KENDİNDEN ÜSTÜN OLDUĞUNU DA ZATEN AÇIKÇA BELİRTİR. 

 
 
 

 

“28 Size, ‘Gidiyorum, ama yanınıza döneceğim’ dediğimi işittiniz. Beni sevseydiniz, Baba’ya gideceğim için sevinirdiniz. Çünkü Baba benden üstündür.”(Yuhanna-14) 

 
Gerçek bu derece açık olduğu halde M.S.325 yılında İznik konsilinde, aslında pagan inançlarından tam kurtulamamış Bizans İmparatoru Costantin’in, birazda ülkesindeki paganizm taraftarlarıyla Hıristiyanlığı bir araya getirme gayretleri sonucunda hz. İsa Tanrılaştırılıp teslis inancına sapılmıştır. Aslında Protestanlık, Nasturiliğin doğruluğunun Batı’da onaylanmasıdır ve bir çok konuda İncilin aslına dönüştür. Ama yalnız Batı’da yapılan her şey büyütülüp meşhur edildiğinden, Nasturilik akımına gereken önem verilmemiş, yıllar sonra Batı’nın bu gerçeği ancak anladığını tespit etmiş olalım. Ancak daha Nasturilik seviyesine ulaşamamıştır. Nasturilik hiç olmazsa Hz. İsa’ın bağımsız bir insani bir yönünün olduğunu vurgular. Tabi bu görüşünü de Pavlus’tan alır; 

 
5-6  Çünkü tek Tanrı ve Tanrı’yla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur.” (Timeteos-2) 

 
Martin Luther’in bu gerçeği görmediğini sanmıyoruz. Çünkü diğer bazı Protestan gruplar bu gerçeği açıkça vurgular. Fakat her şeyi değiştirmek o yıllarda kolay değil. Bu yolda binlerce kişi canından olmuş. Kilise resmi konsillerle Hıristiyanlık adına, İncil’le bağdaşmayan bir sürü pagan-putperest anlayışı bu dine katıyordu. Ama baskılarla belli dönemlerde susturulsalar da gerçek İncillere bağlı samimi dindarlar, kilisenin bu öğretilerine karşı mücadelelerini çeşitli isimler altında sürdürerek, Batı’da 1600 yıllarındaki Protestan başkaldırıya zemin hazırladılar. Kilise baskısıyla yıllarca sindirilmiş bu insanlar, Anadolu’dan İrlanda’ya kadar her yerde varlığını sürdürdüler. Balkanlarda, Bulgaristan’dan Bosna’ya kadar Bogomiller (Tanrıyı sevenler), 1100 yıllarından 1500 yıllarına kadar papanın her türlü haçlı seferlerine dayanabildiler ve en sonunda 1463 yılında bir kısmı (Bosna-Hersek) Osmanlı idaresine kendi istekleriyle katıldılar.83 Ayni şekilde Güney Fransa ve İspanya’da yine Kathar’lar (Arınmışlar) ve Alplerin derin vadilerinde korunan Vodua’lar varlıklarını koruyarak, Protestan başkaldırısına kadar her türlü Engzisyon işkenceleri ile mücadele ettiler. Bogomillerin öderi Vasil, Katharların önderi Pierre de Bruys diri diri yakıldılar.84 Gerçi her biri tam Nasranî çizgisini koruyamamasına rağmen, doğuda Nasturiler, batıda bunlar resmi Katolik anlayışa karşı direnen gruplardır. Böylece orta çağın karanlıklarından, aydınlanmanın başlangıcı olan reform çağına kadar, bu mücadele kesintisiz sürmüştür. Sonunda beklenen büyük Protestan sorgulama sonucunda papalığın din anlayışı büyük ölçüde aslına döndürüldü. Bilinen meşhur reformist din adamları İncillere daha yakın bir din anlayışı geliştirdiler. Ancak bu bilinen ana Protestan hareketleri Tanrı anlayışında Havariler Hareketine (Nasrani anlayışına) yaklaşamadılar.  Gerçi reformcular Luther, Calvin ve Zwingli’den ibaret değildir. Bu ara Tanrı’yı üçlemeye karşı çıkanlarda oldu. Hem de Papalığın merkezinde İtalya’da. Bu anlayışı 1550’li yıllarda başlatan Lelio ve Fausto Socianus’ların soy isimlerinden dolayı bu hareket ‘Sosyanizm olarak anılmıştır. The Catholic Encyclopedia bu akımı şöyle tanımlamaktadır; 
 Sosyanistlere göre, üçleme diye bir şey yoktu. Hz. İsa Rab ile ya da Kutsal Ruh’la aynı özden (dolayısıyla Tanrı) değildi.”  
Üçlemeyi reddeden Socianus, Allah’ın zatı’nın bir olduğunu, üç tane varlıktan söz etmenin akıl dışı olacağını savunuyordu. Tabi bunları 1600’lü yıllarda söylemek zor işti ve okulları kapatılıp birçoğu diri diri yakıldı.85 Hz. Âdem’den insanlığa intikal eden asli günah teorisini ve Hz. İsa’nın haç’ta bu günahlara kefaret olduğu anlayışını da reddediyorlardı.86 Sosyanistlerden sonra bu akım yine 16. yüzyılda ‘Üniteryan’, yani bizim lisanımızla ‘Tevhidçi’ akım olarak, Osmanlı toprağı olan Transilvanya, yani bugünkü Polonya topraklarında gelişti. Bu gelişmelerde Osmanlı’nın yani İslam’ın etkisi büyük olmuştur. Bu gerçeği Florida Üniteryan Kilisesi’nden Rahip Jack Donovan ‘İslam, US, and Yeats’ Dilemma’ İslam Amerika ve Yeats’in İkilemi başlıklı vaazında şöyle dile getirir; 
 “Polonya, Macaristan ve Transilvanya’daki bazı reformcu Protestan Hıristiyanlar bir inanç esası olarak ‘Allah Birdir’ demeye başladılar: ‘Sözde tanrılar yoktur, Allah vardır’. Hıristiyanlıktaki genel inanışlara aykırı bu düşünce işte o günlerde ortaya çıkmıştı. Ölüme meydan okuyan ifade nerden kaynaklanmıştı? Protestanlık 1520 ve 1530’larda çok yeni ve üçleme karşıtıyken, Müslüman Osmanlı İmparatorluğu Hırvatistan, Macaristan ve Transilvanya’yı fethetmişti.”87    
Şimdi de bu belgeye bakalım.  İmparator V. Charles’in baskılarına karşı Protestanlar Osmanlıdan yardım isterler. Dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’dır. Cevabını okuyalım;  
 

