İNCİL NASIL DEĞİŞTİRİLDİ
II.O5.İNCİL NASIL DEĞİŞTİRİLDİ? Ağustos 22nd, 2009Doğru din ve iman bu dünyada insan için en önemli konudur. Dünya üzerinde dinlere baktığımız da, genelde hepsi belli bölgelerde taraftar bulmuştur. Bunun en önemli nedeni, bu dinlerin kurucularının, tarihin değişik dönemlerinde bu bölgelerde yaşamış olmalarıdır. Bu önderin mesajını duyan insanlar da, bu dinin takipçileri olmuştur. Haberleşme imkanlarının çok kısıtlı olmasın nedeniyle insanlar, kendi bölgelerinin dışında gelişen diğer inançlardan pek haberdar olmadıklarından, her bölge insanı, kendi inandıkları dinlerinin tek doğru olduğu inancına sahipti. Böylece her doğan yeni çocuk ta dinini başkalarıyla kıyas imkanı olmadığından ailesinden taklit etmektedir. Genelde din değiştirme, ya bölgeye gelen yeni bir din önderinin öğretileriyle veya başka bir dine sahip insanların, kendi bölgelerini istila etmesi ve istilacıların kendi dinlerini bu toplumlara dikta etmesiyle olmuştur. Maalesef yeterli bilgi akışı olmadığından, başka bölgelerde gelişen yeni dinler hakkında insanların pek haberi olmadığından, her insan anne ve babasından öğrendiği dinlerinin en doğru olduğuna inanmıştır. İşte en büyük insanlık problemi budur. “İnsanlar kendilerinin dışındaki bölgelerde bulunan dinlerden haberi olmadan ve hiçbir araştırmaya gerek duymadan kendi inançlarının dünyada tek doğru olduğuna inanması veya tek taraflı propagandayla inandırılması ve asıl önemlisi bu uğurda yapılan savaşlar.”
Günümüzde gelişen bilim ve haberleşme vasıtalarıyla insan artık kendisine uzak bölgelerde neler olduğunu, kendi bölgesinde toplumunda öğrendiği gerçeklerin dışında başka gerçekleri de öğrenme imkanı yakalamıştır. Yeter ki önyargısız bir şekilde araştırabilsin. Maalesef insanlar pozitif bilimleri öğrenme ve kabul etmede gösterdiği önyargısız yaklaşımı inanç konusunda fazla gösterememektedirler. Daha çok kendi inançlarını doğrulayan sonuçları kolayca görüp kabul ettikleri halde, bunların çelişkilerini de kolayca görüp kabul edememektedirler. Bu da insanların doğruyu çabuk bulup kabul etmesini engellemektedir. “Hz. İsa Hıristiyan mıydı?” isimli eserimizde, Hıristiyanların Kutsal Kitabı’nda özellikle İncil’i oluşturan kitapların birbiriyle ve Tevrat’la olan çelişkileri ön yargıdan uzak bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Tabi biz bunları yaparken birileri de “Kutsal Kitabın Değişmezliği” hakkında kapsamlı eserler sunmaktadır. Her inanç sahibinin kendi doğrularını savunması kadar doğal bir şey yoktur ve ayni zamanda bu bir haktır da. Daha önce belirttiğimiz gibi, her inanç sahibi genelde kendi doğrularını destekleyen gerçekleri taraftarlarına sunmakta ve çelişkileri ise, ne kadar bilimsel olsa bile görmezden gelmektedir. Bu da insanların doğruları öğrenmede en büyük engel teşkil etmektedir. Bu yazımızda “İncil’i kimler ve nasıl değiştirdi” konularına açıklık getirmek ve bu gerçekleri araştıranlara, ön yargıdan uzak bir şekilde delilleriyle sunmaya çalışacağız. Bu çalışmamızda genel de İncil ve Hıristiyan dini üzerinde, yine bu konunun uzmanı Hıristiyan bilim adamlarının görüşlerinden yararlanacağız. Yani kafir, ateist veya Hıristiyanlığa ön yargıyla yaklaşan diğer din mensuplarının yanlı görüşleriyle değil.
