Özellikle ilk dört İncilde ki Hz. İsa’nın tebliğlerine ve Havarilerin İşleri’nde ki anlatılanlara baktığımızda Hz. İsa’nın Yahudilikten ayrı bir din getirdiğini söylemek mümkün değildir. Tevrat hakkında ki (Kutsal Yasa) değerlendirmelerinden bu çok açık

17 “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.

18  Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak.

19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak » (Matta-5)

Havarilerine verdiği görev ve talimatlarda da bunu görmekteyiz;

5 İsa Onikiler’i şu buyrukla halkın arasına gönderdi: “Öteki ulusların arasına girmeyin. Samiriyeliler’in kentlerine de uğramayın.

6 Bunun yerine, İsrail halkının yitik koyunlarına gidin.

7 Gittiğiniz her yerde Göklerin Egemenliği’nin yaklaştığını duyurun.” (matta-10)

Hz. İsa daima insanları yanlışları bırakıp Tanrı’ya yönelmeye çağırdığını görüyoruz;

17  O günden sonra İsa şu çağrıda bulunmaya başladı: “Tövbe edin! Çünkü Göklerin Egemenliği yaklaştı.” (Matta-4)

Belki de tebliğinin en can alıcı yönü sıradan bir iman olmayıp Tanrı’nın istediği şekilde bir hayat sürmektir;

“21  “Bana, ‘Ya Rab, ya Rab!’ diye seslenen herkes Göklerin Egemenliği’ne girmeyecek. Ancak göklerdeki Babam’ın isteğini yerine getiren girecektir.

22  O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’

23  O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!‘ diyeceğim.” (Matta-7)

Yukarıda ki ifadelerde yalnızca iman ederek, Hz. İsa’nın öğretilerinin dışında kendi düşüncelerine göre yaşayıp, O’nun adına hareket ettiklerini iddia edenlere güzel bir cevap vermektedir. Hz. İsa yalnızca kime kulluk edileceğini açıkça bildirmiştir;

“10  İsa ona şöyle karşılık verdi: “Çekil git, Şeytan! ‘Tanrın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin‘ diye yazılmıştır.” (Matta-4)

Hiçte öyle imanla kurtulmaktan söz etmiyor. Hz. İsa’nın ardından geride kalan ve O’nun yolunda yürüyen Havarilerinin de aynı şeyleri insanlara anlattıklarını görmekteyiz.

22  “Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrı’nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. (Elçilerin İşleri-2)

13 İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrısı, atalarımızın Tanrısı, Kulu İsa’yı yüceltti

19-20 Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrı’ya dönün. Öyle ki, Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin için önceden belirlenen Mesih’i, yani İsa’yı göndersin.

21 Tanrı’nın eski çağlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek İsa’nın gökte kalması gerekiyor.

22 Musa şöyle demişti: ‘Tanrınız Rab size, kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak. O’nun size söyleyeceği her sözü dinleyin.

23 O peygamberi dinlemeyen herkes Tanrı’nın halkından koparılıp yok edilecektir. (Elçilerin İşleri-3)

Dikkat edilirse hep bir insan olan peygamberden bahsedilmekte ve Rab tanımı yoktur. Hz. İsa’nın yeni öğretilerini kabul eden bu yeni cemaat Filistin bölgesinde Nasranî’ler olarak isimlendiriliyorlardı. 5  “Biz şunu anladık ki, bu adam dünyanın her yanında bütün Yahudiler arasında kargaşalık çıkaran bir fesatçı ve Nasranî tarikatının elebaşılarından biridir.” (Elçilerin İşler-24)