 

“Flandre ve İspanya memleketlerinde Lüteran mezhebi üzere olan beyler ve beyzadeler ve sair Lüteran mezhebi ayanı… Biz Cenab-ı Hakk’ın birliğine ve Muhammed Mustafa Efendimizin hak peygamberliğine amme-i ehl-i İslamla itikat ve itimadımız olup siz dahi puta tapmayıp, kiliselerden putları ve suret ve nakusları reddedip Hak Teala birdir ve Hazret-i İsa peygamber ve kuludur deyu itikat edip… Papa denen bi-din, halikını bir bilmeyip ve Hazret-i İsa aleyhisselama tanrılık isnad edip halkın nice kulların ol tarik-i dalalete sevkedip nice kanlar dökülmesine sebep olmakla siz, Papalığa kılıç çekip merhamet-i şahanemiz sizin tarafınıza masruf olup kara ve deryadan her hal ile muavenet-i husrevanemiz zuhura gelmek ve ol zalim-i bi-din elinden sizi halas ve hak dine sevk etmek lazım gelmiştir.”88   

 1526’da Mohaç meydan savaşını kazanması Katolikliğe ve kilisenin zulmüne büyük darbe vurmuştu. Bundan güç alan Protestanlık hareketi Lüthercilik, Macaristan, Slovkya ve Transilvanya’da yayıldı. Daha sonra bu hareket Kalvinist görüşleri benimsedi.89 Bu gün Macaristanda halen devletçe tanınmış Üniteryan kilise varlığını sürdürmektedir. Polonyalı Üniteryan rahiplerin yayınladığı önemli bir belge olan ‘Racovian Catechism’ isimli dokümanda Üniteryanizm hakkında şu bilgiler verilmiştir; 