Aslında fazla kaynak aramaya gerek te yok. “İNCİL NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?” isimli, bu konuda en yetkili ABD’li bir uzmanın eseri, dilimize 2007’de tercüme edilmiş çok kıymetli bir esere sahibiz. Kitabın yazarı olan BART D. EHRMAN, ABD’de North Carolina Üniversitesi’nde din araştırmaları bölüm başkanıdır. İncil tarihi, erken dönem kilisesi ve İsa’nın hayatı konularında otoritedir. Barth D. Ehrman yazarak google’dan sitesi bulunabilir. Bakın yazar neler diyor;
“Yeni Ahit’in Grekçe el yazmalarını yoğun bir şekilde inceledikçe…….söylenecek tek şey orjinallerin Tanrı sözü olduğu, ancak bizim orjinallere sahip olmadığımızdı…..Üstelik tüm kilise tarihi boyunca Hıristiyanların büyük çoğunluğu orjinallere ulaşamadı ve bu da onların Tanrı sözü olduğunu tartışmalı bir konu haline getirmiştir. Sadece orjinallere değil orjinallerin ilk kopyalarına da sahip değiliz…..Sahip olduklarımız daha sonra-çok sonra-yazılmış kopyalardır. Ve bu kopyaların her biri diğerinden binlerce yerde farlılık gösteriyor ……Bu, İncil’in Tanrı sözü olduğu görüşüm için bir problem haline geldi, çünkü fark ettim ki ilkin Kutsal Kitap’ın sözlerini esin veren Tanrı için, onları korumak daha zor olmamalıydı……Sözlere sahip olmamamız şüphesiz,-benim çıkardığım sonuç-onları bizim için korumadığını gösteriyor.Ve eğer bu mucizeyi gerçekleştirmediyse, daha önce o sözleri esinleme mucizesini gerçekleştirdiğini düşündürecek bir sebep de yok gibi görünüyor. Kısacası, Grekçe Yeni Ahit üzerinde çalışmalarım ve onu içeren el yazmalarında yaptığım araştırmalar, beni, İncil’in ne olduğu hakkında ki fikrimi gözden geçirmemi sağladı.”(say-22,23)
“(önceden fikrim) İncili’in tamamıyla ve vahiy, Tanrının değişmez sözü olduğu temeline dayanıyordu. İncil bana pekala insan yapımı bir kitap gibi görünmeye başladı. Kutsal metinleri insan yazıcılar kopyalamış ve değiştirmiş oldukları gibi aynı zamanda Kutsal Yazıların başlangıçta da insan yazarlar tarfından yazılmışlardı. Bu, başından sonuna kadar insani bir kitaptı….. Tanrı tarafından esinlendiklerini hissettiler fakat kendi bakış açıları, kendi kanaatleri, kendi istekleri vardı; bu bakış açıları, kanaatler, görüşler ve inanışlar da söyledikleri her şeyi şekillendirdi….Markos, Luka’nın dediğinin aynını söylemedi…. Yakup, Pavlus’tan farklı….Dolayısıyla İncil, pekala insani bir kitaptır.” (say-24) ( Bu görüşleri için ilerleyen sayfalarda bol bol kanıtlar sunduğunu göreceğiz.)
Yazar 2000 yıllık tarih içinde kopya edilen İncillerde, yazıcılar tarafından yapılan elyazması kopyalarındaki hataları belirtir.
“Bu kitap Queens Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan John Mill’in Grekçe Yeni Ahit baskısıydı. Mill kitabına materyal toplamak için otuz yıl çalışma yapmıştı….”Mill, bu otuzyılda 100 cıvarında elyazmasını inceleyerek 1707 yılında yayınladığı çalışmasında bu yazmalar arasında 30.000’den fazla farklılık olduğunu tesbit etmiştir.(say.110) İlerleyen yıllarda elegecen 5700 adet elyazmalarında ise tesbit edilen farklılıkların bazı akademisyenler 300.000 bazılarına göre 400.000 olduğunu belirtirler.(say.117) Yazıcılar bir metni kopya ederken sadece yanlış kopya hatası yapmadıkları. Bunun yanında kendi arzularına göre ekleme, ya da çıkarmalar yaptıklarını da belgeler. Bakın bu konu da III. Yüzyıl kilise önderlerinden Origen neler söylüyor.
“El yazmaları arasında ki farklılıklar fevkalade bir hal almakta, gerek bazı yazıcıların ihmalkârlıkları yüzünden, gerekse bazıların münasebetsiz küstahlıkları yüzünden, ya kopya ettiklerini kontrol etmeyi ihmal ediyor ya da kontrol ederken hoşlarına gittiği şekilde eklemeler yapıyor veya parça çıkartıyorlar.”(say,71)
Bu konuda bu din mensuplarına hizmet eden Yeni Yaşam Yayınların tarafından yayınlanan “HIRİSTİYANLIK TARİHİ” isimli eserin 138. sayfasında bazı itiraflar var:
“Yeni Antlaşma yazılarının ilk kilisede önemli sayıldığı açıktır. Çünkü hem bireysel olarak, hem de kilisede kullanılmak üzere birçok kopyası çıkarılmıştır. Ancak yazılar önemli kabul edilmesine rağmen bu her zaman özenli ve aslına sadık kalınarak kopyalandığı anlamına gelmiyordu. Bilerek veya bilmeyerek değişikliğe uğramayan hiçbir elyazması bulunmamakla birlikte, bazı elyazmaları daha dikkatli bir kopyalama geleneği yansıtır…..İlk Hıristiyanlar Yeni Antlaşma’ya saygı gösterip çok kullanmakla birlikte kelimesi kelimesinesadık kalmamışlardır.”