Roma toraklarında ve Anadolu’da ise daha çok Pavlus’un öğretilerinden oluşan yeni bir DİN oluşmuştu ve bu yeni dini akım adı, Mesihçiler anlamına gelen Yunanca Hristianos, yani Hıristiyanlardır. Daha sonraki yıllarda Nasranî kelimesini, birçok dini metinde de görmekteyiz. Daha çok Pavlus Hıristiyanlığının dışında kalan ve Hz. İsa’dan sonra, kardeşi Yakup liderliğinde, O’nun doğru öğretilerinin peşinde Kudüs merkezli bir hayat sürüp Tevrat’ın doğru uygulamalarından da58 ayrılmayan toplulukları tanımlamak için kullanılır. Kuran’da Hıristiyanlardan bahsederken aynı kelimeyi NASARA biçiminde kullanır. Çeşitli kilise babaları tarafından aynı gurup Ebonitler (fakirler ) olarak ta tanımlanmışlardır. Hz. İsa’nın vefatından sonra Nasranîlerin lideri Kardeşi Yakup olmuştur. İncil’de ‘Yakup’un Mektubu’ isimli eser, onun eseridir. Zaten İncil’de ki diğer bölümlerle karşılaştırıldığında yukarıda ana hatlarını verdiğimiz Hz. İsa’nın öğretileriyle tam bir uyum içinde olduğu görülmektedir. Pavlus’un kurtuluşumuz için iman yeterlidir öğretisine karşı açık cevap niteliğindedir.59 Yakup’un Mektubunda Pavlus’ta olduğu gibi Hz. İsa’nın şahsiyeti değil, Tanrı’nın yüceliği ön plandadır,  Daima bütün yetkinin tek Tanrıda olduğu vurgulanır.

“5  İçinizden birinin bilgelikte eksiği varsa, herkese cömertçe, azarlamadan veren Tanrı’dan istesin; kendisine verilecektir. (Yakup-1)

Her türlü hastalık ve bağışlanmakta yardım Rab İsa ve Kutsal Ruhtan değil Tanrıdan istenmektedir.

“14  İçinizden biri hasta mı, kilisenin ihtiyarlarını çağırtsın; Rab’bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler.

15 İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır.

16  Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir.”(Yakup-5)

Pavlus’un eleştirerek kölelik yasası dediği Tevrat’tan övgü ile, Özgürlük Yasası 60 olarak söz edilir. Pavlus Hristiyanlığının en önemli ibadeti olan ve şu anda kiliselerde Pazar günlerinin en önemli ibadeti olan “Son Akşam Yemeğin” den ve çarmıhta kendini feda eden kurtarıcı İsa’dan hiç bahsetmez. Anlamak isteyen için her şey apaçık ortada. Bütün bunlar her yönüyle Kuran’la da uyuşmaktadır. Zaten Kuran’da Hıristiyanlardan bahsederken bazı guruplar için öğücü tanımlar yaptığı görülür;

“82 ….Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da ‘biz Hıristiyanlarız (Arapça orijinali Nasara ) ‘ diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.

83 Resule indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: ‘Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz’

84 ‘Rabbimiz bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin Allah’a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim ?’

85 Söyledikleri bu sözden dolayı Allah onlara; içinde devamlı kalmak üzere, zemininde ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İyi hareket edenlerin mükafatı işte budur.” (Kur’an- Maide-5)

