Cumartesi 29.08.2009 – 17:32
Hacı İsmail’in yaptığı davet çalışmalarıyla Brezilya’da İslam’a girenlerin sayısı daha kısa bir sürede 200’e ulaşırken kendisiyle İslam’a giriş süreci ve yaptığı davet çalışmalarıyla ilgili uzun bir röportaj gerçekleştirdik. İlginize sunuyoruz.

Adem Özköse / TIMETURK

-Brezilya’da çok meşhur birisiniz. Bu şöhretinizi neye borçlusunuz? Hayatınızdan kesitler dinlemek istiyoruz.

14 yaşından itibaren yoğun şekilde dini eğitim almaya başladım ve Hıristiyan İlahiyatını öğrenmek için bir okula girdim. 20 yaşıma kadar bu eğitim devam etti ve 20 yaşımda mecburi olarak askere gittim.

-Neler okudunuz?

Sadece 3 yıl Tevrat üzerine çalıştım. Diğer alanlarda da kendimi yetiştirdim. Askerdeyken de bu ilimleri unutmamak için çalışmalar yaptım. Müslümanlarla ilgili ilk bilgileri askerde duydum. Bir grup Brezilya Askeri Süveyş Kanalı sorunu nedeniyle Mısır’a gitmişlerdi. Mısır’dan dönen askerlere bize Müslümanların hepsinin terörist olduklarını söylediler. Müslüman kelimesini ilk defa askerde duydum. Yani 20 yasıma ulaştığımda İslam’la ilgili ilk defa bir şeyler duymuştum. Askerliğimi bitirdikten sonra tekrar okula geri döndüm ve 11 sene daha Hıristiyanlık üzerine eğitim gördüm.

-Ne tür dersler okutuyorlardı size?

34 ayrı ders vardı. Bu dersler üzerinde ihtisas sahibi olduktan sonra diploma aldım. San Paulo’ya geldim ve 5 kilisenin yöneticiliğine atandım. Kiliseye gelen insanlara vaazlar veriyordum ve bu vaazlarda sürekli olarak dünyadaki en büyük dinin Hıristiyanlık olduğunu anlatırdım ve insanların en çok İsa Mesih’in dinine ilgi gösterdiklerini söylerdim. Bir gün yine vaaz verdim ve vaazın sonunda yanıma gelen bir papaz arkadaşım, “Ya İsrail, biz en büyük din Hıristiyanlık diyoruz ama dünyada İslam isimli bir din de var. Bu dine de insanlar büyük ilgi gösteriyorlar.” dedi. 44 yaşımda ilk defa İslam kelimesini arkadaşımdan duymuş oldum. Papaz arkadaşıma İslam’ın ne olduğunu sordum. O da; “İslam Müslümanların dinidir.”dedi. Ben de arkadaşıma “Ben 22 sene önce askerde Müslümanların dünya için büyük bir sorun olduklarını duymuştum. İslam nasıl dünyanın en büyük dinlerinden biri olabilir” dedim. Papaz arkadaşım bu sefer; “Sen yanlış duymuşsun Ya İsrail. Müslümanlar iyi insanlardır ve günde 5 sefer namaz kılarlar” dedi. Müslümanların günde 5 sefer namaz kıldıklarını duyunca çok şaşırdım ve kendi kendime düşünmeye başladım. Ben bir papazdım. Papaz olmama rağmen günde bir kez bile namaz kılmıyordum. Sadece hafta bir toplu halde ibadet yapıyorduk. Fakat Müslümanlar günde 5 kez Allah’a ibadet ediyorlardı. Papaz arkadaşım ayrıca Müslümanların senenin 1 ayını oruçlu geçirdiklerini de söyledi. Ben ise 5 kiliseyi birden yönetmeme rağmen senenin sadece 3 gününü oruçlu olarak geçiriyordum. Papaz arkadaşımdan ayrıca Müslümanların sadaka verdiklerini ve fakirlere yardımcı olduklarını duydum. Bütün bu duyduklarım Müslümanlar adına güzel işaretlerdi. Bu papaz arkadaşımla yaptığımız konuşmanın ardından başka bir papaz arkadaşım beni ziyaret etti. Bu papaz arkadaşımın kızı Müslüman olmuş. Arkadaşım benden çocuğuyla konuşmamı ve onu ikna etmemi, tekrar Hıristiyanlığa döndürmemi istedi. Bu benim içinde iyi bir fırsattı. Müslüman olan biriyle sohbet etmek istiyordum ve Brezilya’da bir Müslüman bulmak zor bir şeydi. Benim kaldığım yer olan San Paulo büyük bir şehir olmasına rağmen burada sadece 6 mescid bulunuyordu. Arkadaşımın kızını ikna etmek için Müslümanların toplantılarına katılmaya karar verdim ve Müslümanlara ait bir mescide gittim. Mescide gittim, onlara Müslümanları ve İslam’ı tanımak istediğimi söyledim. Mescide ilk gidişimin ardından her gün mescide gitmeye Müslümanlarla sohbet etmeye başladım. Bu sürecin sonunda da Müslüman oldum.