Barhr D. Ehrman, bu kopyalama hatalarında pek çok örnek vererek, asıl orijinal metinler tarih içinde ya kaybolur, ya okunmaz hale gelir ya da tamamen yok olur. Böylece yanlış kopyalanan metinlerin artık orjinalleriyle karşılaştırılıp düzeltilmesi imkanının kaybolduğunu belirtir.
Mesela Yuhanna İncilinin 20.31’de kesinlikle sona erdiği ve ilk bölümünün diğer bölümlerden çok farklı bir tarzda olduğu ve burada geçen “söz” den bir daha bahsedilmediği farklı bir elden üretilip metnin başına eklenmiş olacağını belirtir. Ayni şekilde Yuhanna 7:5—8:12’de anlatılan zina yapan kadına uygulanacak ceza konusunun orijinal metinde olmadığını belirtir. Markos’un son on iki ayetin yine orjinalde bulunmadığı ve metnin 16:8’de sona erdiğinden bahseder.(say.86,89) Yuhanna İncilinde ilk giriş 1. bölüm ve en son bölümüm olan 21’de ki aşağıda ki ifadeler ise Yuhanna tarafından yazılması mümükün görülmemektedir.
“24 Bütün bunlara tanıklık eden ve bunları yazan öğrenci budur. Onun tanıklığının doğru olduğunu biliyoruz.
25 İsa’nın yaptığı daha başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.” (Yuhanna-21)
Bakın bu tenkitlere İstanbul Protestan kilisesi vakfı ruhani lideri Carlos Madrigal “APOLOGİA” isimli eserinde neler diyor. Zina yapan kadın ayetleri (7:5-8:12) bazı eski elyazmalarında bulunmayışını 710. sayfada şöyle açıklamaktadır.
“Elbetteki bu ayetler bazı eski el yazmalarında yoktur ama bunu, kimsenin sorgulamadığı başka ayetler için de söylemek mümkündür.Ya belli bir papirus hasar görmüştür ve bunun sonraki kopyalarında bu bölüm eksilmiştir, ya bazı paragraflar atlanmıştır ve sonraki nüshalarda bir boşluk olarak geçmiştir, ya da farklı bölgelerde belli başlı bölümler yazmanın eline geçmemiştir. Sonra da bazı el yazmalarında belli bir bölüm geçmeyince o bölgedeki daha geç kopyalarda, bu ayetlerin yanına bir nevi soru işareti konmuştur.”
Carlos Madrigal Yuhanna İncili’nin son kısımlarında ki ilave iddiaları için 691. sayfada şunları söylemektedir:
“Yuhanna Müjdesi’nin son sözlerinin bir “ilave” olduğu, bu müjde yazıldı yazılalı bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Zaten bir “ilave”, yani bir “son söz” olarak anlaşılması için oraya konmuştur! Tıpkı luka 1:1-4’ün bir giriş olarak anlaşılması için oraya konduğu gibi. Yuhanna’nın 21. Bölümün’deki parça, Yuhanna Müjdesi’ni teslim alan tanıkların metnin otantikliğine dair sundukları bir tasdiktir.”
Prof. Bart D. Ehrman “İNCİL NASIL DEĞİŞTİRİLDİ” isimli eserinde 190. safasından 270. sayfasına kadar İncillerde yapılan değişiklikler bir sürü örnek veriri. Kitabın 212. sayfasında anlatılan son derece önemli bir konuya örnek verelim. İsa’nın göğe Tanrı’nın yanına yükselmesi İncil’deki en önemli iddialardandır. Bu konuda Matta ve Yuhanna’da herhangi bir bilgi yoktur. Markos-16:19’da bu konu çok kısa yarım cümle olarak yer alır. Konunun uzmanları Matta’nın bu kısmının ilk elyazmalarında yeralmadığını belirtirler. İsa’nın göğe alınması, konusunu sadece Luka’nın yazdığı Elçilerin işleri ve İncilinde gecer. Ancak yazar ayni yazara ait iki eserde bu konuda ki farklı anlatımlarında sonradan ilave edildiğini anlatır.
Yazar daha sonra bu alanda çalışmalar yapan konunun uzmanı bilim adamlarının yaptığı çalışamaları anlatır. Bu bilim adamlarından Richard Simon’un, Bart D. Ehrman’ı doğrulayan tesbitleri;
“Günümüzde gerçekten özgün olarak adlandırabilecek Yeni Ahit’inkiler bile, ister Grekçe, ister Latince , Süryanice ya da Arapça olsun, hiçbir kopya yoktur çünkü hangi dilde yazılmış olursa olsun ekleme yapılmamış bir tane nüsha yoktur. İncil’in elyazmalarında yer alan büyük değişiklikler…..İlk orjinaller kaybedildiğine göre….bugünkü halleriyle sadece ve yalnızca İncil’in elyazmalarını kullanan Protestanların ilkelerini tamamen yıkar.”(say-134)
Prof. Bart D. EHRMAN’ın bu konuda son derece aydınlatıcı diğer eserleri için tıklayınız.
