Bir önceki konuda Kilisenin Tanrı’yı tanımlama konusunda, asırlar süren tartışmaların sonucunda nasıl bir teslis anlayışına vardığını gördük. Şimdi bunun tanımı üzerinde duracağız. Teslise göre Tanrı tektir ama özünde üç ayrı kimlik vardır. Tanrı’nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olmak üzere üç ayrı kimliği bulunmaktadır, ama Tanrı tektir. Bu kimliklerin her biri Tanrı’dır ve tek bir Tanrı vardır.23 Tanrı’nın bu kimlikleri tamamen ayrıdır. Yani Baba Oğul değil, Oğul da Kutsal Ruh değildir. Dolayısıyla Baba da Kutsal Ruh değildir. Bunlar Tanrı’nın ayrı kimlikleridir. Fakat üçü de tek ve aynı özü paylaşmaktadır. Ama bunlar tek bir Tanrı’nın sadece üç ayrı kimliği değil,  her bir kimlikte aynı zamanda Tanrı’dır ve Tanrı’nın tüm sıfatlarına sahiptirler. Bunların her üçünün de Tanrı olduğunu belirtmezsek, sadece üç ayrı kimlik dersek, Oğul ve Kutsal Ruh’un Tanrı olmadığını, Tanrı’dan aşağı olduğunu gösterir. Yani Tanrı bazen Baba, bazen Oğul ve bazen de Kutsal ruh olarak rol alan tek bir kişi değildir. Tanrı olan üç ayrı kimlik sonsuzdan beri varolmuş ve sonsuza kadar varlığı devam edecektir. Bu üç ayrı kimlik Hz. İsa’nın vaftiz olayında beraberce görülür.24 Yani tek olan Tanrı her an üç kişidir. Buna üçlü birlik (Teslis) denir. Hıristiyanlıkta Tanrı Üçlü birlikten oluşur. Tanrı birdir ama üç görünümü vardır. Baba’da, Oğul’da Kutsal Ruh’ta gerçekte aynı Tanrı’dır. Üçlü birlik üyeleri arasında fark var mıdır? Niçin üç ayrı kimlik vardır? Bu kimliklerin farklı işlevleri ve etkinlikleri vardır. Şöyle ki; evrenin yaratılması ile ilgili düşünceler Baba’ya aittir. Fakat bu yaratma işini, yani yaratılışı gerçekleştiren ve yürüten ise Oğul’dur (ama nedense Hz. İsa’nın yaratılışında Kutsal Ruh etkindir). Yine insanlığın kurtuluşunu tasarlayan Baba’dır, bunu gerçekleştiren ise yine Oğul’dur. Bu görevi sadece Oğul yerine getirir ve bu işlerde Kutsal Ruh’un hiçbir etkinliği yoktur. Oğul , Baba’nın yönlendirişine uyar. Kutsal Ruh’un etkinliği ise, daha çok Oğul Baba’nın yanına alındığında, İnananları kutsal kılacak bir yaşam vermek ve hizmet etkinliğinde onları yönlendirmek eylemlerinde bulunur. Böylece her üyenin ayrı rolü vardır. Oğul Baba’ya, Kutsal Ruh’ta hem Baba hem de Oğul’a bağlıdır. Bu bağımlılık hiçbir zaman, bu üyelerin birbirlerinden daha az önemli olduğunu göstermez, üç kimlikte eşittir (gerçi Yuhanna (14.28) Hz. İsa: Baba benden üstündür der. Markos (13:32)’ye göre Baba’dan bilgisi azdır). Her biri eksiksiz bir şekilde tümüyle Tanrı’dır. Her bir kimliğe Tanrı olarak tapılır. Ama bu üç ayrı kimlik üç ayrı Tanrı’yı temsil etmez. Tanrı tektir. Bu üç kimlikte sonsuzluktan beri varolmuştur.25 Yani Tanrı’nın üç farklı rolü vardır.