-Müslüman olmaya karar veriş sebebiniz özellikle neydi?

Müslümanlar ve İslam adına duyduğum şeyler beni çok etkilemişti. İslam’ın bizim dinimizden çok farklı olduğunu gördüm. İslam’da olan ibadetler bizde bulunmamaktaydı. Ben de böyle bir dini araştırıyordum ve Müslümanlardaki güzel işaretler beni çok etkilemişti.

-Müslüman olmadan önce Hıristiyanlığa dair içinizde şüpheler var mıydı?

Kur-anı okuduktan sonra her şeyi daha net anlamaya başladım. Mesela Kur-anda Mesih’in dininden bahsediliyordu ama Hıristiyanlıktan bahsedilmiyordu. Ayrıca bugün elimizde olan İncil’de bir çok çelişkiler de vardı. Mesela Havariler, Hz. İsa’ya atfedilen bir sözün tam tersini söylüyorlardı. Bu da bende Hıristiyanlığa dair şüpheler oluşturuyordu. İçimde yoğun şekilde Kur-an okuma isteği vardı. Müslüman olmadan önce geceleri Allah’a dua ettim ve Allah’tan beni İsa Mesih’in gerçek dinine ulaştırmasını istedim. Müslüman olmadan önce 3 yıl boyunca bütün peygamberlerin ortak dininin ne olduğunu araştırmıştım. Bir gün önümde arabasıyla bir adam durdu. Adamın başında takke vardı ve sakalları uzundu. Ben bu adamı önce Yahudi sandım. Adam “Ben Müslüman’ım” dedi. Adama “sizin kitabınız Kur-an mı” diye sordum. O da “evet” diye cevap verdi. Adamdan Kur-an istedim. Bana Kur-an getireceğini söyledi ve arabasına bindi. Fakat bana Kur-an getirmedi. Adamın bu davranışı beni etkiledi ve şeytan da bana vesvese verince Müslümanlar hakkında kötü düşünmeye başladım. Kendi kendime “İşte Müslümanlar böyle” dedim. Fakat İslam’a karşı olan ilgim yinede sürdü. Papaz arkadaşımın İslam’a giren çocuğundan Müslümanların toplandıkları mescidin adresini aldım ve oraya ulaştım. Mescidin müdürü bana onlardan ne öğrenmek istediğimi sordu. Ben de İslam’la ilgili her şeyi öğrenmek istediğimi söyledim ve birlikte mescide girdik. 46 yaşındaydım ve ilk defa bir mescide giriyordum. Buradaki bir davetçi ile konuşmaya başladık. O’na İsa Mesih’i sordum. O da bana İsa Mesih’in diğer peygamberler gibi bir peygamber olduğunu söyledi. Bu davetçi İslam’ı çok güzel anlatıyordu. Bütün sorularıma cevaplar veriyordu. Sohbetimizin sonunda bana “Kur-an, İncil ve Tevrat Üzerine Araştırmalar” isimli bir kitap verdi. Kitabı aldım ve gittim. 3 gün evden çıkmadan geceli gündüzlü bu kitabı okudum. Bu kitap Hz. İsa’nın dininin hangisi olduğuna dair zihnimde gezinen sorulara cevap veriyordu. Kitap Kur-an, İncil ve Tevrat deliller sunarak bütün Tevhidi dinlerin Kur-anda toplandığını anlatıyordu. Gerçekten çok etkileyiciydi ve kitabı bitirdikten sonra kesin olarak Müslüman olmaya karar verdim.

