VI.04.GÜNÜMÜZDE TEK TANRI ANLAYIŞI
VI.04.GÜNÜMÜZDE TEK TANRI ANLAYIŞI Ağustos 9th, 2007Martin Luther’le başlayan Hıristiyanlıktaki yeni anlayış ve arayışlar günümüzde son derece yaygın bir şekilde Hıristiyan geleneğini yargılamakta, yeni anlayış ve arayışlar sürmektedir. Bu gün günümüzde, orta çağ pagan, felsefik, mitolojik masalların etkisinden ve çeşitli kurumların baskısından kurtulan insanlık, Hıristiyanlığın temellerindeki asıl iman gerçeklerini fark etmeye başlamış görünmektedir. İlk reform hareketlerinde bir ölçüde hür düşünceli ilahiyatçılar belli ölçülerde bu kapıyı araladılar. Yine bir orta çağ olan o yıllarda, Luther, Calvin, zwingli gibi rahiplerin, bu günkü araştırmacılar kadar hür ve cesur olması beklenemezdi. Engizisyon baskısı son hızı ile sürmekteydi; “Buna rağmen, meşhur Engizisyon, özellikle Catharlar’ı yok etmek için Literalist Kilise tarafından oluşturulmuştu. Engizisyon, bu işi vahşi bir zevkle yaparak erkekleri, kadınları ve çocukları canlı canlı yakmıştır. 1139’dan itibaren Roma Kilisesi heretikleri (sapkınları) mahkûm etmek için konsiller toplamaya başlamıştır. Papa III. İnnocent, ‘Kilise dogmasıyla çelişen kişisel bir Tanrı görüşü yorumlamaya kalkışan herkesin acımadan yakılması gerektiğini’ bildirmiştir.”81 1481-1808 yılları arasında Katolik engizisyon mahkemelerinde 34024 kişi yakılarak ölüm cezasına çarptırılmıştır. Protestanlara karşı yapılan haçlı seferlerinin sonucunda,1618–1648 yılları arasında otuz yıl süren din savaşlarında Avrupa’nın üçte biri yok olmuştur. Sadece 20 milyon Alman hayatını kaybetti. Bu hareketler ancak Papanın otoritesini, yanlış uygulamalarını ve kiliselerdeki putperest uygulama olan Hz. Meryem’e, resim ve heykele tapmayı durdurabildi. Aslında Nasranîlik etkisinde ki doğu Hıristiyanları, İstanbul patriği Nestorius önderliğinde gelişen Diofizitçi-Nasturilik hareketi (Hz. İsa’nın dili olan Aramice konuşan Süryani topluluk), dinin aslını korumaya çalışan ilk gerçek Protestanlıktı. Ama bir farkla Nasranîlik etkisindeki Nasturilik, Hz. İsa’nın ilk öğretilerini, sapmaların olduğu günlerde korumaya çalışmış. Protestanlık ise saptırılmış olan öğretileri çok sonraları aslına döndürmeye çalışmıştır. Nasturilik Katolik Kiliseyi daha başından kabul etmemişti. Resim, heykel ve ikonalara tapmayı ve Hz. Meryem’i Tanrı’nın anası olduğunu reddederler. Batı reformcularının henüz hala göremedikleri Hz. İsa’nın Tanrılığının yanında, hiç olmazsa İnsan yönünün de olduğunu vurgulamışlardır ve İncillerde Tanrıya tapmanın ne olduğunu bunlarda görebiliriz. Çünkü tapmanın aslı olan 3 vakit namazda kılarlar. Hem de aynen İslam’da olduğu gibi.82 Aslında Batı’da 1600’lü yıllarda Martin Luther’in önderliğindeki Protestan hareket, sadece Katolikliğin içinde ve Batı’da yenidir. Doğu’da ise bu yeni bir şey değildi ve daha ilk yıllardan beri Antakyalı Nestorius önderliğinde Katolik sapmalara Nasturilik Kilisesi-topluluğu karşı çıkarak ayrı bir mezhep oluşturmuştular. İşte NASTURİLİK, 325 YILINDA İZNİK KONSİLİNDE TASVİYE EDİLEN ARİUSCULUĞA BENZER BİR AKIMDIR. ARİUSCULUK İSE GÖRÜŞLERİNİ MEVCUT İNCİLLERDEN ALIR, YANİ PAVLUSUN GÖRÜŞLERİNDEN ALIR. ARİUSÇULUĞA GÖRE HZ. İSA TAM BİR TANRI DEĞİLDİR. TANRI’DAN AŞAĞI KONUMDA VE YARATILMIŞ BİR VARLIKTI. BİR ÇOK YANLIŞ ANLAYIŞIN TEMELİNDE PAVLUS OLMASINA RAĞMEN, PAVLUS’TA TESLİS ANLAYIŞI YOKTUR. YANİ OĞUL BABAYA EŞİT DEĞİLDİR.
