yazı yeni hazırlanıyor.

“Kur’ana tabi olun !” Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek
Çarşamba, 02 Kasım 2005

Evet, dinlerarası diyalog çalışmaları, meyvelerini vermeye, özellikle, İsevi ruhaniler üzerinde olumlu etki bırakmaya devam ediyor. Bunlardan bir diğeride Prof. Schwarzenau (Prof. Dr. Paul Schwarzenau-Dortmund Üniversitesi Katolik Profesörü-bakınız Resim). Kendisi, Teslis inancına sahib Hristiyanları, İslam’ın Tevhid İnancına davet etmektedir.

. Samimi ifadelerinden birkaçını inceleyelim:

Bir Hristiyan olarak, Kur’an hakkındaki düşüncelerimi ve Kur’an ile ilgili şahsi bir tecrübemi paylaşmak istiyorum: Ruhen sıkıntılı olduğum ve manevi bir hastalığın bana yaklaştığını hissettiğim ve huzursuzluk yaşamaya başladığım bir dönemde, aklıma Kur’an okumak geldi. Okurken, birden sanki Allah’ın konuşmasının (Rahmetinin) beni sardığını hissettim. Evet, sanki Kur’an okurken, Allah benimle konuşuyor ve bana hitab ediyordu! Allah gelmiş ve gelecek herşeyi kuşatandı. Allah insanın göğsünü adeta açıyor ve Kur’anın Ayetleri oraya giriyordu! Evet, o günlerde İncil beni tatmin etmiyordu, çünkü hitab etme uslubu Kur’anın ki kadar huzur vermiyordu! . Sanki Kur’an, İncilin bir üst makamında idi. Ve artık kanaat getirmiştim, Kur’an Allah’ın bir Kelamıydı! Kur’anda Tevhid İnancını öğrendim! ‘

Prof.Schwarzenau, bu ifadelerinin ardından, Kur’anın Hıristiyan ve yahudileri, İslam ile Diyalog yapmaya çağırdığını belirttikten sonra, konuyu Hz.Muhammed’in (SAV) son peygamber oluşuna getiriyor:

Kur’anı Kerim diyorki: ‘Muhammede (SAV) Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur (Ahzab Suresi, 33/40)

”Sonuncusu” ifadesinden, hem bir tasdik hemde bir bitim anlıyoruz! Hz.İsa, açık bir dil ile, kendisinden sonra gelecek bir Resule işaret etmiş ve adınada ‘ Faraklit’ demiştir! (bakınız: Johanna 16,7.13) . (*)

Hz.Muhammed’in oluşturmuş olduğu Ümmet kavramı, herhangi bir milleti, devleti veya herhangi bir Kilisevari oluşumu içermemektedir. Tüm Dünya’ya hitab etmektedir. Yani Universal bir İslamiyetin temsilcisi olarak , diğer tüm dinlere de hitab etmektedir.

‘Son olarak diyebilirim ki, Hz. Isa´nin Mesih olarak gelip insanligin önünde duracagini söyleyen evrensel Islam dini son ve kalıcı bir dindir.. (1)

Yine bir başka makalesinde, Prof.Dr.Schwarzenau, Dinler arası Diyalog sayesinde, müslümanların kendilerini daha iyi tanıtma imkanı bulduklarına vurgu yapmaktadır :

‘Hiristiyan ve Islam Dinleri Diyalogu“ son birkac yildir hic süphesiz büyük gelismeler göstermektedir. Hatta kendimizi coktan „üc Ibrahim dini“ demeye alistirdik bile. Bu da kardeslik baglarini savunan görüs sayesindedir. Birlik ve Beraberligin belirgin tasvir edilmesi; her firsatta yaklasip kaynasmayi hedef alinan dini törenler sayesinde gerceklesiyor. Bunlar Hiristiyanlik ve Islam icin diyalogun sevindirici yansimalaridir. Gercekte ise; kardes din Islam´in tam anlamiyla taninmiyor, özellikle „Islam´in üstün gelmesi“ korkusu beraberinde medyanın da desteği ile bir karalamaya meyil edebiliyor’

Prof.Scwarzenau, günümüz Hıristiyanlığı ile İslamiyet arasındaki en belirgin sorunun, Hırsitiyanlığın Kur’anı ve Hz.Muhammedi görmemezlikten geldiğini belirttikten sonra, bir takım deliller ortaya koyarak sorunun Çözüldüğünü ifade ediyor:

‘Bu üzücü gerceklere fazla takilmadan iki din arasindaki asil büyük soruna geliyorum.Sorunun çözümü, Hiristiyanlik dininin köklerinde ve Kur´an´in ögretisinden aranmalıdır. Bir hiristiyan olarak bunu talep ediyorum. Burda sözü edilen sorun; Hz. Muhammed´in Allah tarafindan gönderilmis peygamberlerin icinde hiristiyan kilise ve cemaatlere yolgösterici olarak Allah´in mesajini iletmis olmasini kabul etmektir.’

Yazının devamında, Schwarzenau, Kur’andan Ayetleri delil getirmeye başlıyor :

“De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz.”(Ali İmran, 3/64)

Evet, bu Ayet ile Kur’an Diyaloğa davet ederken, Diyaloğun çerçevesini şu Ayette çizmektedir:

“İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: ‘Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.’ (Ankebut, 29/46)

Kur’anın geniş bir tolerans içerdiğini, bunu zaman zaman Katı Hıristiyanlıkta bulamadığını itiraf eden Prof.Schwarzenau, Hz.Muhammed (SAV) in, kendi döneminde ne incilin aslını nede tevratı bilmediğini, dolaysıyla Kur’anın Muhammed tarafından alıntı olarak yazılmış olmasının mümkün olmadığını, Kur’anın uslub bakımındanda insan üstü ifadeler içerdiğini ve Allah’ın Kelamı olduğunu beyan etmektedir!

İnsanın Yaratılışını veciz bir şekilde anlatan anlatan (Hac, 22/ 5-7) , Kainatta herşeyin Allah’a secde ettiğini beyan eden (Hacc, 22 /18) , insanların Allah’ın nimetlerine karşın hakkıyla şükretmediklerini beyan eden (Lokman, 31/31-32) Ayetlerden bahsederekn, İslamı sadece Hz.Muhammede inen din olarak değil, Allah’ın Hz.Ademden son peygamber Hz.Muhammed’e kadar tüm peygamberleri gönderilen bir din olduğuna vurgu yapmaktadır!

Hz.İsa (AS) mın çarmıhta öldürülmediğini (Nisa,4 /157) ve Allah’ın huzuruna çıkartılmış olduğunu (Nisa,4/158) Kur’andan delillendiren Prof.Schwarzenau, aslında bunun İncildede benzer bir yaklaşım içinde olduğunu (Job. 12,32, – 3,24 – 8,28) , aynı şekilde Kur’anda geçen Hz.İsa ‘nın yaratılışının yine Luka İncili ile benzerlik taşıdığını belirtmektedir.

En can alıcı tesbitinde ise Prof.Schwarzenau, Kur’anın şu ifadesinde ;

Meryem oğlu İsa da: ‘Ey İsrailoğulları! ben size Allah’ın elçisiyim. benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim) .’ demişti (Saff, 61/6)

Ayetinde geçen “Ahmed “ ismine dikkat çeken Schwarzenau, Johanna İncilinde geçen (16, 7) :

”Ben gideceğim, ta ki faraklit gelsin…..O sizi doğru yola ulaştıracak, çünkü o kendinden konuşmıyacak, duyduğunu sizlere iletecek, ve gelecek ile ilgili bahsedecek”

ifadesindeki “Faraklit” ‘in ,Kur’anda geçen “Ahmed (SAV) “ olduğunu kesin bir dil ile kabul etmektedir. (*)

Yine incilde geçen Hz.Musa (AS) mın ifadesinden: “ Benim gibi bir peygamberi Allah ortanca kardeşlerinin arasından gönderecek, ona tabi olmalısın” (Mose, 18,15)

Bu cümlede beklenen peygambere bir işarette (Jesaja 42,6.) da geçmektedir. Burda, beklenen peygamberin yeni bir Ümmet teşekkül ettireceği yazılıdr. Hernekadar, bir takım evangelistler bu ifadeden, beklenen 2.Musa ‘nın , Hz.İsa olduğunu kabul etmiş olsalarda, aslında Hz.İsa nın yeni bir ümmet teşekkül ettirmediği ortadadır! Ayrıca ifadede yer alan, İsrailoğullarının ortanca kardeşlerinden kasıt İsmailoğullarıdırki, burda apaçık beklenen peygamber Hz.İsa değil, Hz.Muhammed kast edilmiştir! Çünkü, Hz.İsa İsrailoğullarının soyundandır! ‘