-Elhamdülillah…

İlk defa 20 yaşımda “Müslim” kelimesini duymuştum. 42 yaşımda da İslam kelimesini duydum, 46 yaşımda ise Müslüman olmaya karar verdim. Mescide ikinci kez gittiğimde mescidin müdürü bana “İslam sadece İsa Mesih’in değil; bütün peygamberlerin ve Hz. Muhammed’in de dinidir. ” demişti. Müdüre Hz. Muhammed’in kim olduğunu sorduğumda, müdür bana “Hz. Muhammed Allah’ın gönderdiği son elçidir” dedi. Düşünebiliyor musunuz ben 46 yaşımda ilk defa Muhammed ismini duydum. Daha sonra ailemi bir araya topladım ve onlara Müslüman olduğumu açıkladım.

-Aileniz Müslüman olmanızı nasıl karşıladı?

Müslüman olduğumu açıklayınca bir çok sorunla karşı karşıya kalmaya başladım. Hayatım gün geçtikçe daha da zorlaştı. Arkadaşlarım ve ailemle sorunlar yaşadım. Benim ilk imtihanım eşimdi. Bana “Sen gerçekten Müslüman mı oldun” diye sordu. Ben “evet” deyince O da bana “ O zaman ben artık senin karın değilim. Ben bir teröristin karısı olamam ” dedi ve babasının evine gitti. Ben bu arada kiliseye istifa mektubumu da verdim ve onlara artık papazlık yapmayacağımı söyledim.

-Kiliseyi terk ettiğinizde nasıl bir tepkiyle karşılaştınız?
Daha önce İslam hariç dünya üzerindeki bütün dinlerle ilgili bilgim vardı. Eğitim gördüğüm kilisede İslam hakkında bilgi edinmemiz özellikle engellenmişti. Kilisedekiler Müslüman olduğumu öğrenince bir hayli şaşırdılar ve kızdılar. Ailem beni evden atmıştı. Bu yüzden annemin evine gittim. Annem de Müslüman olduğumu öğrenince “Ben artık senin annen değilim, evimden defol” dedi. Çok sevdiğim bir kız kardeşim vardı ve son olarak onun evine gittim. Kız kardeşimin kapısını çaldım ve “kim o” dedi. “Ben İsrail” deyince kız kardeşim bana; “Sen Müslüman olmuşsun, artık senin ismini bile duymak istemiyorum. Seni eve alamam” dedi. Müslüman olduktan sonra bir başıma kalmıştım. Ben de İslami davet merkezine gitmeye karar verdim ve 8 ay boyunca davet merkezindeki mescidde yattım. Her gün bir Müslüman bana ekmek ve kahve getirirdi. 8 ay boyunca her günüm imtihanla geçti. Kilisedeki bütün papazlar benimle bir toplantı yapmak istediler. Bu papazlar ben İslam’a girmeden önce benimle yakın arkadaştılar. Fakat ben Müslüman olunca hepsi bana düşman olmuştu. Papazlar benim delirdiğimi düşünüyorlardı. Kilisede görev yaparken her ay 4 bin dolar aylık alıyordum. Müslüman olduktan sonra aylığım da kesilmişti. 9 kişilik bir papaz grubuyla bir araya geldik. Hepside önemli insanlardı. Bana “tekrar Hıristiyan olursan San Paulo’daki bir kiliseden sana özel olarak 6 bin dolar aylık bağlattıracağız. Senin Müslüman olarak kalmanı istemiyoruz” dediler. Ben tekliflerini kabul etmeyince başka vaatlerde bulundular. Fakat ben yine kabul etmedim. Brezilya’nın kuzeyinde bir papaz arkadaşım vardı. Bu arkadaşım Brezilya’nın en büyük Hıristiyan alimi olarak biliniyordu. Bu papazı beni ikna etmesi için yanıma getirdiler ve bana toplantı yapma teklifi sundular. Bana dediler ki “sana 4 soru soracağız, eğer cevaplayamazsan tekrar Hıristiyanlığa geri döneceksin. Sen de bize 4 soru soracaksın , biz de senin sorularını cevaplayamazsak , Müslüman olacağız” dediler. Tekliflerini kabul ettim ve onlardan 2 rekat namaz kılmak için izin istedim. Namazı kıldım ve Rabbime bana onlara karşı yardım etmesi için dua ettim. Papazlara soruları önce siz mi, yoksa ben mi soracağım” dedim. Onlar “biz soracağız” dediler. Bana önce niçin Müslüman olduğumu sordular. “Müslüman oldum, çünkü tek olan Allah’a inanıyorum.”diye cevap verdim. Ben de beni ikna etmesi için getirdikleri papaza; “Meleklere inanıyor musun?” diye sordum. “Evet” dedi. “Ben bütün peygamberlere inandığım için Müslüman oldum sen de bütün peygamberlere inanıyor musun?” diye sordum. “Yine evet” dedi. Fakat şu anki Hıristiyanlık bütün peygamberleri, özellikle de Hz. Muhammed’i kabul etmiyor. Sen bu nedenle bütün peygamberleri kabul edemezsin” dedim. O da bu sözümü doğruladı. Bu sefer papazlar kendi aralarında tartışmaya başladılar. Beni ikna etmesi için getirilen papaza kızdılar ve “biz seni İsrail’i ikna etmen için getirdik. Sen O’nun söylediği her sözü doğruluyorsun. Biz senden İsrail’i tekrar Hıristiyanlığa döndürmeni istiyoruz, fakat böyle giderse sen Müslüman olacaksın ” dediler. Kendi aralarında bir süre daha tartıştıktan sonra toplantıya son verdiler.