28 Her şey Oğul’a bağımlı kılınınca, Oğul da her şeyi kendisine bağımlı kılan TANRI’YA BAĞIMLI olacaktır. Öyle ki, Tanrı her şeyde her şey olsun.” (1.Korintliler-15)
“28 Size, ‘Gidiyorum, ama yanınıza döneceğim’ dediğimi işittiniz. Beni sevseydiniz, Baba’ya gideceğim için sevinirdiniz. Çünkü Baba benden üstündür.”(Yuhanna-14)
“Flandre ve İspanya memleketlerinde Lüteran mezhebi üzere olan beyler ve beyzadeler ve sair Lüteran mezhebi ayanı… Biz Cenab-ı Hakk’ın birliğine ve Muhammed Mustafa Efendimizin hak peygamberliğine amme-i ehl-i İslamla itikat ve itimadımız olup siz dahi puta tapmayıp, kiliselerden putları ve suret ve nakusları reddedip Hak Teala birdir ve Hazret-i İsa peygamber ve kuludur deyu itikat edip… Papa denen bi-din, halikını bir bilmeyip ve Hazret-i İsa aleyhisselama tanrılık isnad edip halkın nice kulların ol tarik-i dalalete sevkedip nice kanlar dökülmesine sebep olmakla siz, Papalığa kılıç çekip merhamet-i şahanemiz sizin tarafınıza masruf olup kara ve deryadan her hal ile muavenet-i husrevanemiz zuhura gelmek ve ol zalim-i bi-din elinden sizi halas ve hak dine sevk etmek lazım gelmiştir.”88
1526’da Mohaç meydan savaşını kazanması Katolikliğe ve kilisenin zulmüne büyük darbe vurmuştu. Bundan güç alan Protestanlık hareketi Lüthercilik, Macaristan, Slovkya ve Transilvanya’da yayıldı. Daha sonra bu hareket Kalvinist görüşleri benimsedi.89 Bu gün Macaristanda halen devletçe tanınmış Üniteryan kilise varlığını sürdürmektedir. Polonyalı Üniteryan rahiplerin yayınladığı önemli bir belge olan ‘Racovian Catechism’ isimli dokümanda Üniteryanizm hakkında şu bilgiler verilmiştir;
Şimdi doğru bir inanç arayan samimi Hıristiyanlar, şunu tekrar tekrar iyi sorgulamalıdır. Asıl gerçek Hz. İsa’nın tanımını, ölümünden 4 asır sonra yapılan oylama sonuçları mı belirler, yoksa bizzat Kudüs’te Hz. İsa ile beraber kol kola mücadele etmiş, onun bizzat eğittiği Nasranilerin-Ebionitlerin iddiaları mı? Eğer bizzat İncil’den delil arayan varsa, bizzat kardeşi ve Havarilerin lideri Yakup’un Mektubu’nda tanımlanan Tanrı inancını tekrar tekrar okusunlar. Üniteryanlar kefaret inancını kabul etmemekte, Oğul kavramı Tevrat’ta ki gibi mecaz olduğunu savunmakta ve mevcut İncillerde teslis inancının olmadığını ve bunların insan eseri olduğunu kabul ettiklerinden bazı hatalar içerdiklerini kabul etmektedirler. Demek ki bizim İncillerde dikkat çektiğimiz konuların onlarda farkında. Ön yargılardan uzak aklıselim olan her insan bunu görebilir. Hele ellerinde Kutsal Kitap olarak kabul ettikleri Tevrat’a bakmaları dahi anlamak isteyene yeter. İki kitaptaki Tanrı anlayışlarını karşılaştırmaları bile yeterlidir. İncillerde Hz. İsa’nın Tanrı’sının adı bile yoktur. Yeni yeni Tevrat’a dönerek Tanrı için bazıları “Yahve” demeye başladı. İyi de Yahve’nin Tevrat’ta tanımı nasıl ona da bir baksalar. Bir tarafta Tevrat’ta insanlar için katliam emirleri veren diğer tarafta İncilerde (adı meçhul) İNSANLARI LÜYFUYLA KURTARAN TANRI. Birbirlerine benzer tarafı var mı? Hangisine inanalım Tevrat’ta ki YAHVE’ye mi yoksa İncil’de ki BABA’ya mı?. Burada Protestanların bir daha dikkatini çekmek isterim. Martin Luther’den sonra Kutsal Kitaba dönüş ile Katolik kilisenin keyfi doğmalarından gerçek dine dönüş başladı. Bu dönüşte belki en önemli olan Tevrat’a ve Yahudi köklere dönüştür. Bu o derece keskin