Şu anda mevcut ilk dört İncil ve Pavlus’un Mektuplarında özellikle bir konu dikkati çekmektedir. O da Hz. İsa’nın gerçek inananları olan ilk Havaileri ve ailesinden pek bahsetmemesi. Hatta bunlar için hakarete varıcı sözlerin olması ve annesi ile kardeşlerinin iman bile etmediklerinden bahsedilmektedir.61Tanrı tarafından mucizevî bir doğumla müjdelenen Mesih olacak birine annesi ve kardeşleri nasıl olurda iman etmez. Hz. İsa’dan sonra havarilerin lideri olan kardeşi Yakup bile O’na güya ölümünden sonra iman etmiştir. Hz. İsa’nın ‘Kilisemi senin üzerine kuracağım’ dediği62 ve göğe ayrılışında yücelttiği 63 Petrus’un, Hz. İsa’yı üç defa inkâr ettiğinden bahsedilir. 64 Aynı Petrus’a Hz. İsa İncilde ‘çekil git şeytan’ dediği65 ve hatta annesini bile azarladığı yazılıdır.66 Bu çağda bile 1996 yılında Papa II. John Pul, Hz. Meryem’in tek çocuğu Hz. İsa olduğu ve Yakup’un, Hz. İsa’nın kardeşi olduğunu reddetmiştir. İncillerde açıkça hem de Pavlus’un ağzından söylendiği (Galatyalılar-1:19) halde. Tabi sebebi şu; MS: 431 yılında Efes Konsilinde Kutsal Bakire ve Tanrıça ilan edilmişti. Önemli olan İncillerin ne dediği değil konsillerin dediği. Maalesef Hıristiyanlıktaki sapmaları ve kilisenin yanlış uygulamalarına karşı aydınlanma hareketini başlatan Martin Luther’de kendine Pavlus’u örnek aldığı için o da Nasranî gerçeğini görememiş ve Yakup’un Mektubu için kuru laf satası nitelemesini yapmıştır.67 O zaman dilimi için bunlara göre değerlendirmeler yapabilmek kolay değil. Tamamen dinin temellerini yıkmak gibi algılanırdı. Herhalde bu gerçekleri görebilecek ABD’de ki ‘İsa Okulu’ gibi eleştirel düşünceye açık beyinler için 21. yüzyılı beklemek gerekecekti. Böyle çalışmalarla Hz. İsa’nın ve Havarilerinin yolu olan NASRANÎLİK tüm gerçekliği ile gün yüzüne çıkarılacaktır.

İlk kilise babaları Nasranîlerden bahsederler. Lyons Pikopası İreneus ‘Sapkınlara Cevap’ isimli eserinde ve Justin Marty M.S. 150 yılında yazdığı eserde onlardan bahseder. Her iki kilise babası Nasranîler için, Hz. İsa’yı tanrı değil insan Mesih olarak kabul ettiklerini, Yahudi şeriatına uyduklarını, sünnet olduklarını, Sebt (Cumartesi tatili) gününe uyduklarını, domuz gibi haram yiyeceklerden kaçındıklarını ve Pavlus’çu Hıristiyanlarla düşman olduklarını yazmaktadır.68 4.yüzyıl kilise tarihçisi Evsebus onlar hakkında; Hz. İsa’nın bakire Meryem’den Tanrı’nın bir mucizesi olarak doğduğunu kabul ettiklerini, ama Logos ve Tanrı olarak önceden beri varolduğunu kabul etmediklerini yazar. 69

Demek ki bizim iddialarımızın varlığını, aslında ilk kilise babaları bile doğrulamaktadır. Ama sapkınlık olarak. Nasranî, Nazarenler veya Nasuralar olarak geçen bu kelimenin kökeninin, Hz. İsa’dan önce, merkezi Yahudi anlayışını sapkın bulan bir Yahudi ekolüne ait olduğu bilinir. Yine bu kelimenin, Hz. İsa’nın büyüdüğü kasaba Nasıra ile ilgisi yoktur. Kelimenin İbranice kökü olan NZR ‘adamak veya kendini vakfetmek’ anlamına gelir. Yani  ‘kendisini Tanrı’ya adayan’ anlamına gelir. Filip İncili’nde Nasara kelimesi ‘Hakikat’, Nasaralı ise ‘Hakikat Adamı’ anlamında olduğu belirtilir (Filip İncili–47).Bunlar Tevrat’a sıkı bağlı yaşamaları, et yememeleri ve saçlarını kestirmemeleri ile tanınırlardı. Merkezi Yahudilerin ellerinde bulunan Tevrat’ın gerçek olmadığını ve birçok defa değiştirildiğini iddia ediyorlardı.70 Hz. Yahya ile ilişkilerinden dolayı Sabilik de yine bu ekol içinden doğmuş olduğu söylenir. Hz. Yahya’da bu hareketin önemli bir peygamberi idi. Dolayısıyla Yahudiler Hz. İsa’nın hareketini Yahudilik içinde aşırı bir akım olarak değerlendirerek bu hareketi Nasuri akımının devamı saymışlardır. Aynı gurubu ilk dönem kilise babaları, Ebonitler veya Ebionlar  (fakirler) olarak ta isimlendirmişlerdir. Çünkü Ebionlar, Hz. İsa’nın peygamber ve Mesih olduğuna inanıyor, fakat Pavlus’un ortaya attığı Tanrılığını kabul etmiyorlardır. Hz. İsa’nın kardeşi Yakup liderliğine bağlı ve kendilerine ait İbraniler İncilini Kabul ediyorlardı. Hıristiyanlar tarafından hazırlanmış bir ‘Hıristiyan Sözlüğü’ konumundaki “A Dictionary of Christian Biography” de II. bölüm sayfa 26–27 de Ebionlar hakkında neler yazmaktadır bir bakalım;