http://www.bartdehrman.com/books.htm
Prof. Bart D. EHRMAN’ın İNCİL ve Hz. İsa’nın ölümden dirilmesi hakkındaki açıklamaları ve Hıristiyanlıkla ilgili diğer konuşmaları için tıklayınız.
http://www.youtube.com/watch?v=TS37yrBwx2Q&feature=related
İncillerde yapılan tahrifatı belgeleyen en önemli orijinal belge Aziz Gerome’nin (jerome) itiraflarıdır. Aziz gerome MS: 5. yy’da zamanın papası Damaz tarafından üzerinde şüphelerin oluştuğu Latince Kutsal Kitap olan VULGATE’nin yeniden düzenlenmesi için görevlendirilmişti. Kudüs’e giden ve İbranice öğrenen Gerome MS: 405 yılında çalışmasını tamamladı. Hristiyan dünyada Tevrat olarak MÖ: 3.yy.’da Yunancaya çevrilmiş olan Septuange diye anılan 45 kitaptan oluşan nüsha kullanılıyordu. Yahudiler MS: 90’da Yamniya konsili ile bu 45 kitaptan oluşan Tevrat’ı 39 kitaba indirip diğer bölümlerin vahiy ürünü olmadığını kararlaştırmışlardı. Gerome Tevrat’ı İbraniceden Latinceye yaptığı çeviride 45 kitabıda çevirmişti ve bu durumu belirtmişti. Papalık ise 45 kitabı kullanmaya devam etti. Fakat Protestanlar buna itiraz ederek 39 kitaba döndüler. Katolik ve Ortodokslar ise 45 kitabı Tevrat olarak kullanmaya devam etmektedirler. İşte Gerome yaptığı bu çeviride İncilleride Yunanca aslından Latinceye tekrar çevirmişti ve bu çalışmasını Papa Damaz’a anlatan mektubunda tahrifatlarla ilgili aynen Prof. Barth Ehrman’nın tesbitlerini doğrulamaktadır. Aziz Gerome’nin Papa Damaz’a yazdığı mektubun tamamını bu sitenin “HABER ARŞİV” bölümünden okuyabilirsiniz. Şimdi tahrifle ilgili bu mektuptan alıntıları görelim;
“Aziz gerome’den Papa Damaz’a
Eski bir eserden yeni bir iş çıkarmamı teşvik ediyor ve dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bulunan İncil metinleri hakkında benim hükümde bulunmamı, bu metinlerden seçkiler yapmamı, hangisinin Yunanca metne daha yakın olduğunu tespit etmemi istiyorsun. Bu, ürkütücü ve bir o kadar da tehlikeli bir görevdir de, çünkü eski dünyanın üslubunu değiştirecek ve onu çocukluk aşamasına döndüreceğim (basitleştireceğim). Başkaları hakkında hükümde bulunmam başkalarının da benim yaptığım bu iş hakkında hüküm verecekleri anlamına gelir. Bilginler hatta cahillerden, benim bu eserimi ellerine aldıklarında, bu kadim esere cüretle bir şeyler ekleyip çıkardığımı ve yaptığım değişiklikleri görenlerden bana sövmeyen ve beni sahtekar ve kutsal şeyleri kirletmiş birisi olarak görmeyen olacak mıdır?
Bu rezalet karşısında, endişemi hafifletecek iki şey var: Birincisi, bunu senin emretmiş olman. İkincisi: Sapkın olanın hiçbir zaman hakkın yerine geçemeyeceği (duygusu). Bu, en bozuk bir ağzın bile kabul edeceği bir durum. Düşmanlarımızın hangisinin doğru olduğu konusunda (şaşkınlık yaşamamaları için) Latince elyazmalarındaki tercümeye bazı güven verici unsurları eklememe (ne dersin?). Çünkü ortada metinleri arasında bir sürü farklar olan İnciller var. Niçin cahil mütercimlerin yanlış anlamalarla tahrif ettiği hatta kötü niyetle hareket ederek değişikliğe gittikleri, hatta bazılarının tadil ettiği kısımları Yunan kaynaklarına dayanarak düzeltmemi hoş karşılamıyorlar?”