oldu ki, İngiltere’de ki Protestan Puritenler, İngiliz Yahudileri diye anılmaya başladı. İncil’den çok Tevrat okunmaya başlandı. Tekrar sünnet olma, Şabat (cumartesi yasağı) gününe uyma vs. Her konuştuğunda Tevrat’ın ve bunların aleyhinde olan ve Tevrat’a kölelik yasası diyen Pavlus’un Mektuplarında ki söylemler yerine, Hz. İsa’nın ilk İncillerde ki Tevrat geleneğine yönelik gerçek söylemlere, yani dinin aslına dönüş, Kutsal Kitaba dönüş başlamış gibi görünmekte. Tıpkı K. Marks’ın dediği gibi “Yahudilikten doğan Hıristiyanlık, tekrar Yahudi aslına dönüyor”. Yalnız bu gelişmeye dikkat edilmeli. Dini aslına döndüreceğiz diye, Evanjelik denilen gruplar bu işin sonunu Siyonizme hizmete çevireceğe benziyor. Hz. İsa ikinci gelişte, geride bıraktığı inananlarını sahte peygamberlerle beraber bulup cezalandırmasın. Ne de olsa Hz İsa geri döndüğünde yoldan çıkmış ve cezandırılacak bir İsrail ve Kudüs bulacak. Bizden uyarması, Yahudi olacak olan Anti-Crhist’e aldanmamalı.
Birileri bu gidişe dur demeli. Sanırım Batı’da gelişen Katolik ve Protestan teologlardan oluşan ve Hz.İsa’nın gerçek öğretilerini araştıran İSA AKADEMİSİ bu işi gerçekleştirecek. İnsan ön yargıdan kurtulunca bakın neleri görebiliyor. Çağımızın önde gelen teologlarından ve Papalık eski danışmanı Prof. Hans Küng, ‘Christianity and Word Religions’ isimli eserinde Hz. Muhammed’i, “Helenist Gentile Hıristiyanlar tarafından değil de, Yahudi olan İsa’nın ilk tabiileri tarafından algılanan ve anlaşılan İsa-Mesih için bir tanık/şahit olarak” mütalaa ederek Hıristiyanların Hz. Muhammed vasıtasıyla, İsa hakkındaki mevcut görüşlerini yeniden gözden geçirme ve bu şekilde de kendi orijinal inançlarına, yani tarihin İsa’sına dönme şansını yakalayabileceklerinin altını çizmektedir. Bunu yazan Katolik bir profesör hem de Vatikanda ki Papalığın eski danışmanlarından. Şimdi bu görüşlerinden dolayı danışmanlıktan aforoz edildi. Bakalım bu gerçeklerin ne zamana kadar üstü örtülüp aforoz edebilecekler. Sanırım herkes, bir de kiliselerde bir tapınma aracı olarak kullanılan “HAÇ” sembolünü de merak etmektedir. Bunun Hz. İsa ile bir ilgisinin olmadığını belirtmeye gerek yok. Bunun temeli “KABALA”’ dır ve büyü ritüellerinde kullanılır. Merak edenler “Kabbalah, Tradition of Hidden Knowlodge” isimli eserin 127. sayfasına bakabilirler.
İnsanın aklına birde Hz.İsa hakkında İncillerde bir çok yerde peygamber olduğu ile ilgili tanımlamalara (Matta-21:46, Markos-6:4-15, Luka-7:16, Elç.İşl.-3:22, Yuhanna-9:17 vb.) takılıyor. Niçin kilise otoriteleri bu tanımlamaları görmezden gelip yalnızca tanrı olduğu ile ilgili tanımlamaları kabul etmekte. Eğer Hz.İsa tanrı ise bunları kim ve niçin yazmış. İşte bütün bunlar bu dindeki iki farklı gurubun olduğunun ispatıdır. Bazı guruplara göre (Nasraniler) Hz. İsa peygamber, bazılarına göre Tanrı. Sorun şurada; eğer İnciller sadece Pavlus’un yazdıklarından oluşsaydı sorun olmayacaktı. Ama Hz. İsa hakkında birçok Nasrani metinde İncillere girmiş durumda. Daha sonra Pavlus’cu görüş hakim olunca bu Nasrani tanımlamalar görmezden gelinmiş. Tabi mızrak çuvala sığmamış ve Üniteryanlık, Yehova Şahitleri, Birleştirme Kilisesi, Hıristiyan Bilimciler, Uluslar arası Yol gibi yeni Hıristiyan akımlar da teslis inancını reddetmektedirler.91 Gelecek daha her şeyin aydınlanacağı günlere doğru yol almaktadır.