Ebionlara göre Şeriat herkes için geçerliydi…Bu konuda İsa’nın sözlerinden alıntılar yaparak ‘İsa’nın yolunu aynen izlemeliyiz’ diyorlardı.Çünkü onlara göre İsa Şeriat’a harfiyen uymuştu ve bu nedenle seçkindi..Tahmin edilebileceği gibi Aziz Pavlus’tan özellikle nefret ediyorlardı. Onu Aziz Petrus, Aziz Yakup ve Aziz Yuhanna’ya açıkça karşı gelen bir kişi olarak tanımlıyorlardı. Pavlus’un elçilik yetkisini tanımıyorlar, çünkü onun İsa’yı görmediğini, Kudüs’teki diğer havarilerden de bir eğitim almadığını söylüyorlardı. Pavlus’u ‘aldatıcı ve tanrının sözünü bozan bir saptırıcı’ olarak tanımlıyorlar, onun ‘insanları memnun etmek için şeriatı kaldırdığını’ ve ‘kendisini övdüğünü’ söylüyorlardı.  Onlara göre Hıristiyanlık Musa’nın ilkel dini ile aynı şeydi. Eski Ahit yazıları arasında ilk beş kitaba önem veriyorlardı. İsa’yı da; Adem, Nuh, İbrahim, İshak,Yakup,Harun ve Musa ile aynı seviyede ve onların geleneğini izleyen bir Yahudi peygamberi olarak görüyorlardı…Bazı Ebionlar Adem ile İsa arasında bir benzerlik kuruyorlardı.İsa onlara göre Musa’nın halefiydi, daha yüksek bir otorite değil.Kendi İncilleri’nde var olan bir anlatmaya göre İsa şöyle demişti ;”Ben, Musa’nın ‘size rabbiniz olan Tanrı benden sonra içinizden bir peygamber çıkaracak’ diye haber verdiği peygamberim” Ebionlar şarap içmeğe karşıydılar…Öte yandan evliliğe taraftardılar ve hatta erken yaşta evlenmeği tavsiye ediyorlardı.71

Yine The New Catholic Encyclopedia’nın V.bölüm 29.sayfada Ebionlar hakkında şunları yazar.

Ebionlar Aziz Pavlus’un teolojisine şiddetle saldırdılar çünkü onun “ İsa’yı gördüm” dediği olayla aslında şeytani bir halüsinasyon gördüğüne inanıyorlar ve onun Kudüs’teki Aziz Yakup tarafından savunulan Yahudi şeriatına bağlılık ilkesine karşı çıkmasına tepki duyuyorlardı…Onların gözünde Mesih bir insan oğlu olarak Yahudi şeriatının büyük bir reformistiydi ve öğretisi , Musa’nın Tevrat’ına sonradan sokulmuş öğeleri ayıklamayı amaçlıyordu…Ebionlar hakkındaki bilgiler genellikle tutarsızlıklarla doludur.Anlatılanlara göre ‘İbranilerin İncili’ adı verilen ve büyük ölçüde  Matta İnciline paralel olan bir İncil kullanıyorlardı.72