Biraz yukarıda kendisinden bahsettiğimiz İbranice uzmanı olan Richard Simon, 1707 yılında yayınladığı “Historia Critique du Vieux Testament- Yeni Antlaşma Metninin Eleştirel Tarihi” isimli eserinde, Aziz Jerom’un bu yaptığı “DÜZELTMELERİ” inceler ve zinada yakalanan kadın, Markos’un son iki ayeti ve Johannine Comma (üçlübirlik doktirinini açıkça onaylayan pasaj) konularını Latince VULGATE’ye ilave edenin, aziz jerom olduğunu kanıtlar şu yorumu yapar;
“Aziz Jerom’un eski Latince kopyalarını, metin karşılaştırmasının en katı kurallarına göre, gözden geçirerek ve düzelterek kiliseye verdiği hizmet asla azımsanamaz. Bu çalışmada göstermeye gayret ettiğimiz şey de bu ve Aziz Jerom’un değişiklik yapmayı gerektirecek kadar bozulmuş bulduğu, Yeni Ahit’in çoğu eski Grekçe nüshasının en iyiler olmadıklarıdır.” Yani Aziz Jerom’un Vulgate’yi düzeltmek için kullandığı kullandığı elyazmaları kopyaları, en eski kopyalar olsa bile güvenilir olmadığını belirtir.(say-133)Bu mektupla ilgili türlçe ve ingilizce siteler aşağıdadır.
http://www.timeturk.com/Papaz-Geromeun-Itiraflari-20424-haberi.html
http://www.tertullian.org/fathers/jerome_preface_gospels.htm
Mevcut resmi İnciller MS:400 yıllarına varan çeşitli konsillerde kararlaştırılmasına rağmen Protestan ve diğer iki mezhep için nihai karar 1600’lü yılları bulmuştur. Tabi bu çalışmalarda kilisenin baskısıyla ciddi bir metin kıritiği yapmak mümkün değil. Ama gelişen özgürlük ortamı ve bilimsellik artık engel tanımamaktadır. Mevcut İncillerden ümidini kesen ve en eski orijinal elyazmalarına da güveni olmayan 20 yy ilahiyatçıları bakın son olarak hangi yola başvurdular. 1985 yılında Amerika’nın California eyaletinde Westar Enstitüsü bünyesinde Prof.Robert W. Funk ve Prof. Roy W. Hoover başkanlığında 200’ den Katolik ve Protestan akademisyenden oluşan İsa Okulu (Jesus Seminary) adı altında bir çalışma grubu oluşturuldu. Bu Hıristiyan ilahiyatçılarının amacı İncillerde artık, inkar edilemeyecek kadar açıkça kanıtlanmış olan farklılıkları incelemek. Kanonlaşmış ve kanon dışı kalmış İncilleri tarayarak, Hz. İsa’nın gerçek sözlerini ve işlerini belirlemek gerçek İsa’nın kim olduğunu ortaya çıkarmak, kiliseyi asırlardır meşgul eden konulardan kurtarmak. Aslında bu çalışma grubu, yeni bir konsil sayılacak çalışmalar yapmaktadır. İncillerdeki Hz. İsa’ya ait olduğu sanılan söz ve fiillerin gerçekten O’na mı ait, yoksa sonradan İncil yazarları tarafından yapılmış ilaveler mi olduğunu belirlemek? İsa Okulu bu amaçla Hz. İsa’ya ait olduğu sanılan İncillerde bulunan 518 sözün 1544 versiyonunu inceleyerek bunlardan ancak %18’inin Hz. İsa’ya ait olduğuna karar vermişlerdir.104 Ancak bu sözlerden yalnızca 15 tanesi için hiç kuşku bırakmaksızın Hz. İsa’ya ait olduğu belirlenebilmiştir. Bu çalışmanın sonucu olarak 7 yıl sonra 1993 yılında, The Five Gospels:The Search for the Authentic Words of Jesus (Beş İncil:İsa’nın gerçek sözlerinin araştırılması) isimli bir eser yayınlamışlardır.Ayrıca bu eserle özellikle Tomas İnciline ayrı bir önem kazandırmışlardır.
Daha sonra aynı ekip İncillerde Hz. İsa’ya ait olduğu sanılan olayları ele almış ve bu konuda 176 olay belirleyip üzerinde 5 yıl süren çalışmalar sonucunda, bu olayların sadece %16’sının Hz. İsa’ya ait olabileceğini kararlaştırmıştır.İncillerde geçen Hz.İsa’ya ait sanılan 176 olaydan ancak 10 tanesi için kuşkusuz Hz. İsa’ya ait olduğuna karar verilebilmiştir.105 Bu çalışmaların sonucunda 1997 yılında, The Acts of Jesus:The Search for the Authentiç Deeds of Jesus(İsa’nın eylemleri:İsa’ya ait olan eylemlerin araştırılması) isimli bir eser yayınlamışlardır.
Bu grup hakkında daha fazla bilgi için aşağıdaki siteleri tıklayabilirsiniz.
http://virtualreligion.net/forum/new.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Jesus_Seminar
Kutsal kitap üzerinde ne kadar rahat oynandığıyla ilgi Türkçe ve İngilizce tercümelerinden bir örnek verelim:
Kral james versionunda Pavlus’un Korintlilere 1. mektubu 14. bölüm 34.cümle’nin orjinal metni;
[34] Let your women keep silence in the churches: for it is not permitted unto them to speak; but they are commanded to be UNDER OBEDİENCE, as also saith the law.”