“22 Gizli olan ne varsa, açığa çıkmak üzere gizlenmiştir; saklı olan ne varsa, aydınlığa çıkmak üzere saklanmıştır.23 İşitecek kulağı olan işitsin!” (Markos-4)
Protestanlıkla Martin Luther bu yolu açtı. Bu yoldan ilerleyen Üniteryan Kilise her şeyi anladı ve İncillerdeki tahrifatları gördü. Hala anlayamayan Marovitch’e sorsun. Sanırım o da bunu anladı.
Okunma Sayısı: 2053
Şu an Okuyan Sayısı: 1
Bugün Okuyan Sayısı: 0
Ağustos 26th, 2007 at 00:48
Sevgili İlhan bey,
büyük emek vererek, titiz incelemeler ve vicdanlı sorgulamalar eşliğinde Allah’ın izni ile bu kitabınızı bitirmişsiniz. 2006 yılı ekim veya kasım ayında bu kitabı aldım. Çok istifade ettim ve dostlarıma da öneriyorum. Bu siteyi ise bu gece gördüm. Samimi teşekkürlerimi iletmek için yazıyorum.
Fırsat bulmuşken, kitabınızda ifade edilen AİHM’de yapılacak mahkemenin sonucunu veya gelişmeler hakkında bilginiz olup olmadığını da sormak isterim.
Hem kitabınız için hem de büyük emeklerle hazırladığınız bu kitabı internette insanların istifadesine sunma nezaketiniz için tekrar teşekkür ederim.
Kitabınızı bitirdikten sonra en baştaki “ithaf” kısmını tekrar okumuştum, gözlerimden yaşlar gelerek bitirebildim. Yüce Yaradan, inşallah bizleri doğru yolundan ayırmaz. Dönüşümüz O’nadır.
Allah’a emanet olunuz.
Ağustos 26th, 2007 at 14:41
İlginize ve övgülerinize teşekkürler.Hz.İsa’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığı ile ilgli AİHM’deki davanın kısa bir zaman diliminde sonuçlandırılması biraz zor. Sunuçlandığında sitemizde duyururuz.Ama bu davanın Türk tanığı ve bu konularda büyük üstad Aytunç Altındal ile aramızda biz bu davayı sonuçlandırdık.Ben kendisine “ben de Vatikan’a baş vurarak sizin karşınızda AİHM’sinde;
Nasrani Metinlerinde, Havarilerin Mektuplarında, kardeşi Yakup’un Mektubunda ve Kur’an’da bahsedilen Peygamber İsa yaşamış diye şahitlik yapmak istiyorum” dediğimde sayın ALTINDAL bana ” Buna bir itirazım yok.Ben şu an Kilisenin tanrılaştırdığı İsa diye biri yaşamamıştır ” diyorum.”Bu İsa’nın hayatı meşhur pagan kahin Tyanalı Apollinous’un hayatıdır ” demişti. Sayın ALTINDAL son baskısında bu kitabının ismini HANGİ İSA olarak değiştirmiştir.Bu ara sayın ALTINDAL’ı İsa hiç yaşamamıştır diye eleştiren bazı çevrelerin eleştirilerinin yersiz olduğunuda belirtmiş olalım. Kendisi bizim kitabımızda Hz. İsa hakında, İncillerde anlattığımız tutarsızlıkları çok iyi bilen biri ve İncillerde anlatılan kişinin Hz. İsa olamayacağını; Hz. İsa ile ayni çağda, Anadolumuzun Niğde ili yakınlarında yaşamış Pagan Kahin Apollonius olabileceğini iddia etmektedir. Bu gerçekler ülkemizde yeni yeni yazılmaktadır.Aslında ABD ve AVRUPA’da bir çok Katolik ve Protestan din uzmanları bu konularda bir çok eserler yayınlamaktadırlar. Biz de eserimizde bunlardan sıkça örnekler verdik.RABBİMİZ HEPİMİZE KENDİ GERÇEĞİNİ ANLAMAMIZA YARDIMCI OLSUN.
SAYGILARIMLA