Son yıllarda Hz. İsa’nın çarmıhtan sağ olarak kurtulduğu, İncil’de devamlı yanında olan Mecdeleli Meryem’le evli olduğu ve Kudüs’ten Fransa’ya kaçtıkları, burada çocukları yaşadıkları yazılmaktadır. Bu konuda en inandırıcı deliller Hindistan’dan gelmektedir. Hz. İsa yanında Meryem isimli bir kadınla geldiği mezarı Keşmir’de Muri bölgesindedir ve 1875 yılına kadar bu bölgenin adı Meryem olarak adlandırlmıştı. Bu mezar Yahudi geleneklerine göre güney ve batı yönündedir. Hz. İsa’nın mezarı da Keşmir bölgesinde Srinagar’dadır. Halk arasında Yuz Asaf (birleştirici İsa), Şehzade Nebi ve Hz. İsa Sahip isimleriyle anılır. Hatta elinde İsa’nın soy kütüğü olan ve O’nun soyundan olduğunu iddia eden Sahipzade Beşerat Selim isminde bir kişi mezarın bakıcılığı yapmaktadır. Selim’in babası ve babaannesinin hastaları iyileştirme güçüne sahip oldukları bilinir.(Da Vinci’nin Kutsak Kasesi,say.179-180, M.Sakioğlu-İst-2006) Keşmir’de birçok insan ve yer isimleri ile kullanılan dillerinde İbranice kelimeler bulunmaktadır. Rus kökenli gazeteci Nikola Notoviç 1887 yılında, Kuzey Hindistan’da Ladak’ta Khemis Budist manastırında bir İncil bulur. Aynı İncili 1925 yılında Avrupa’lı N.K. Rerich’te görmüştür.73 Herhalde Budist manastırında olması onu resmi kiliselerin imhasından korumuştur. İncilin aslı önce, Hz. İsa’yı Hindistan ve Nepal’de yaşarken tanıyan kişiler tarafından Pali dilince yazılmış, daha sonra Tibetçe’ye çevrilmiştir. Bu İncil Roma topraklarında bulunmadığı için, diğer yazarlar gibi pagan, gnostik felsefelerden etkilenmediğinden son derece önemlidir. Başka dillere çevrilme sırasında veya kilisenin görüşlerine uydurmak için eklemeler olduğu endişesinden uzaktır. Yani bu İncil’de saf Nasranî düşüncesi hâkimdir. Belki Hint düşüncesi etkileri bulunur diye düşünülebilir. Ama Hz. İsa’nı 14-29 yaş arası Kuzey Hindistan’a gelip eğitim gördüğünden bahsedilmesine rağmen, daha sonra onların tanrı anlayışlarını reddederek, Tek ve eşiz Tanrı’yı anlattığından uzunca bir şekilde bahseder. Hindistan’da eğitim görerek böyle fikirleri öğrenmesi biraz zor. Bu İncilde Hint Düşüncesinin etkileride yok. Orada eğitim meselesi belki bir abartıda olabilir. Ama biz bunlardan ziyade bu İncildeki Hz.İsa’nın fikirlerine bakmalıyız. Roma-Yunan etkisinden uzak bir bölgede yazılması, bu İncili çok özel kılmaktadır. Bu zamana kadar bulunan diğer İncillerde Mısır-Roma-Yunan paganizminin etkileri göze çarpar. Dolayısıyla bu İncilde özellikle Pagan inançların etkisinin olmaması, onun orijinal öğretilere korudu ortadadır. Bu İncilde Hz. İsa’nın ismi İSSA, Musa’nın ismi MUSSA olarak geçmektedir. Kitapta Hz. İsa’nın Kutsal Ruh’un (Ebedi Ruh) etkisinde olduğu, Tek ve Eşiz Tanrı’yı anlattığı vurgulanır;

“8.İssa adı verilen çocuk, daha çok genç iken Tek ve Eşiz Tanrı’dan bahsetmeye, yolunu şaşıran kalpleri tövbe etmeye ve işledikleri günahlardan arınmaları için ikna etmeye çalıştı.” (Tibet İncili-IV)