-Müslüman olduktan sonra aileniz sizi evden kovdu. Daha sonra tekrar görüşmeye başladınız mı?

Bunların hepsi birer imtihandı. Müslüman olduktan 8 ay sonra her şey güzelleşmeye başladı. Eşimin ailesi eşime “Sen İsrail’i dini konusunda serbest bırak; fakat sen Hıristiyan olarak kal ve İsrail’in yanına dön.” demişler. İslami Davet Merkezi’nin müdürü daha sonraki aylar bana küçük bir ev kiraladı ve orada kalmaya başladım. Ben Müslüman olduktan 1 sene sonra da hanımım yanıma döndü. Hanımım ve çocuklarıma İslam’ı anlatmaya başladım ve bu sürecin sonunda hepsi Müslüman oldular.

-İslam ve Hıristiyanlık arasında farklar olduğunu söylediniz. Bunu biraz daha açar mısınız?

Bazı İslam Alimleri Kitab-ı Mukaddesin 51 yerinde çok açık hataların olduğunu söylüyorlar. Bence bu rakam eksik. Kitab-ı Mukaddes’in yüzde yetmişi hatalı, sadece yüzde 30’u doğrudur. İslam dini kemale ermiş bir dindir, Hıristiyanlık ise kemale ermemiştir.İslam’da Kur-an ve peygamberin hadisleri birbirleriyle bütünleşmişler. Ayrıca İslam içinde birbirine zıt olan hiçbir şey yoktur. Fakat Hıristiyanlıkta birbirine zıt olan bir çok kural var. İslam benim sorduğum her soruya cevap veriyor; Hıristiyanlık ise veremiyor.

-Siz hem Müslümanlarla, hem de Hıristiyanlarla bir arada yaşadınız. Sosyal olarak Müslüman Toplumlarla Hıristiyan toplumlar arasında ne gibi farklar var?

Hıristiyanlar dinlerini bilmezler. Müslümanların ise kendilerine özgü fikirleri var ve çok fazla amel etmeseler de dinlerini biliyorlar. Müslümanlar küçük yaşlardan itibaren anne ve babalarından dini eğitim alıyorlar, dinlerini daha iyi öğrenmek için Arapça eğitimi alıyorlar. Biz Latin Amerika’nın tamamına İslam’ı yaymayı hedefliyoruz. Latin Amerikalılar İslam’ı yeterince tanımıyorlar. Eğer İslam’ı tanırlarsa inanın Latin Amerika’da İslam çok hızlı bir şekilde yayılır. Bunun için de bizler örnek Müslümanlar olmak zorundayız. Latin Amerika Halkı oraya yerleşmiş bazı Müslümanları görüyor. Fakat bu Müslümanlar İslam’ı güzel bir şekilde temsil edemiyorlar. Müslümanlar samimi olursa, ticaretlerinde, giyimlerinde İslam’a uyarlarsa ve peygamberin Sünnetine dikkat ederlerse İslam’ı yayabilirler. Ben Brezilya’da sürekli olarak her takkem, sakalım ve cübbemle geziyorum. Bu bile İslam’a bir davettir. İnsanlara çok fazla bir şey anlatmamıza gerek yok. Onlara örnek olalım. Ben Brezilya’da bu kıyafetlerle gezdiğimde Müslüman olduğumu anlayan insanlar bana sen “Türk müsün” diye soruyorlar.

