İnsanoğlu dünyadaki hiçbir canlı ile üstünlüğü tartışılmayacak kadar ileri bir beyin gücüne sahiptir. İnsan bu güçle temel ihtiyaçlarını tabiattan doğal olarak temin ettiği gibi, gelişmiş beyin gücünden istifade ederek, kendisi için yeni şeyler üretip hayatını kolaylaştıracak daha iyi şartlarda yaşama şansına sahiptir. Böylece hayvanlara göre daha iyi şartlarda yaşam sürebilir ve hayatta kalır. İnsandan sonra en gelişmiş varlık olan hayvanlar ise sadece yemeye, oyuna ve zamanı geldiğinde üremeye programlanmıştır. Hayvanlar gelişmiş bir hür iradeye sahip kavrama gücünden mahrum olduklarından, onları robot gibi genlerine işlenmiş programlar yönetir. İrade ve çevrelerindeki varlıkları anlamlandırma güçleri yoktur. Ancak insan sahip olduğu beyin veya ruhsal gücüyle, her şeyi anlama gücüne veya her şeye bir anlam verebilecek bir kabiliyette sahiptir. Tabi her şeyi anlamlandırabilen bir varlık ta hayata yön verebilir ve hayatın sırrını çözebilir. Sanırım Kuranda insanın yaradılışında vurgulanmak istenen gerçek te budur:


29- O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı……….

30- Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir HALİFE yaratacağım, dedi……..

31-Allah Adem’e BÜTÜN İSİMLERİ ÖĞRETTİ . Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.

32-Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.

33-(Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca…….(Bakara)


Bir varlığa isim vermek, onun ne olduğunu, neye yaradığını bilmek o varlığı anlamlandırmaktır. Yani insanoğluna dünyadaki varlıkları ve olayları kavrama gücü verilmiştir. Bu güçle sadece insan kainattaki müthiş düzenin ve güzelliklerin değerini anlayabilir. Bu da hayatın sırrını anlamaya kadar gider. Bu durumda insan nerden geldim, neden geldim, ne için yaşamalıyım, nelerden sorumluyum ve nereye gideceğim soruları çözecek güçte bir varlıktır. Ve en önemlisi bu düzen neden kurulmuş, sahibi kim bunu anlayacak güçtedir? İşte Allah’ın yeryüzünde insanı, kendisini temsilen (halife) seçme sebebi budur. Bütün canlılar genlerine yüklenmiş programlar gereği robot gibi yaşarlarken, insana bu ihsan, hür irade gücüne sahip hayatını özgürce sürdürebilme yetisinin sonucudur. Eğer bu düzeni, bu güzellikleri anlayacak ve Yaradan gibi bunlarla uyumlu düzen ve sistem geliştirebilecek güçte bir varlık olmadığında, bu kainatın ne anlamı olur mu?   Mükemmel bir güzellik var fakat bunu bilen yok, ne büyük eksiklik. İşte insan kainatta en büyük eksikliği tamamlayan varlıktır. Hani tasavvufta bir söz vardır Yaradan “Ben bilinmek istedim ve insanı yarattım” demiş. Allah ve O’nun gücünü anlayabilecek tek varlık insan. İnsana verilmiş bu ne büyük lütuftur. O yaradanın gözünde EŞREFİ MAHLUK bundan haberi yok. Ancak her emanet onu verenin talimatları doğrultusunda kullanmayı gerektirir. Bu ayni zamanda insana bir sorumluluk yüklemektedir:


“72-Gerçek şu ki, Biz [akıl ve irade] emaneti[ni] göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi;….. (Ahzap)


İşte bir zincirin birbirini tamamlayan halkaları gibi, insan bir de kendi kıymetini bilse. Hani Koca Yunus’un söyledikleri şimdi tam da buraya ne güzel oturur. “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendin bilmezsen, Bu nice okumaktır” Daha hâlâ asıl hayat gerçeğinden habersiz olduktan sonra, atomu parçalasan elektriği keşfetsen ne fayda. Kainatta yaratılmış düzenin sırlarını bir bir keşfediyoruz da, bu düzenin asıl sahibi ve bize şah damarımızdan daha yakın olan Rabbimizi nedense bir türlü keşfedemiyoruz. Yunusun tam da dediği gibi “bu nasıl ilimdir, bu nasıl okumaktır”. Kuran’da bu konuya ne güzel dikkat çekilmiş:


“164- Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır.(Bakara)

Tabi ki yaşamak için yeyip içmeye ihtiyacımız var. Ancak bütün bu gerçeklerden uzak, hayatımızı sadece bu ihtiyaçlarımızın temini peşinde yani KENDİ EGOMUZU TATMİN ETMEK peşinde harcıyorsak o zaman hayvandan ne farkımız olur? Hele bir de sahip olduğumuz gücü vereni tanımayıp kendimizi O’nun yerine koymaya, yani tanrılaşmaya çalışırsak ne olur halimiz? Sahip olduğu gücün gerçek sahibini tanımayan, bunu kendi elde etti zannına kapılıp kendini Tanrı yerine koyarak ahkâm kesmeye bile başlar. O’nun büyüklüğünü anlayamayan kendi büyüklüğüne kapılır, kendini bir şey sanır. Bu takdirde hayvandan çok daha aşağı bir yaratık olmaz mıyız? Yaradan yaradılış gayesinden uzak bu tarzda yaşayanları nasıl tanımlıyor görelim:


“179- Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İŞTE BUNLAR HAYVANLAR GİBİ, HATTA HAYVANDAN DAHA DA AŞAĞIDADIRLAR.  İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Araf)

4,5- Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.(Tin)


Ne güzel bir tanım; kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen”. Bizlere verilmiş bu derece gelişmiş anlama ve kavrama gücünü, Yaradan’ın hayat sırrını çözmek ve O’na yakın olup, yeryüzünde O’nun temsilcisi makamını elde eden neyi kaybeder ki. O’nu bulan neyi kaybetmiştir, O’nu kaybeden de neyi bulmuştur ki. Dünyanın gerçek sahibi varken ve içindeki nimetleri bütün insanların hizmetine sunmuşken, dünyayı gasp edip diğer insanları bunlardan mahrum edenlerin vay haline. Bu kutlu doğum haftasında, bizlere bu gerçekleri öğretmeye çalışan Kutlu Peygamberi ve bizlere hatırlattığı hayat gayesini anlayabilenlere ne mutlu.

İLHAN  AKKURT

http://www.kutupyildizi.org.tr/yazar/1304-o39nu-anlayabilmek.html

0 toplam okundu, 0 bugün okundu, son okundu