10.Ebedi kanun koyucu Tek’tir. Ondan başka Tanrı yoktur. O, dünyayı başka kimseyle paylaşmamıştır, kendi niyetlerini kimseye anlatmaz.” (Tibet İncili-VI)

“12.Fakat Eş’i olmayan Tanrı’mız, Tek’tir, Kadir’dir, her şeyi Bilen’dir, Lamekan’dır, Alim-i küldür ve İlimlerin Sahibi’dir.” (Tibet İncili-XI)

Böyle bir Tanrı anlayışı, herhalde Hindistan’da bilinen bir şey değildi. Bunlar tam bir ilahi vahiyle bilgilenen bir peygamber sözleridir. Paganlar gibi, Tanrı’ya “BABA” tanımlanması yoktur. İncilde Hz. İsa’nın, üç yıl irşat faaliyetlerinde bulunduğundan bahsedilir. Yine bu İncilde, işin en önemli ve ilginç yanı Hz. İsa’yı çarmıhta asarak cezalandırmak isteyen Yahudiler olmayıp, Roma Valisi Pilatus’un kendisidir;

24. Hakimler (Yahudi Sanhedrin üyeleri), aralarında istişare ederek, Plat’a (vali Pilatus) dediler: ‘Biz kanunlarımıza karşı çıkarak, bir masumu yargılayarak ve eşkıyaları af ederek üzerimize büyük bir günah almayacağız.25. ‘Ne istersen onu yap’. Bunu söyleyen din adamları ve ihtiyarlar dışarı çıktılar ve : ‘ Biz bu mü’min insanın ölümünden suçlu değiliz’, diyerek, ellerini mukaddes kapta yıkadılar.” (Tibet İncili-XIV)

Burası çok ilginçtir ve dört İncilde aynı sözleri söyleyip ellerini ‘Mukaddes Kap’ta’ yıkayan Roma Valisi’dir.74 Çarmıhta ölüm cezası Tevrat’ta ve Yahudi hukuk kitabı Talmud’ta bulunmayan bir cezadır.75 Zaten çarmıh cezası Roma’ya baş kaldıranlara verilir ve Hz. İsa içinde Roma’ya karşı halkı ayaklandıran, çarmıhta ‘Yahudilerin Kralı’ diye yazılmıştı. Bütün bunlardan bir de şu gerçeğin olduğu anlaşılmaktadır. Zalim ve işgalci Roma’ya karşı Yahudiler ve Hz. İsa karşıydı. Pavlus ve onun yolundan gidenler her ne kadar Roma ile barışık bir din ve İsa portresi sunsalarda, mevcut  İnciller’de bu gerçek gizlenememektedir;

“1 Sonra bütün kurul üyeleri kalkıp İsa’yı Pilatus’a götürdüler.

2  O’nu şöyle suçlamaya başladılar: “Bu adamın ulusumuzu yoldan saptırdığını gördük. Sezar’a vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor.”

3  Pilatus İsa’ya, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu. İsa, “Söylediğin gibidir” yanıtını verdi.” (Luka-23)