 
İsa Mesih’e Tanrı’lık isnat edenlerin fikri yalnızca düz mantığa ters düşmekle kalmaz, aynı zamanda Kutsal Kitaplara da muhaliftir. Aynı zamanda, sadece Baba’nın değil, oğlun ve Kutsal Ruh’un, tek bir Tanrı olan üç farklı varlık olduğuna inananlar da büyük bir hataya düşmektedirler. Tanrı kesinlikle tektir bu yüzden de, üç bağımsız varlık olarak yeni bir Tanrı açıklamasıyla gelenler tamamen bu özle çelişirler. İznik Konsili’ne kadar geçen süre içersinde ve o dönemde yaşayanların yazılarına göre, Konsilden bir süre sonraya kadar, Baba gerçek Tanrı olarak biliniyor ve kabul ediliyordu. Bu fikre karşıt olanlar ise, sapkın olarak değerlendiriliyordu.”90 
Günümüzde ABD ve Avrupa’da bir çok ülkede üniteryan kilise yaygınlaşmıştır. ABD’nin başkanlarında; John Adams, Thomas Jefferson, John Quincy Adams, Millard Fillmore ve William Howaed Taft olmak üzere 5 tane üniteryan vardır. 11 Tane de Nobel ödülü alan önemli başarıları olan üniteryan vardır. Daha fazla bilgi için siteye bakabilirsiniz.
http://en.wikipedia.org/wiki/Unitarianism
Şimdi doğru bir inanç arayan samimi Hıristiyanlar, şunu tekrar tekrar iyi sorgulamalıdır. Asıl gerçek Hz. İsa’nın tanımını, ölümünden 4 asır sonra yapılan oylama sonuçları mı belirler, yoksa bizzat Kudüs’te Hz. İsa ile beraber kol kola mücadele etmiş, onun bizzat eğittiği Nasranilerin-Ebionitlerin iddiaları mı?  Eğer bizzat İncil’den delil arayan varsa, bizzat kardeşi ve Havarilerin lideri Yakup’un Mektubu’nda tanımlanan Tanrı inancını tekrar tekrar okusunlar. Üniteryanlar kefaret inancını kabul etmemekte, Oğul kavramı Tevrat’ta ki gibi mecaz olduğunu savunmakta ve mevcut İncillerde teslis inancının olmadığını ve bunların insan eseri olduğunu kabul ettiklerinden bazı hatalar içerdiklerini kabul etmektedirler. Demek ki bizim İncillerde dikkat çektiğimiz konuların onlarda farkında. Ön yargılardan uzak aklıselim olan her insan bunu görebilir. Hele ellerinde Kutsal Kitap olarak kabul ettikleri Tevrat’a bakmaları dahi anlamak isteyene yeter. İki kitaptaki Tanrı anlayışlarını karşılaştırmaları bile yeterlidir. İncillerde Hz. İsa’nın Tanrı’sının adı bile yoktur. Yeni yeni Tevrat’a dönerek Tanrı için bazıları “Yahve” demeye başladı. İyi de Yahve’nin Tevrat’ta tanımı nasıl ona da bir baksalar. Bir tarafta Tevrat’ta insanlar için katliam emirleri veren diğer tarafta İncilerde (adı meçhul) İNSANLARI LÜYFUYLA KURTARAN TANRI. Birbirlerine benzer tarafı var mı? Hangisine inanalım Tevrat’ta ki YAHVE’ye mi yoksa İncil’de ki BABA’ya mı?. Burada Protestanların bir daha dikkatini çekmek isterim. Martin Luther’den sonra Kutsal Kitaba dönüş ile Katolik kilisenin keyfi doğmalarından gerçek dine dönüş başladı. Bu dönüşte belki en önemli olan Tevrat’a ve Yahudi köklere dönüştür. Bu o derece keskin oldu ki, İngiltere’de ki Protestan Puritenler, İngiliz Yahudileri diye anılmaya başladı. İncil’den çok Tevrat okunmaya başlandı. Tekrar sünnet olma, Şabat (cumartesi yasağı) gününe uyma vs. Her konuştuğunda Tevrat’ın ve bunların aleyhinde olan ve Tevrat’a kölelik yasası diyen Pavlus’un Mektuplarında ki söylemler yerine, Hz. İsa’nın ilk İncillerde ki Tevrat geleneğine yönelik gerçek söylemlere, yani dinin aslına dönüş, Kutsal Kitaba dönüş başlamış gibi görünmekte. Tıpkı K. Marks’ın dediği gibi “Yahudilikten doğan Hıristiyanlık, tekrar Yahudi aslına dönüyor”. Yalnız bu gelişmeye dikkat edilmeli. Dini aslına döndüreceğiz diye, Evanjelik denilen gruplar bu işin sonunu Siyonizme hizmete çevireceğe benziyor. Hz. İsa ikinci gelişte, geride bıraktığı inananlarını sahte peygamberlerle beraber bulup cezalandırmasın. Ne de olsa Hz İsa geri döndüğünde yoldan çıkmış ve cezandırılacak bir İsrail ve Kudüs bulacak. Bizden uyarması, Yahudi olacak olan Anti-Crhist’e aldanmamalı. 