Makalesindeki con cümlelerinde Nur suresi 35.ci Ayette geçen: “Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir” ayetinde geçen nur’u, Kur’anı okudukça gördüğünü ve her okuyuşunda bu NUR’ a daha da şahid olduğunu belirtmiş ve artık teslis İnancına Sahib Hıristiyan Çevrelerinin bu gerçeği kabullenmesi gerektiğine vurgu yapmıştır!

www.gencadam.net

3 Temmuz tarihli Zaman gazetesinde, muhterem Vehbi Vakkasoğlu’nun Prof. Paul Schwarzenau’la yaptığı sohbeti okuduk. Doğrusu, bu kadarını beklemiyorduk. Schwarzenau’ın, İslâmı çok yakından incelemiş, hattâ çok enteresan da bir kitap yazmış olduğunu bu sohbetten öğrendik. Kitabın ismi şöyle: Hıristiyanlar İçin Kur’ân Bilgisi-Müslümanların Kutsal Kitabını Anlamaya Giriş.

İşte Prof. Schwarzenau’ın Vakkasoğlu’na verdiği mülâkattan bazı çarpıcı beyanlar:

“Bizler, aynı duygu ve düşüncedeki insanlar bir araya gelerek, ‘Dinler arası çalışma yeri’ni kurduk. Ben ‘Hür Hıristiyanlar Cemiyeti’nin de üyesiyim. Bizim maksadımız, ilâhiyatçı olarak İslâmla barışmayı ve bir araya gelmeyi gerçekleştirmektir.
“Kitabımda değişik bir akış var. Eşimin fikri ise, bunun bir nevî ilham olduğu şeklinde. O kitapla birlikte gelen ilham… Ben o sıra çok hastaydım. Ve o zaman, çok önceleri tanımış olduğum Kur’ân’ı birden okudum. İlk defa o hastalık sırasında Kur’ân bana açıldı ve sırlarını, mânâlarını verdi. O an öyle ruhî ve bedenî acılar içindeydim ki, hiçbir kitap beni güçlendiremezdi. Kur’ân bana İncil’in karesi gibi geldi.

“Daha önceleri Kur’ân’ı iyi anlayamamıştım. Hattâ âyetleri arasında bir irtibat, ilişki kuramıyordum. Ama o an birden bire ışıktan, nurdan bir resim beliriverdi önümde. Herşeyden daha fazla parlayan ve nur saçan Allah’ın seslenişiydi bu. Yani tamamıyla Kur’ân’dı. Hayatımda unutamayacağım kadar etkileyici bir hatıra olarak yaşadığım bu olayı bütünüyle yazmak istedim. O andan sonra da maddî ve manevî sağlığıma kavuştum.
(Kâzım Güleçyüz, Yeni Asya, 7.7.1992)
Schwarzenau diyor ki: “Biz hür Hıristiyanlarız. Hür Hıristiyanların mânâsı şudur: Biz hiçbir kiliseye bağlı değiliz.” Bremen’de başka bir konferansına gittik, o zaman da söyledi: “Buradaki Hıristiyanlar putperest oldular” diyor. Teslisi kabul etmiyor. Doğrudan bir Allah’ın varlığından bahsediyor, Tevhide inanmış. Üstadımız için de “Bu asrın müceddididir” diyor. Bunlar ‘Hür Hıristiyanlar’ olarak faaliyet gösteriyor. Bunların cemaati de var. Etrafında profesörler, doktorlar ve avukatlar var. Çok kalabalık.