Hıristiyan Tanrı inancı teslisle ilgi bütün bu tanımlamaları, A.B.D. Üniversitelerinde İlahiyat Proföserleri olan Hıristiyan İlahiyatçıları Wayne Grudem ile Jeff Purswell’in yazmış oldukları ‘Hıristiyan İlahiyatı’ isimli eserlerinden aldık. Tabi Havarilerin ve Pavlus’un böyle bir Tanrı anlayışı yoktu. Üçlü birlik veya teslis (trinite), Yunanca trias’dan türemiş bir tabir olup ilk defa 180 yılında Antakyalı Theophile tarafından kullanılmıştır.26Zaman içinde konsillerde tartışılarak şekillendirilmiş olduğunu gördük. abi sıradan bir insanın kolayca kavrayıp anlayabileceği bir tanım değildir. Her ne kadar öyle olmadığı söylense de, her biri Tanrı olan hem üç ayrı kişi veya kimlik, hem de tek bir Tanrı. Kabaca hem üç hem tek. Bunun kolayca kavranamayacağını kendileri de kitaplarında belirtmektedirler ve üçlü birlik gerçeğini yeterli bir şekilde açıklayan hiçbir benzetme yoktur, bütün verilen örneklerin hepsinde de eksiklikler olduğu itiraf edilmektedir. Kilise tarihi boyunca, Üçlü Birlik öğretisini tanımlamak amacıyla üretilen çözümlerin hepsinin de eksiklikler taşıdığı belirtilmektedir.27 Sonunda şu gerçek vurgulanmaktadır;

 

Tanrı’nın üç ayrı kimliğini ve her kimliğin tümüyle Tanrı olduğunu, bununla birlikte Tanrı’nın tek olduğunu kavrayabilmek gerçekten zordur. Aslında, ruhsal sağlığımız için, Tanrı’nın varlığının bizim kavrayışımızın çok ötesinde olduğunu açıkça kabullenmekte yarar vardır.”28

 

Biraz daha anlaşılır biçimde söylersek; her biri Tanrı olan birbirine bağımlı olan üç ayrı kişi sonsuzdan beri var, sonsuza dek varlıkları devam edecek ve üç kişi aslında tek kişidir. Biri düşünce üretiyor diğeri bunları gerçekleştiriyor üçüncüsü de gerektiğinde icraatlarda bulunuyor ve bunlar tek kişi oluyorlar. İnsan mantığın kavraması zor. Buna karşı şu söylenmektedir; ‘Tanrı öyle yüce ve gizemli bir varlıktır ki insan aklının onu tam anlaması mümkün değildir. Zaten kolay anlaşılsa Tanrı olmazdı’ gibi izahlarda yapılmaktadır. Ayrıca haklı olarak, ‘İslam İlahiyatında da Tanrı’yı tam kavramak imkânsızdır’ diye söylenerek konuya açıklık getirilmek istenmektedir. Şimdi şu çok iyi anlaşılmalı ve ayırt edilmelidir. İslam Tanrı anlayışındaki, insan aklı ile kavranması mümkün olmayan, Allah’ın varlığının ve zatının nasıl olduğudur. Çünkü Allah; evrendeki yaratma ve varlık kanunlarıyla sınırlı olmadığından, O’nu evrendeki bir varlık gibi değerlendiremeyeceğimiz için ve insan bilgisinin sınırları da evrenle sınırlı olduğundan, ancak zatının mahiyetini aklımızla çözmemiz imkânsızdır. Ama Hıristiyan İlahiyatındaki durum farklıdır ve konunun Tanrı’nın zatıyla bir ilgisi yoktur. Burada Tanrı’ya, insan aklının yorumuyla evrendeki varlıklar gibi üç kimlik verip, sonrada bu üç kimliğin aslının bir tek varlık olduğunu iddia edilmesidir. Burada anlaşılmayan şeyin Tanrı ile ve Tanrı gizemiyle bir ilgisi yoktur. Anlaşılmayan şey bir mantık ilmi olan matematikle ilgili bir konudur. Üç nasıl oluyor da bir kişi oluyor? Konu bu. Tanrı sonsuzdan beri ve de her an üç ayrı kişi olarak var olacak ama bu üç kişi aslında bir tek kişi olacak. Yahudilik ve İslam’da olduğu gibi tek kimlikte güçü mü eksik kalıyor? Her birinde noksan sıfatlar bulunan üç farklı Tanrı tanımı ve parçalara bölünmüş bir Tanrı. Bunların her şeye gücü yeten Tanrı gerçeğine uyması düşünülemez. Her şeyi programlamaya güçü olan Tanrı’nın yaratmaya, ya da inananlara destek vermeye güçü yok mudur ki Oğul ve Kutsal Ruh olarak kimliklere bürünsün. Hz. İsa’nın tabiatı içinde aynı durum söz konusudur. Bir varlık nasıl olurda aynı zamanda hem Tanrı ve hem de insandır. Her ne kadar biz tek tanrıya inanmaktayız deseler de insan olduğu apaçık belli olan Hz. İsa’nın da Tanrılaştırılması açık bir şirktir.Bir de işin içine 431 yılındaki I.Efes konsilinde Hz.İsa’nın annesi Hz. Meryem için,’Theotokos’ Tanrı’nın Annesi unvanı verilip, göklerin kraliçesi ilan edilmesi işi iyice karıştırmıştır. Başta Katolikler olmak üzere, birde bunların heykellerinin kiliselere dikilmesi sonucu, uygulamada tam bir çok tanrıcılık ortaya çıkmıştır. Zaten normal bir insanın bile işin içinden çıkması zor olan teslis anlayışını, geniş halk kitleleri üç tanrı olarak algıladı.29 Yalnız bir farkla, Kutsal Ruh’un yerini Hz. Meryem almıştı. Meryemciler olarak anılan gruplar türedi.30 Çünkü Kutsal Ruh’un nasıl bir varlık olduğu tasarlanıp heykelleri yapılamadığından bu boşluk Hz. Meryem ile doldurmuş oldu. İşte İsa Karataş’ın kitabının 101. sayfasında yer verdiği Kur’an ayeti, bu gibi inançta olanları uyarmak içindir herhalde!