Birileri bu gidişe dur demeli. Sanırım Batı’da gelişen Katolik ve Protestan teologlardan oluşan ve Hz.İsa’nın gerçek öğretilerini araştıran İSA AKADEMİSİ  bu işi gerçekleştirecek. İnsan ön yargıdan kurtulunca bakın neleri görebiliyor. Çağımızın önde gelen teologlarından ve Papalık eski danışmanı Prof. Hans Küng, ‘Christianity and Word Religions’ isimli eserinde Hz. Muhammed’i, “Helenist Gentile Hıristiyanlar tarafından değil de, Yahudi olan İsa’nın ilk tabiileri tarafından algılanan ve anlaşılan İsa-Mesih için bir tanık/şahit olarak” mütalaa ederek Hıristiyanların Hz. Muhammed vasıtasıyla, İsa hakkındaki mevcut görüşlerini yeniden gözden geçirme ve bu şekilde de kendi orijinal inançlarına, yani tarihin İsa’sına dönme şansını yakalayabileceklerinin altını çizmektedir.  Bunu yazan Katolik bir profesör hem de Vatikanda ki Papalığın eski danışmanlarından. Şimdi bu görüşlerinden dolayı danışmanlıktan aforoz edildi. Bakalım bu gerçeklerin ne zamana kadar üstü  örtülüp aforoz edebilecekler. Sanırım herkes, bir de kiliselerde bir tapınma aracı olarak kullanılan “HAÇ” sembolünü de merak etmektedir. Bunun Hz. İsa ile bir ilgisinin olmadığını belirtmeye gerek yok. Bunun temeli “KABALA”’ dır ve büyü ritüellerinde kullanılır. Merak edenler “Kabbalah, Tradition of Hidden Knowlodge” isimli eserin 127. sayfasına bakabilirler. 

 İnsanın aklına birde Hz.İsa hakkında İncillerde bir çok yerde peygamber olduğu ile ilgili tanımlamalara (Matta-21:46, Markos-6:4-15, Luka-7:16, Elç.İşl.-3:22, Yuhanna-9:17 vb.) takılıyor. Niçin  kilise otoriteleri bu tanımlamaları görmezden gelip yalnızca tanrı olduğu ile ilgili tanımlamaları kabul etmekte. Eğer Hz.İsa tanrı ise bunları kim ve niçin yazmış. İşte bütün bunlar bu dindeki iki farklı gurubun olduğunun ispatıdır. Bazı guruplara göre (Nasraniler) Hz. İsa peygamber, bazılarına göre Tanrı. Sorun şurada; eğer İnciller sadece Pavlus’un yazdıklarından oluşsaydı sorun olmayacaktı. Ama Hz. İsa hakkında birçok Nasrani metinde İncillere girmiş durumda. Daha sonra Pavlus’cu görüş hakim olunca bu Nasrani tanımlamalar görmezden gelinmiş. Tabi mızrak çuvala sığmamış ve Üniteryanlık, Yehova Şahitleri, Birleştirme Kilisesi, Hıristiyan Bilimciler, Uluslar arası Yol gibi yeni Hıristiyan akımlar da teslis inancını reddetmektedirler.91 Gelecek daha her şeyin aydınlanacağı günlere doğru yol almaktadır.

“22 Gizli olan ne varsa, açığa çıkmak üzere gizlenmiştir; saklı olan ne varsa, aydınlığa çıkmak üzere saklanmıştır.23 İşitecek kulağı olan işitsin!” (Markos-4)

Protestanlıkla Martin Luther bu yolu açtı. Bu yoldan ilerleyen Üniteryan Kilise her şeyi anladı ve İncillerdeki tahrifatları gördü. Hala anlayamayan Marovitch’e sorsun.  Sanırım o da bunu anladı.   

 
 
 

 

5,653 toplam okundu, 2 bugün okundu, 22.02.2024 son okundu