Bir defa Bremen’de konferansına gittik. Orada da “Hz. İsa (as) bir Müslüman mı idi?” diye konferansa başladı. Hz. İsa’nın (as) Müslüman olduğunu, esas dinlerin bir olduğunu, bütün hak dinlerin Allah tarafından gönderildiğini söyledi. Kur’ân’dan bir âyet okudu: “Havariler de: ‘Allah’ın dinine yardımcılar biziz. Biz Allah’a iman ettik. Sen de şahit ol ki biz gerçekten Müslümanlarız.’” (Âl-i İmran Sûresi: 52.) Yani Bremen’de bir kilisenin konferans solonunda kalabalık bir gruba, Hz. İsa’nın da (as) bir Müslüman olduğunu, Hıristiyanların Kur’ân okuması gerektiğini anlattı. Daha bir çok yerde konferans verdi, ben hepsine gidemedim.
Onun taraftarları da vardı. Hatta ziyaretimizde sorduk: “Sizin gibi böyle kaç kişi var?” Beş altı kişinin ismini saydı. Bunlar hep münevverdi; ya hakim, ya doktor, ya profesör vb… Bunun cemaati kendisini seviyor, konferanslarını hep takip ediyorlar. Çok hoşuma gitti. İşte o­ndan sonra ne istediyse verdik. Hatta tasavvuf hakkında sual sordu. “Üstadın tasavvuf hakkındaki fikri nedir?” dedi. Telvihat-ı Tis’a ve sâir bahislerden tercüme edilmişler vardı, o­nları gönderdik.
Almanya’da Davut Korkmaz kardeş tercüme ile uğraşıyor. o­na demiş ki: “Üstad ne söylerse doğru söyler. o­nun fikrine katiyen kalem karıştırmayın. O ne söylerse o­nu yazın” demiş. Yani Üstada böyle itimadı var. Bir de çok yakınlık gösterdi. Ailesi vardı. Evine gittiğimizde ailesine sorduk: “Sizin fikriniz nedir? Siz de aynen kabul ediyor musunuz?” Eşi “Onu teşvik eden benim” dedi. Sonra eşi vefat etmiş, Allah rahmet eylesin.

Velhasıl o­nlar Hür Hıristiyanlar namıyla bir çığır açmışlar. Biz o­nlarla devamlı temas halinde olamadık. Rastladığımız zamanlar ziyaretine gittik. Yine bir ziyaret esnasında, ikindi namazı kılacaktık. O “Ben de sizle kılabilir miyim?” dedi. “Kılarsın” dedik. Bizimle beraber abdest aldı ve namaz kıldı. Kendisine Diyanet’in bastırdığı Almanca İslâm ilmihali verdik. Ben o­nun konuşmasından, vefat eden Papa’ya bile tesir ettiğini anladım.
Bildiğim kadarıyla bu şekilde bir cereyan orada devam ediyor şimdi. Bir kısım papazlar o­na hürmet ediyorlar. Fakat bazı Hıristiyanlar buna dinsiz diyorlarmış. Niye? Hıristiyanlıktan çıkmış diye… Ancak o “Biz Hıristiyanlığa inanıyoruz ama değişmeyen tek din İslâmiyettir” diyor. Kur’ân-ı Kerim’i aynen kabul ediyor.

Prof. Paul Schwarzenau: “Kur’ân’ın çağrısına gelin”

“Kur’ân’ın asıl Arapça metnini daha sonraları okuyabildim. O sırada okuduğum Kur’ân, pek de iyi sayılamayacak bir Almanca tercümesiydi. Yani Kur’ân’ın pek uygun olmayan tercümesinin de altından fışkıran bir nurdu beni çepe çevre saran.
“Gözlerimizi devamlı Kur’ân üzerinde tutmalı ve o­ndan ayırmamalıyız. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında Kur’ân hakkında fikir ve bilgi alış-verişi yoğunlaştırılmalıdır. Ben şahsen Kur’ân hakkında birçok yerde konuşmalar yaptım, konferanslar verdim. Ama hayretle gördüm ki, birçok insan ya Kur’ân’ı tanımıyor ya da yanlış tanıyor. Bu konuları Hıristiyanlara tanıtmak mecburiyetindeyiz.
“Kur’ân’la birlikte Hıristiyanlara mukaddes bir hediye geliyor. Kur’ân, o­nların kaybettiklerini yeniden ve daha mükemmel olarak veriyor. Ve Hıristiyanlar eski inançlarına kavuşuyorlar Kur’ân sayesinde. Kur’ân, din konusundaki birçok büyük boşlukları kapatıcı özellikler taşıyor. Bu gerçeği Hıristiyanların kafasına sokmak lâzım. Bu çok iyi anlatılmalı ve olumsuzluklar ortadan kaldırılmalıdır. Kur’ân-ı Kerim, bizim inançlarımızın çok mühim bir tamamlayıcısıdır.