“116 Allah: Ey Meryem oğlu İsa ! İnsanlara, “Beni ve anamı, Allah’tan başka iki tanrı bilin” diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, “Haşa ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz…….

117 Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim.İçlerinde olduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. ..” (Kur’an-Maide-5)

 

Ayrıca Hz. Muhammed döneminde Hz. Meryem’in tanrıçalığının ve kiliselerdeki heykel ve ikonaların İncilde olmadığı ve bunların putperestlik olduğu gerçeğini anlayan Protestanlığın daha doğmadığını İsa Karataş bilmesi gerekir. Bunu bilen birinin de yukarıdaki kur’an ayetini sorgulamaması gerekir. Eğer hatırlamıyorsa biz hatırlatalım. MS: 431 yılında toplanan Efes konseyinde kim Theotokos (Tanrının Annesi) ilan edilmiş bir baksın. Kendisi o günlerde şimdi söylediklerini söyleyebilecek miydi acaba? Sonu Antakyalı Nestorius gibi olurdu sanırım. Yine de yüzlerce yıl sonra Antakyalı Nestorius cizgisine gelebilmekte büyük ilerleme sayılır. Bunlar ve ” Gerçeği Saptıranlar” kitabının aynı sayfasında Hz. Muhammed döneminde var olduğu Kur’an ayetlerinde anlatılan, yanlış inançlara sahip bir takım gurupları İsa Karataş’ın bilmemesi çok garip. Hiç Kimse bile bile Gerçekleri saptırmamalıdır. Bir kanıtta Carlos Mandrigel’in “Üç Tanrı mı? Tek Tanrı mı?” kitabının 21ve 22. sayfasınından sunalım. Yazar özellikle Habeşiştan merkezli Hıristiyanların Baba, Oğul ve Meryem inancının üç Tanrı’ya dönüştüğünü, 7. yüzyılda Arap dünyasında bu etki yaygındı. Maide-73-116 ve Nisa-171 ayetleri bu anlayışı eleştirdiği belirtilir. İ. Karataş, yine kitabının aynı sayfasında Tevbe (9:30)’ da ‘Yahudilerin Üzeyir Allah’ın oğludur’ dediklerini eleştiren kur’an ayetini ve Nisa (4:171) ‘Allah üçtür demeyin’ diyen Kuran ayetleri de bu guruplar için Kur’an’da yapılan ikazlardır. Katolikliğe iyi bakılırsa Tanrı yerine, Meleklere, Aziz ilan edilmiş kişiler ile onların resim ve heykellerine bile dua edildiği görülecektir. MS:787 yılında diğer bir İznik Konsilinde bu yapılanların putperestlik olmadığı, onların temsil ettikleri Mesih ve Tanrı’ya ibadet edildiği vurgulanmıştır. MS:680 yılında V. İstanbul Konsilinde bunlara tapmak putperestlik olduğu kararına rağmen. Ama unutulmamalıdır ki Putperestler de resim ve heykellerin onları tanrılarına yaklaştırdıklarını söylemektedirler. Kur’an’da tam teslis eleştirisini görmezden gelenler varsa, şu ayete bakmalarını öneririz;