Havariler arasında fanatik Yahudilerin (Yurtsever Simon Zealot) bulunması76 Hz. İsa yakalanmadan önce kılıç satın alınmasını istemesi77 Hz. İsa’nın tutuklanmasında Petrus’un kılıcı ile müdahale etmesi bunun kanıtlarıdır.78 Zaten zalim Roma ile uyuşan bir peygamber düşünülemez. Çünkü peygamberlerin daima zalimlere karşı, mazlumları yardım etmek için gönderildiğini görmekteyiz. Çünkü Tanrı zulmü onaylamaz. Affetmediği tek şey insanlara zulmetmektir. Yine Tibet İncil’inde, Vali Pilatus’un Hz. İsa’nın cesedini mezardan gizlice alıp başka yere naklettiğinden ve mezarı boş bulan insanların O’nu göğe yükseldiğini sandıklarından bahseder (Tibet İncili-XIV). Bu da ölümden sonra dirilmesiyle ilgili SON DERECE ÖNEMLİ başka bir ayrıntıdır. Daha öncede dediğimiz gibi, doğru bilgiler Roma-Yunan etkisinden uzak yerlerde. Ortada bir çarmıh cezası olduğu bir gerçek. Ama sonrası net değil. Tekrar özetlersek; İncilde Hz. İsa bir insan peygamber ve asli günah için değil Roma’ya karşı olduğu için çarmıha  Roma valisi tarafından çarptırıldı. Tanrı tek ve Hz. İsa’nın dirilip göğe alınması yok. Bütün bunlar resmi söylemleri sarsacak sonderece önemli iddialar. Sanırım Barnaba İncilinde anlatılanları doğrulayacak en önemli metin. Yani bu İncilde tıpkı Nasranilerin Hz. İsa’dan sonraki lideri Yakup’un İncilinin bir benzeri. Yine bu eser de Batı’da olmadığından gereken önem verilmedi. Yine Ortaçağ uzmanı tarihçi Schlomo Pines, 1960 yılında İstanbul’da ki tarih arşivlerinde 5. yüzyıldan kalma Arapça bir doküman buluyor. Bu doküman bugünkü İran sınırına yakın Kuzistan bölgesindeki bir manastırda bulunmuştu ve Nasranîler hakkında bilgiler vermekteydi. Bu dokümandaki bilgilere göre Nasranîler; Hz. İsa’nın Tanrı değil, bir insan olduğu belirtilmekte ve ona ilahlık atfeden her türlü anlayış eleştirilmektedir. Yahudi Yasasının önemi vurgulanmaktadır. En önemlisi Pavlus şiddetle eleştirilmekte ve onun yolunda gidenlerin ’Mesih’in Dinini terk ettikleri ve Romalıların dini inançlarına kapıldıkları’ söylenmektedir. Mevcut İncillerin güvenilmez, ikinci el kaynaklar olduğu anlatılıyor ve Hz. İsa’nın getirdiği müjdenin ve onun hakkındaki bilgilerin yalnızca bir kısmını aktaran ikinci el bilgiler olduğu iddia edilmektedir.79 Bu belgeye göre demek ki Hz. Muhammed’in gelişine kadar bu gurup varlığını sürdürmüştür. İlerleyen yıllarda çeşitli kilise ve konsil baskılarıyla Nasranîler genelde Roma ve Bizans baskılarından uzak Habeşistan, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan bölgelerinde yaşamışlardır. Daha çok doğuda Nasturilik akımında kendini göstermiştir. Nasturilik mezhebinin ayinlerinde bugün bile Tanrı’ya secde etmek vardır.80 Secde etmek ise namazın özüdür. Süryanilikte namazda vardır. Aslında namaz Tevrat’ta da bir çok yerde vardır:

“6-Gelin, secde kılalım ve eğilelim; Bizi yaratan Rabbin önünde diz çökelim” (Mezmur-95

Nehemya-8:6, 2. Tarihler-20:18, 1.Krallar-8:54 vb. Merak edenler Tevrat’a bakabilir. Fakat “Kitabı Mukaddes yayınlarının” 1997 yılındaki Tevrat tercümesine bakılmasını tavsiye ederiz. Çünkü daha sonraki yıllarda basılan Tevrat’ta maalesef yine konuların çarpıtılıp değiştirildiği görülmektedir. Musevi Samirilerin ve Karailerin ibadet yerleri cami gibidir ve tıpkı müslümanlar gibi, abdest alıp namaz kılarlar. Şimdi insan sormadan edemiyor İncillerde birçok yerde Tanrıya tapmaktan bahsediyor. Bu nasıl bir ibadettir kiliselerde neden göremiyoruz? Bütün bunlar Hz. İsa’nın gerçek inancı olan Nasranîlik İnancının nelerden oluştuğunu bizlere anlatmaktadır.

6,324 toplam okundu, 0 bugün okundu, 22.12.2023 son okundu