-Yani Brezilya’da da Müslümanlık Türklükle birlikte anılıyor.

Evet. Brezilya’da İslam Türklerle eş tutulur. İnsanlar İslam’ı Türklük üzerinden tanırlar. Brezilya’da camiler “Türklerin Kiliseleri” olarak isimlendirilir. Biz Brezilyalılara İslam’ın sadece Türklerin dini olmadığını, herkesin dini olduğunu söylüyoruz. Brezilya’da ciddi anlamda davetçi eksiği var. Şu an sadece Brezilya’nın genelinde sadece 26 camimiz var.

-Sayın Hacı İsmail. Müslüman olduktan sonra Hacca da gittiniz. Hacca gittiğinizde, Kabeyi gördüğünüzde neler hissettiniz?

Arapçam çok iyi olmadığı için tam olarak nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Peygamber Efendimizin kabrinin önünden geçerken elimi kaldırarak yüksek sesle “Ya Resülullah! Sen İslam’ı yaymaya başladığın ilk zamanlarda senin peygamber olduğuna inanmıyorlardı. Ben şimdi buradan bağırıyorum. Sen Nebisin.” Kabe’nin önüne geldiğimde ise selam verdim ve dua ettim. Ben Hz. İbrahim’i de çok seviyordum ve Hac esnasında O’nun inşa ettiği yerin önündeydim. Çünkü Kabe’yi de Hz. İbrahim inşa etmişti. Medine’ye gittiğimde de kendimi Peygamber Efendimizin huzurunda hissettim. O’na bol bol selam verdim. Çok güzel duygular hissettim; bu duyguların hepsini size anlatamayacağım. Artık bir hayli yaşlandım ve ömrümün son yıllarını da Brezilya’da davet yaparak geçirmek istiyorum. 2 ay önce Brezilya’yı ziyaret ettim. Müslüman olduğum için bana düşman olan bütün papaz arkadaşlarım beni evlerine davet ettiler. Benden kendilerine İslam’ı anlatmamı istediler. Papaz arkadaşlarım diyorlar ki: “Biz İslam’ı bilmiyoruz. Bize İslam’ı anlatın” Oradaki insanlar İslam’ı öğrenebilecekleri davetçiler arıyorlar. Ben Suriye’de eğitim gördüğüm için Brezilyalılara yeterince İslam’ı anlatamıyorum. Hızlı bir şekilde buradaki eğitimi tamamlayıp Brezilya’ya dönmek istiyorum. Ayrıca Suriye’de kaldığım süre içinde 8 kitap yazdım. Bu kitapları Brezilya’da bastıracağız ve Brezilya’da bir kütüphane açıp insanlara İslam’ı anlatacağız.

-Papaz olan arkadaşlarınızdan daha sonra Müslüman olanlar oldu mu?

Evet bazı papaz arkadaşlarım Müslüman oldu.

-Siz toplam kaç kişinin İslam’a girmesine vesile oldunuz?

Benim vesilemle 100’den fazla Brezilyalı Müslüman oldu. İnternet sitemiz yoluyla da bir çok Brezilyalı İslam’a girdi. İnternet sitemiz yoluyla Müslüman olanların sayısı 200’ü bulmuştur. Biz şu an Brezilya’nın 28 vilayetinden 26’sında davet çalışmaları yapıyoruz. Ben de 26 vilayeti gezdim ve buralarda insanlara İslam’ı anlatarak onları Müslüman olmaya davet ettim. Şu an sadece Brezilya’nın başkentinde bine yakın yeni Müslüman var.

-Sayın Hacı İsmail! 11 Eylül saldırılarının ardından özellikle Latin Amerika’da İslam’ın hızlı bir şekilde yayıldığına dair haberler çıkıyor. Sizce Latin Amerika’da niçin böyle bir gelişme yaşandı?