 

73 Andolsun ‘Allah, üçün üçünçüsüdür’ diyenlerde kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Allah’tan başka hiçbir Tanrı yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir.”(Kur’an- Maide-5)

 

Tabi aşağıda göreceğiniz ifadelerdeki gibi Tanrı tanımı gören orta çağdaki insanlar, Tanrının nasıl bir varlık olduğu hakkında neler tasavvur ederler bir düşünün. Hele bu insanlar bir de eski Yunan –Roma tanrı anlayışından geliyorlarsa;

 

8 Filipus, “Ya Rab, bize Baba’yı göster, bu bize yeter” dedi.

9 İsa, “Filipus” dedi, “Bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba’yı görmüştür. Sen nasıl, ‘Bize Baba’yı göster’ diyorsun.”(Yuhanna-14)

 

Hele bir de Tanrı hakkında resim ve heykel yapmakta yasak değilse. Her taraf pagan-putperest tapınakları gibi Tanrılaşmış heykel ve resimlerle dolar.

 

İsa,Tanrı haline gelen bir insan değil, Tanrılığını kaybetmeden insan haline gelen Tanrı’dır31

Gerçi bu işte bir sorun olduğunun farkındalar;

 

Tanrı, insanların anlayacağı bir şekilde, insan bedeni alarak, kendisini insanlara göstermesiyle anlaşılabilir. Beden almış olan bu kişi, Tanrı’nın sonsuzluğunu ve her yerde olma halini temsil etmese de,  (bunun için zaman ve mekan uygun değildir), Tanrı’nın doğasını açıkça ifade edebilirdi. “32

 

Artık ne anlarsanız, hiç olmazsa doğasını anlayabildiniz mi? bence bırakın hiç olmazsa doğasını anlamayı kafaları iyice karıştırdılar. Yine bütün bunları Tevrat’la nasıl bağdaştırılır anlamak çok zor;

“6 “‘Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim.

7 “‘Benden başka tanrın olmayacak.

8 “‘Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın.

9Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın.”(Tevrat-Yasanın Tekrarı-5)

 