Şimdi bu cümlenin Yeni Yaşam Yayınları tarafından 1996 yılındaki baskısında İngilice ve Türkçesi nasıl değiştirilmiş görelim:
[34] Let your women keep silence in the churches: for they are not permitted to speak but they are TO BE SUBMİSSİVE, as the law also says” Türkçe tercümesi ise bu İngilizce’nin aynisidir,
34 Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa’nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar.”
Orjinal metindeUNDER OBEDİENCE - TO BE SUBMİSSİVE olarak değiştirilmiş. Neden mi derseniz biz bu kelimelerin anlamını verelim gerisini siz yorumlayın. UNDER OBEDİENCE- İTAAT ALTINA ALMAK ve TO BE SUBMİSSİVE- UYSAL OLMAKTIR. Tabi “They are commanded to be under obidence,as also saith the law”" nin tam çevirisi “onlar yasanın-Tevrat’ın söylendiği gibi itaat altında yönetilmelidir”
Tabi başkaTürkçe çeviriler de var ve durum onlarda farklı ve çevirideki sıkıntıları göze çarpmaktadır:
34 kiliselerde kadınlar sükût etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatin de dediği gibi, tâbi olsunlar.” Kitab-ı Mukaddes Yayınları
34Kadınlarınız kiliseler topluluğunda sussunlar; Çünkü onlara konuşmak için izin verilmemiştir; ama yasa’nın da dediği gibi bağımlı olsunlar”Thomas Cosmades çevirisi-Bünyamin Candemir Çevirisi
Burada bizim dikkat çekmek istediğimiz Türkçe tercümelerden ziyade orjinal İngilizcenin de değiştirilmesidir. İnsanlar tarafından hoş karşılanmayacak bir ifadenin önce orjinali değiştiriyor tabi sonrada Türkçesi. Bu örnek günümüzde yapılmış bazı değişiklerden bir örnekti. Günümüzde hiç çekinmeden bunlar yapılıyorsa eski çağlarda neler olduğu ortada:
Bu arada bütün bu çalışmalardan ümidini kesen, çağımızın önde gelen teologlarından ve Papalık eski danışmanı Prof. Hans Küng, ‘Christianity and Word Religions’ isimli eserinde Hz. Muhammed’i, “Helenist Gentile Hıristiyanlar tarafından değil de, Yahudi olan İsa’nın ilk tabiileri tarafından algılanan ve anlaşılan İsa-Mesih için bir tanık/şahit olarak” mütalaa ederek Hıristiyanların Hz. Muhammed vasıtasıyla, İsa hakkındaki mevcut görüşlerini yeniden gözden geçirme ve bu şekilde de kendi orijinal inançlarına, yani tarihin İsa’sına dönme şansını yakalayabileceklerinin altını çizmektedir. Bunu yazan Katolik bir profesör hem de Vatikanda ki Papalığın eski danışmanlarındandı. Şimdi bu görüşlerinden dolayı danışmanlıktan aforoz edildi. Görevine son verildi. Bakalım bu gerçeklerin ne zamana kadar üstü örtülüp aforoz edebilecekler.
Okunma Sayısı: 3372
Şu an Okuyan Sayısı: 1
Bugün Okuyan Sayısı: 0
Ocak 17th, 2010 at 17:37
Yarım kalması kötü
Bilgiler gerçekten de çok ilginç ve aydınlatıcı. Gerçekten merak ediyorum daha ne kadar vatikan bunları saklayabilecek, örtbas edebilecek?
Hristiyan arkadaşlarda artık yavaş yavaş gözlerini açmalı bence. Hala incillerin tahrif olmadığını, orjinal olduğunu iddia etmeleri boşa çabadır lakin onlarıda anlıyorum. bu kadar inanmış,bu inançla bunca zaman yaşşamış şimdi gelipte biri böyle deyince kolayca kabul edemezler. Sanırsam alternatif bir din olmadığını düşündüklerinden boşluk içinde kalacaklarını düşünüyor olabilirler ama İslam’ı gerçek manada sadece KUR’AN-I KERİM den öğrenirlerse islamın gerçekten Allah’ın gerçek dini olduğunu, Hz.İsa,Hz.Musa diğer peygamberler ve Hz.Muhammedin aynı dini tebliğ ettiklerini göreceklerdir.