Bu soru çok önemli bir soru. Her şey Allah’ın dilemesiyle olur. Bir takım çevreler 11 Eylül saldırılarını kullanarak Müslümanlar aleyhine propaganda yapmak istediler; fakat başarılı olamadılar ve Allah’a şükürler olsun ki 11 Eylül saldırıları da bereketle sonuçlandı ve İslam’ı bilmeyen insanlar İslam’ı duyup araştırmaya başladılar. Bu Allah’ın bir mucizesidir. Çünkü 11 Eylül saldırılarından sonra bir çok insan Müslüman olmaya karar verdi. Latin Amerika’nın doğusundan batısına kadar bir çok insan İslam’ı duyup, İslam’a ilgi gösterdiler. Bu saldırılardan sonra benim evime gelen bir sürü insan İslam ile ilgili benden kitaplar istediler ve bu insanların bir çoğu da daha sonra İslam’a girdi. İslam ve Müslümanlar dünya için sorun değil. Asıl sorun olan Amerika. Sadece Brezilya’da değil; bütün Latin Amerika’da insanlar Amerika’yı sevmezler ve Amerika’yı düşman olarak görürler. Amerika insanları kandırmaya çalışıyor ve işlediği katliamları Müslümanların üzerine yıkmaya çalışıyor. Fakat Latin Amerika Halkı İslam’ın ne olduğunu anlıyorlar ve Amerika’ya kanmıyorlar.

-Afganistan, Filistin ve Irak’ta her gün çocuklar ve kadınlar ölmekte. Siz bir Müslüman olarak bu olaylar nedeniyle neler hissediyorsunuz?

Orada Müslümanların yaşadığı sıkıntıları kendi çocuğumun, kendi kız kardeşimin başına gelmiş gibi hissediyorum ve çok üzülüyorum. Bizler Müslümanlar olarak bir vücudun organları gibiyiz. Peygamberimiz böyle diyor. Ben oradaki kardeşlerim için dua ediyorum ve Latin Amerika’daki insanlara Filistinlilerin, Iraklıların masum olduklarını anlatıyorum. Onların tek amacı İslam’ı yok etmek ve bunun için çabalıyorlar. Brezilya’da bütün televizyonlar Yahudilerin elinde. Brezilya’da ve bütün dünyada davet çalışmalarını arttırırsak bir çok şeyi değiştirebiliriz. Biz bunu başaracağımıza inanıyoruz. Ben şu an İslam’ı insanlara anlatabilmeleri için torunlarımı yetiştiriyorum. Biz ölsek bile arkamızdan gelen birileri olacak ve onlar bütün Latin Amerika’ya İslam’ı yayacaklar.

-Bir Müslüman gayri Müslimleri İslam’a davet ederken nasıl bir yol izlemeli?

Protestanlar ve Katoliklerin fikirleri birbirlerinden farklı. Onların fikirlerini de öğrenmeliyiz. Brezilyalıların yabancılara karşı özel bir ilgileri var. Yabancıları ve Arapları seviyorlar ve onların kültürlerini öğrenmek istiyorlar. Gayri Müslimleri İslam’a davet ederken, onlara kendi kitaplarından da deliller sunmalıyız.Kur-an ve Hadis, İslam Akidesi’nin nasıl olduğunu onlara anlatırsak ve onların inandıkları kitaplarla kıyaslarsak İslam’a girmelerini sağlayabiliriz. Gayri Müslimler Kur-anı bilmiyorlar. Onları Kur-an’la buluşturmalıyız. İslam’ı anlatmanın, tebliğ yapmanın en güzel yolu ise İslam’ı yaşamaktır. Güzel bir hayat ve onların kitaplarından İslam’ın tek hak olduğuna dair deliller sunmamız bir çok insanın Müslüman olmasına vesile olabilir.

-Siz sık sık Kur-an Meali okuyor musunuz?

Evet.

-Peki Kur-an okuduğunuzda neler hissediyorsunuz?Ayrıca Kur-an ile Kitab-ı Mukaddes arasında ne gibi farklar var? Mesela Kur-an okurken sizi şaşkına çeviren ayetlerle karşılaşıyor musunuz?