Bu konuda Tevrat’ta daha bir çok uyarı bulunmaktadır İşaya (2:17-18), Leviler (26:1), Sayılar (33:52), Çıkış (34:13-14).Efendim şimdi bunlara ne gerek vardı diye düşünebilirsiniz. Diğer semavi dinlerde olduğu gibi Tanrı tektir deyip, işin içinden çıkmak varken, üç kimliğe ne gerek vardı da iş bu kadar karıştırıldı. Çünkü buna mecburlarda ondan. Ortada sadece Pavlus’un mektupları ve Yuhanna İncili olsa problem kalmayacak. Özellikle İlk Sinoptik İnciller de Tanrı’nın tek olduğu ve Hz. İsa’nın insan olduğu vurgulanmaktadır. Birinde Tanrı’nın tekliği vurgulanırken, diğerlerinde Hz. İsa ve Kutsal Ruh’un da tanrı olduğu iddia edilince,  Kilise ne yapsın, işin içinden çıkmak için mecburen üç tanrıda tek tanrı formülüyle durumu kurtarmaya çalışmaktadır. Eğer Hz. İsa için Tanrı olduğu söylenmezse, nasıl olurda günahlardan kurtarıcı ve yargılayıcı olurdu ve O’na nasıl tapılırdı. Bu da yetmiyor eğer 451 yılındaki Kadıköy konsilinde ‘O aynı zamanda hem de insandır’ denmesi gerekiyor. Çünkü Çarmıhta Tanrı nasıl olurda can verir. Aslında konsiller İncillerde bunun gibi daha birçok terslikleri böyle kararlarla halledebilirlerdi. Mesela Hz. İsa için ayni zamanda hem de peygamberdi. Hem Beytlehem’de doğdu, hem de Nasırada. Hem imanla ve lütufla kurtulunur, hem de eylemle. İsmi hem İmmanuel, hem de isa. Hz. İsa’ya İncil hem Tanrı tarafından verildi, hem de verilmedi. Hem tekrar yer yüzüne gelecek, hem de gelmeyecek. Tevrat hem özgürlük yasası, hem de kölelik. Sünnet hem olmalı, hem de olmamalı v.s. İşte işin bir de bu yönü var.  Hz. İsa hakkında İncillerde bütün bu birbirine zıt tanımlamalar, acemice yapılan tahrifatın açık delilleridir. Bu konuda çekinmeden ve acemice tahrifat yapmaların sebebi Kilisenin dışında hiç kimsenin İncilleri, okuma ve yorumlama hakkının bulunmaması olsa gerek. Dolayısıyla bazı birbirlerine ters ifadelerin bulunmasından kilise çekinmemiştir. Demek ki bir gün insanlık aydınlacak ve asırlarca susturulan gerçeği araştıran insanların, Martin Lüther gibi kendilerini sorgulayacaklarını hesap edemediler. Tabi Martin Lüther o yıllarda kolay değil, ancak eldeki mevcut İncillere göre yorumlar yapabildi. Mevcut İncillerin dışına çıkılarak toplanan konsillerde alınan, İncillere çok açık terslikler içeren konulara karşı çıkabildi. Birçok konuyu sorgulayamadı. İncillerde açıkça teslis olmadığını belki gördü. Ama o gün bunu söylemek, mevcut Hristiyanlığı tümden yıkmak demekti. Bu durumda onu destekleyen kimse kalmazdı ve geniş kitlelere görüşlerini yayamazdı. Nitekin aynı yıllarda Protestanlık içinde teslisin İncilde olmadığını ve Tanrının tek olduğunu, Hz. İsa’nın insan olan bir peygamber olduğunu dile getiren birçok ilahiyatçı (Üniteryan-Tevhidçi akım) benzer durumda susturulmuştur. Bugün bu Üniteryan kiliseler bu iddialarını sürdürmeye devam etmektedirler. Mesela insan soramadan edemiyor, suçu işleyen insanlar ise, niçin cezayı bir başkası çeker ve Tanrı nasıl olur da oğlunun çarmıhta ölümüyle, insanların günahtan aklandığını kabul eder? Bir insan başka bir insana karşı haksızlık yapıp günah işlemişse Tanrının oğlunun suçu ne? Bu durumda kendisine haksızlık yapılan insanın hakkı nerede, anlamak zor değil mi? Yani sizin anlayacağınız Hıristiyanlığı bu sıkıntıya sokan Pavlus’un çarmıhı;

“İncil’in tüm öğretişinin, hatta Mesih inancı’nın özünün, İsa Mesih’in tarihsel ölümü gerçeği üzerinde kurulduğu bellidir. Eğer İsa çarmıhta ölmediyse, Mesih İnancı’nın tüm yapısı iskambilden bir şato gibi bir anda çöker. İncil yazarlarından Tarsuslu Pavlus’un belirttiği gibi, İsa Mesih ölüp yeniden dirilmeseydi, Mesih İnanlısı’nın inancı boştur, acıklı bir aldatmacadan başka bir şey değildir.”33

Pekâlâ, teslisin İncillerde bir dayanağı var mıdır ve bunlar nelerdir? Eğer bu durum İncillerde varsa, İnsanların ne suçu var. Tanrı varlığının böyle olduğunu İncillerde bildirdiyse, buna inananlar ne yapsın. Bu inanca gösterilen en önemli dayanak iki kitaptan;

 

18 İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.