aygılar,sevgiler,selametle
Ocak 18th, 2010 at 01:49
merhaba kardesim bu dediklerine guluyorum sadece bizler sizin gibi cevre baskisi ile dinimize bagli kalan kisiler degiliz bunun icin bize boyle bisi diyemezsin bir digeri eger simdiye kadar muslumanda yasadim simdi gelipte biri boyle deyince hristiyanliga gecmek gibi bisi yok muslumanlikla yasadim hristiyanliga gecmeyeyim diye bisi yok anlatabildimmi sen kendi cevre baskina karsi koyabiliyormusun ona bakk
Ocak 18th, 2010 at 15:32
Sevgili kardeşim, batıda da hristiyan iken müslüman olan kişiler var ki bunlar hızla artmakta bir ülkede en az 1 milyon-2 milyonu bulmaktadır. İhtida edenlerin aile ve çevresinden hoş tepkiler almadıkları bir gerçektir ister hristiyan ister müslüman ister yahudi çevrelerden yani aileler ve yakın akrabalardan. Bunca insan ve sen eğer din değiştirebiliyorsan herkes bunu yapabilir. Bir insan iman ediyor ise gerçekten o iman ona güç verir ve birşeyden korkmaz aksi hareket zaten lafa hacet gerektirmez. Sanki ben taklitçi imana sahipmişim gibi konuşma beni tanımıyorsun. Ben kuranı -islamı araştırıp üzerinde uzunca düşünen bir insanım kaldı ki okuduğum okul gereğide bu gerekli bir yaklaşım tarzı :)(hayır ilahiyat okumuyorum) Tahkiki imana sahip bir insanımm,doğru müslüman olarak yetiştirildim ve belli yaşa kadar taklit ettim aynı birçok müslüman yahudi ve hristiyan gibi. Lakin sonra araştırmaya başladım ve kardeşim çok rahat söyleyebilirimki tek kaynak kuran, mezhebe hayır…vs diyerk zaten bazı kesimlerin tavrını çekiyorum
Ayrıca ben psikolojik bir ruh halini ortaya koydum. Gerçeği kabullenmek zordur eğer yaşadığın yalana bağlıysan. Senin hristiyan olman kolay zira taklitçiydin. Namaz kılmak,oruç tutmak veya benzer şeyleri yapman seni tahkiki imanda olduğunu göstermez böyle takitçierde vardır. geleneksel İslamı yaşadın,öğretildi sana ve sen islam kötü deyip gittin içeriğini araştırma gereği duymadan. Ben ise araştırdım ve islamda bu var dedikleri birçok şeyin kuranda olmadığını gördüm. Aynı sapmış yahudi-hristiyan din adamları gibi bizlerdeki sapıtık din adamları sokmuş birçok şeyiki recm gibi birçok şeyin var olduğunu söyleyen hadisin özüde ilginçtirki eski ahitlerde var olduğunu gördüm bu da nasl içeri girdiğinin göstergesi tabi aynı roma ve benzer pagan gelenklerinin nasıl hristiyanlığa girdiği gibi.
_____________
Şimdi bunlar benim düşünce ve tespitlerimdi sen kendi tespitlerini yapın ben de benimkini. Bu konuyu uzatmaya gerek oldupunu sanmıyorum zira birbirimize kabul ettiremeyiz öyle değil mi? Konuya gelelim kardeşim.
İncil Nasıl değiştirild?
“Bu kitap Queens Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan John Mill’in Grekçe Yeni Ahit baskısıydı. Mill kitabına materyal toplamak için otuz yıl çalışma yapmıştı….”Mill, bu otuzyılda 100 cıvarında elyazmasını inceleyerek 1707 yılında yayınladığı çalışmasında bu yazmalar arasında 30.000’den fazla farklılık olduğunu tesbit etmiştir.(say.110) İlerleyen yıllarda elegecen 5700 adet elyazmalarında ise tesbit edilen farklılıkların bazı akademisyenler 300.000 bazılarına göre 400.000 olduğunu belirtirler.(say.117)”
“Bakın bu konu da III. Yüzyıl kilise önderlerinden Origen neler söylüyor.
“El yazmaları arasında ki farklılıklar fevkalade bir hal almakta, gerek bazı yazıcıların ihmalkârlıkları yüzünden, gerekse bazıların münasebetsiz küstahlıkları yüzünden, ya kopya ettiklerini kontrol etmeyi ihmal ediyor ya da kontrol ederken hoşlarına gittiği şekilde eklemeler yapıyor veya parça çıkartıyorlar.”(say,71)”
Bu ve bunun gibi nice tespitler hristiyanların kendileri tarafından gerçekler ortaya konmuş. Özelliklede şu ortaya çıkartılan belge ayrı bir önem kardeşim.
http://www.hzisahristiyanmiydi.com/incilin-tahrif-edildiginin-belgesi
selametle…
Nisan 9th, 2010 at 02:30
hiç merak etmeyin artık sinsi bir hızla insanlarımız inanç gerçeğini isa mesihi keşfediyorlar.İncil kadar güvenilir bir tarihsel eser yoktur.Nüsha sayısı 25000 adet elyazmasıdır bu güne kadar.Bu rakama hiçbir kitap yaklaşamaz.Ve da 114 yıllarından kalma yuhannadan parçalar var mısırda bulunmuş.170 YILLARINDAN PARÇALAR VAR.ikiyüzlü yıllara gelirsek bütün kitaplar halında el yazmaları var.üçyüzlü yıllardan kalma ise bütün yeni anlaşma kitapları bir aradadır.