Kitab-ı Mukaddes üzerine uzun yıllar araştırmalar yaptım. Müslüman olmadan önce Kitab-ı Mukaddes’i okuduğumda zihnimde bir çok sorular beliriyordu. Kitab-ı Mukaddes kıssalardan ve hikayelerden ibaret. Fakat Kur-an insanlara deliller sunuyor. Bu çok önemli bir fark. Ayrıca Kur-an’da insanların yaşamlarını düzenleyen kanunlar var. İlk defa Kur-an’ı okuduğumda çok etkilendim ve ayetleri eşime göstererek; “bunlar bir insanın söyleyeceği sözler değil. Bu ayetler kesinlikle Allah’ın sözleri ” dedim. İlk defa Portekizce bir Kur-an tercümesi okuduğumda dakikalarca ağladım. Amme Cüzünde çok etkili ayetler var ve bu ayetler direk insanın aklına hitap ediyor. Kur-an çok farklı. Mesela Kur-an Kitab-ı Mukaddes gibi tamamen mucizeler üzere kurulu değil. Kur-an okumak, onunla buluşmak benim için bir bayram. Diğer kitaplarda Kur-an’ın sunduğu deliller yok ve Kur-an okuduğunda Allah’ın insanlardan ne istediği anlaşılıyor.

-Suriye’ye niçin geldiniz? Buranın sizin için önemi nedir?

Ben buraya İslam’ı öğrenmek için geldim ve buraya hicret ettim. Tıpkı geçmişteki insanlar gibi. Peygamber Efendimiz “İlim Çin’de de olsa alınız” diyor. Müslüman olduktan sonra, Hıristiyanlığı bildiğim gibi Müslümanlığı da öğrenmem gerektiğini düşündüm. Bir arkadaşım bana Şam’ı Arap ülkelerinde Arapça öğrenmemi tavsiye etti. Suud ve Ürdün’e mektup yazdım. Sadece Şam’daki Fetih Üniversitesi’nden cevap geldi ve beni Şam’a davet ettiler. Burası ilim açısından bereketli bir yer. Ayrıca Şam Peygamber Efendimizin duasına nail olmuş bir belde.

-Sayın Hacı İsmail! Siz şu an bir davetçisiniz. Brezilya’da İslam’ın yayılması için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Ayrıca Brezilyalı insanlar bu konuda en çok neye ihtiyaç duyuyorlar?

Müslüman olduktan sonra Brezilyalıların hayatları zorlaşıyor. Cami ve medreselerimiz çok az. Şu an bizim camiden çok medreseye, okula ihtiyacımız var. Biz hafta sonları aileleri pikniklere götürüyoruz ve onlara piknik esnasında İslami eğitim veriyoruz. Şu an Brezilya’da torunlarım bu tür çalışmaları organize ediyorlar. Biz Brezilyalı Çocukları Arap ülkelerine getirip, onların buralarda eğitim almalarını istiyoruz. Eğer bunu başaramazsak sonradan Müslüman olanlar İslam adına bir şey bilmezler. Brezilyalıların İslam’ı bilen insanlara ihtiyaçları var. Ayrıca mescidlere de ihtiyacımız var.

-Sayın Hacı İsmail! Dinler Arası Diyalog konusunda ne düşünüyorsunuz?

Çok güzel bir konuya değindiniz. Kitab-ı Mukaddes tahrif edilmiştir ve şu an tek hakikat İslam’dır. İslam fikir ve akidede diğer dinlerden çok farklıdır. İslam’la diğer dinler arasında hiçbir şekilde yakınlık kurulamaz. Dinler arası diyalog imkansız bir şeydir ve bunun delilleri de Kur-an’da Allah tarafından bildirilmiştir.

-Sizden Müslümanlara, özellikle de Türkiyeli gençlere bir takım nasihatlerde bulunmanızı istesek.

Şu an dünyada İslam’ın vaktidir ve insanlar bütün dünyada İslam’a daha fazla ısınıyorlar. İslam adına bir takım olumsuz propagandalar yapılıyor. Şam’daki, Türkiye’deki bütün dünyadaki Müslüman gençlerin bu propagandaları başarısız kılmaları lazım. Müslümanlar olarak söylediklerimizi, insanlara anlattıklarımızı yaşamımızda da tatbik etmemiz gerekiyor. Bu zaruridir. Ayrıca Peygamber Efendimizin Sünnetine büyük önem göstermeliyiz. Sünnet çok önemli. Kızlarımız, erkeklerimiz Peygamber Efendimizin Sünnetlerine sarıldıklarında bütün dünyanın Müslüman olmasını bekleyebiliriz.

-Peygamber Efendimizi rüyanızda gördüğünüzü öğrendik. Bu rüyayı bizimle paylaşır mısınız?