“Bu ay Dortmund’da Katolik Üniversitesinin gençler cemaatine İslâm hakkında bir konferas vereceğim. İşleyeceğim ana konu şu: ‘Aramızdaki bir tek kelimeye gelin.’ Kur’ân’ın çağrısına gelin.
“Bu sene Hür Hıristiyanların umumî toplantısı Frankfurt’ta yapılacak. Orada bir konuşma yapacağım. Dinler arasındaki münasebeti ve Allah elçilerinin hayatlarını anlatacağım. Kur’ân’ın bu husustaki âyetlerini de zikredeceğim. Ve sözlerimi, ‘Allah’ın insana şah damarından daha yakın olduğu’nu bildiren âyetle bitireceğim.
“Bu Hıristiyan cemaatin başkanı da İlâhî ilim bakımından İslâmla barışmayı arıyor. Benim Kur’ân yorumum Hıristiyanlar tarafından iyi karşılandı. Kur’ân hakkındaki hatalarını anladılar ve büyük ölçüde de düzelttiler. Bazı ilim adamları var ki, Kur’ân’ı benim nasıl anladığıma hayret ediyorlar ve bunun bir istisna olduğunu düşünüyorlar. Bu bakımdan, Kur’ân yorumum ilâhiyat âlimleri tarafından kabul gördü. Meselâ benim de hocam olan ünlü ve yaşlı bir ilâhiyat âlimi, bu kış sömestresinde benim “Korankunde für Christen” (Hıristiyanlar İçin Kur’ân Bilgisi) kitabımdan bir ders okuttu.
(Kâzım Güleçyüz, Yeni Asya, 7.7.1992

www.SaidNursi.de

Prof. Hans Küng kimdir?

Almanya’da Tübingen Üniversitesi’nden emekli olan 81 yaşındaki Küng, çok sayıdaki kitabıyla dünya çapında ün yapmış önemli bir Katolik ilahiyatçı olarak tanınıyor. Küng, 1963-1965 yılları arasında gerçekleştirilmiş İkinci Vatikan Konsili’nde görev yapan teologlar arasındaydı. 1954′te papaz olan Küng, papaların yanılmazlığı biçimindeki dogmatik inancı eleştiren görüşleri yüzünden, 1979′da Papa 2. Jean Paul döneminde Vatikan tarafından Katolik üniversitelerde ders vermesinin yasaklanması üzerine kiliseyle resmi bağlarını koparmak zorunda kalmıştı.

Katolik ilâhiyatçısı Prof. Dr. Hans Kung12 ise O yüce kamet hakkında şunları ifade eder: “Hz. Muhammed (sallâllahu aleyhi ve sellem), kelimenin tam mânâsıyla bir peygamberdir. O, İslâm’ın idealleştirdiği hayat tarzının modelidir. Hz. Muhammed’i (sallâllahu aleyhi ve sellem) bir defa peygamber kabul ettiğimizde, tutarlı olmak için, O’nun elindeki kitabı da Allah kelâmı kabul etmemiz gerekir.”13

www.hz-muhammad.net

Çağımızın önde gelen teologlarından ve Papalık eski danışmanı Prof. Hans Küng, ‘Christianity and Word Religions’ isimli eserinde Hz. Muhammed’i, “Helenist Gentile Hıristiyanlar tarafından değil de, Yahudi olan İsa’nın ilk tabiileri tarafından algılanan ve anlaşılan İsa-Mesih için bir tanık/şahit olarak” mütalaa ederek Hıristiyanların Hz. Muhammed vasıtasıyla, İsa hakkındaki mevcut görüşlerini yeniden gözden geçirme ve bu şekilde de kendi orijinal inançlarına, yani tarihin İsa’sına dönme şansını yakalayabileceklerinin altını çizmektedir.

HOLLANDA’LI ÜNLÜ İNCİL UZMANI PROF’UN İTİRAFLARI İZLEYİN

http://www.dailymotion.com/video/xca3z9_ahmet-akgunduz-barnabas-incili-syra_tech#from=embed

0 toplam okundu, 0 bugün okundu, son okundu