19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin(Matta-28)

6 Suyla ve kanla gelen İsa Mesih’tir. O yalnız suyla değil, suyla ve kanla gelmiştir. Buna tanıklık eden Ruh’tur. Çünkü Ruh gerçektir.

7-8 Şöyle ki, tanıklık edenler üçtür: Ruh, su ve kan. Bunların üçü de uyum içindedir(1.Yuhanna-5)

Tabi burada ki ifadeler doğru da olsa, bunlardan bir tanrının üç görünümü olduğu iddiası çıkmaz. Fakat asıl önemli olan bu ifadelerin İncillere, çok sonraları bu iddialara temel olması için ilave edildiğidir. Matta’nın 1.yüzyıla ait nüshalarında (28:19) bölümü bulunmamaktadır.34Markos İncili (16:15)’te diğer uluslara duyuru yapılmak isteniyor ama Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla değil. Yine İncildeki en önemli Nasrani kaynak,  Hz. İsa’dan sonra Havarilerin lideri Yakup’un Mektubunda Kutsal Ruh’tan hiç bahsedilmiyor. Hz. İsa’nın kardeşi Nasranîlerin lideri İncildeki mektubunda baştan sona tıpkı Tevrat ve Kur’an gibi bir Tanrıyı övmekte tüm yetkinin onda olduğunu vurgulamaktadır. Çarmıhtaki kurtarıcı İsa ve Kutsal Ruh’tan bahsedilmemektedir. Madem teslis inanacı bu kadar önemli Havarilerin Lideri neden bunun önemini vurgulamıyor. Luka’nın ‘Elçilerin İşleri’ kitabında Hz. İsa’dan sonra Havariler, niçin yalnızca Hz. İsa adına hastaları iyileştirip vaftiz ediyorlar ve Yahudilerden başka uluslarla ilişki kurulmasından niçin sakınmaktadırlar; 

19 Petrus hâlâ görümün anlamını düşünürken Ruh ona, “Bak, üç kişi seni arıyor” dedi.

20  “Haydi kalk, aşağı in. Hiç çekinmeden onlarla git. Çünkü onları ben gönderdim.”

27 Petrus Kornelius’la konuşa konuşa içeri girdiğinde birçok insanın toplanmış olduğunu gördü.

28 Onlara şöyle dedi: “Bir Yahudi’nin başka ulustan biriyle ilişki kurmasının, onu ziyaret etmesinin töremize aykırı olduğunu bilirsiniz. Oysa Tanrı bana, hiç kimseye bayağı ya da murdar dememem gerektiğini gösterdi.

44 Petrus daha bu sözleri söylerken Kutsal Ruh, konuşmayı dinleyen herkesin üzerine indi.

45 Petrus’la birlikte gelen Yahudi imanlılar, Kutsal Ruh armağanının öteki uluslardan olanların da üzerine dökülmesini şaşkınlıkla karşıladılar.” (Elçilerin İşleri-10)

Şimdi aşağıdaki metine iyi bakalım. Kutsal Ruh Tanrı ise havariler insanlara Tanrı mı dağıtıyorlar;

16  Çünkü Ruh daha hiçbirinin üzerine inmemişti. Rab İsa’nın adıyla vaftiz olmuşlardı, o kadar.

17Petrus’la Yuhanna onların üzerine ellerini koyunca, onlar da Kutsal Ruh’u aldılar (Elçilerin İşleri-8)

Bu yazının devamı Bölüm 2 de ele alınmıştır.

3,073 toplam okundu, 0 bugün okundu, 05.06.2024 son okundu