İslam’a girdiğim dönemler ailem ve çevremle imtihan olundum. Bu imtihan gerçekten zordu. Bir gün uyurken bir adamın sesini işittim. Bana; “Şu köprüyü gördün mü” diye sordu. Bu köprü normal köprülerden çok farklı bir köprüydü. Üst üste 4 katlıydı. Köprünün en üstündeki insanların yüzleri ve elbiseleri bembeyazdı. Bu insanlar köprüyü hızlı bir şekilde geçiyorlardı. 3. kattakiler ise el ele tutuşmuşlardı ve yan yana yürüyorlardı. Bu kattakiler ne çok yavaş, ne de çok hızlı yürüyorlardı. Onların her birinde de beyaz elbiseler vardı. 2. katta ise arka arkaya dizilmiş insanlar vardı ve onların üst tarafları insan alt tarafları domuzlar gibiydi. Onlar yürümüyorlardı, sadece sürünüyorlardı. En alttaki köprü ise çok büyüktü ve köprünün her yerini ateşler kaplamıştı. Çok etkileyici bir sahneydi. Bana rüyamda köprüye bakmamı söyleyen adam “İsmail bu Sırat Köprüsü’dür. Bütün insanlar bu köprüden geçecekler” dedi. Rüya beni çok etkiledi ve mesciddeki hocaya gidip ondan rüyamı tabir etmesini istedim. Hoca, “bu rüya güzel bir rüya. Bu rüya sana Sırat Köprüsü’nü öğretti.” dedi. Bu rüyadan bir hafta sonra ise bu seferde rüyamda Peygamber Efendimizi gördüm. Rüyamda bir mescide girdim. Mescidde bir toplantı vardı. İnsanlar hilal şeklinde toplanmışlardı. Benim önüme düşen boş bir yer vardı. Bana “buraya otur” dediler. Oturdum. Başım öne eğikti. Birden Peygamber Efendimiz karşımda belirdi. Yüzü çok nurluydu bakmaya çalışıyordum ama yüzüne bakamıyordum. Peygamber Efendimizi bulmuşken O’na soru sormak istiyordum. Ama Arapça bilmediğim aklıma geldi ve Portekizce olarak “Ey Allah’ın Resulü” diye Efendimize hitap ettim. Efendimiz hafiften tebessüm etti ve dedi ki; “Bilal’ in ayakları cennette benim peşimden gelecek” Birden Efendimizle yan yana yürümeye başladık. Yürüdüğümüz yer çöl gibi bir yerdi. Ben Peygamber Efendimizin sol tarafındaydım. Askerde rütbeli insanların sol tarafından değil de, sağ tarafından yürünmesi gerektiğini öğrenmiştim. Bu nedenle Efendimizin sağ tarafına geçmek için çabalamaya başladım. Ben Efendimizin sağ tarafına geçmek için hızlanınca, Efendimiz de hızlanıyordu. Ben yavaşlayınca Efendimiz de yavaşlıyordu. Ben bir türlü Efendimizin sağ tarafına geçmeyi başaramadım. Sonra Efendimize; “Ey Allah’ın Resulü nerede oturuyorsunuz?” diye sordum. “Medine’de” diye cevap verdi. “Ne zaman geleceksiniz” diye de sordum. “Çok çok zaman sonra” dedi. Uyandığımda çok ağladım. Abdest alıp 2 rekat namaz kıldım. Tekrar San Paulo’daki mescide gidip rüyamı mesciddeki hocaya anlattım. O da bana Peygamber Efendimizin Hz. Bilal ile ilgili böyle bir hadisinin olduğunu söyledi. Oysa ben daha önce böyle bir hadis duymamıştım. Hoca, benim Efendimizin sağına geçmek için adım attığımda, Efendimizin de hızlanmasını ise hiçbir Müslüman’ın Efendimizin önüne geçemeyeceğine yorumladı. Efendimize ne zaman geleceğini sorduğumda; “Çok, çok zaman sonra” demişti. Hoca bunu da “kıyamet gününü işaret etmiş olabilir” şeklinde yorumladı. Bunların hepsi benim için birer işaretti ve bu rüya nedeniyle çok duygulandım. Mesciddeki hoca ayrıca; “Efendimiz belki de senin kalbini mutmain etmek için rüyana girmiştir” dedi.

0 toplam okundu, 0 bugün okundu, son okundu