Nisan 9th, 2010 at 08:20
HAKLISIN BİR SÜRÜ HZ. İSA’NIN HAKİKİ İNCİLİ OLDUĞUNU İDDİA EDEN EL YAZMASI VAR. BU ELYAZMALARININ NE HALDE OLDUĞU NASIL ÇELİŞKİLER TAŞIDIĞINIDA İNSANLARDAN GİZLEMEYİN. YUKARIDAKİ YAZIYI DA İYİ OKUMADIĞIN BELLİ. BİZZAT KONUNUN UZMANI OLAN HIRİSTİYAN PROFESÖRLERİN ORTAYA KOYDUĞU ÇELİŞKİLERİ ONLARIN ESERLERİNDEN VE LATİN İNCİLİ VULGATE’Yİ DÜZENLEYEN PAPAZ JOREM’İN KENDİ İTİRAFLARINI VERDİK.
RABBİMİZ KENDİ GERÇEĞİNİ ANLAMAMIZA YARDINCI OLSUN.
Mayıs 5th, 2010 at 12:12
klement kardeş yabancı kaynakların sözlerinide görmezden geliyor, güvenilir lmadığını bas bas bağrıyorlar ama…
Mayıs 14th, 2010 at 18:26
iyi tamam, İncil değiştirilmiş olsun ya Kur’an? kopyalarının kopyaları bile yaktırılmış, yaktırılmasına rağmen günümüzün Kuranlarında değişiklikler var kimbilir yaktırılmadan önce nasıldı? Aziz jerome incildeki değişiklikleri itiraf ediyormuş! Peki ya islamda sahih hadisler ne itiraf ediyor? Kur’an’ın çoğunun yok olup gittiğini, tahrif edildiğinden tutun da Bakara suresi uzunluğunda olması gereken çeşitli surelerin ancak bakara suresinin dörtte biri kadar kaldığını!!!!!! Turan Dursun okuyun kendisi islam uzmanıydı, Arif Tekin okuyun o da eski bir diyanet görevlisiydi dahası şu yüzlerce sayfa uzunluğunda olan ve Kur’an’ın ağır bir şekilde tahrif olduğunu kanıtlayan linki de bir inceleyin:
http://www.answering-islam.org/Quran/Text/index.html
Hadi bakalım, kolay gelsin.
Mayıs 14th, 2010 at 18:35
Sahih hadislere göre ve islami kaynaklara göre zamanında herkesin farklı kuranları vardı bu farklılık sadece okuyuşta değil yazıdaydı hem de zamanında o kur’an’larda Arapçada bulunan sonradan eklenen noktalamalar olmamasına rağmen o kadar büyük farklılıklar vardı ki Osman hepsini toplayıp yaktırmaya karar verdi! daha sonra bir daha “standardizasyon” uygulandı,bu standardizasyon İŞLEMİNDEN SONRA dahi Kuran değiştirilmeye devam etti, YİNE SAHİH hadislerin dediğine göre Kur’an’ın çoğu yok olup gitti veya değişikliğe uğradı, Bakara suresi uzunluğunda oması gereken sureler birden onun dörtte birine beşte birine indirildi, günümüzdeki herkesin kabul ettiği Kur’an pek çok değişik kuranların yakılıp elden geçirilip tek tip kurana indirilmiş halidir BUNA RAĞMEN günümüz Kuranlarında bile çeşitli farklılıklar olagelmiştir öyle ki çeşitli Arap islam uzmanları, günümüz Kuranları arasında dahi 1500 farklılık bulmuştur (yukarda verdiğim linkleri inceleyin)
Yani Osmanın büyük farklılıklar var diye yakgtırdığı ve standardize ettiği Kuranların halini siz düşünün! Acaba o kuranlarile günümüzünonlarca kere “standardizasyona” uğramış Kuranları arasındaki farklar neler! daha doğrusu benzerlikler neler desek daha doğru olur!!!
Mayıs 31st, 2010 at 02:01
ozzz cahiline:bu yazdıklarınız cahilce dir.hz osman ın kur an ı kerimi kitaba dönüştürme zamanında peygamberimizin ehlibeyti varisi öyrencisi olan ve ku an ı peygamberden sonra en iyi anlayan bilen hz ali ve yüzlerce hafız sahabenin istişaresiyle tek noktası bile unutulmadan günümüze ulaştırılmıştır.ayrıca sahih hadis dediyiniz emevi saltanatınn ürünüdür ya cahilsiniz yada saptırıyorsunuz eyer hadis arıyorsanız ehlibeyt yolundan kanalından araştırın ozaman tüm sorular cevap bulur.doğrusu kuran ın doğruluğuna allah kefil sen ne dersen de cahil.
Haziran 27th, 2010 at 16:57
Arkeolojik buluşlar İncil metinlerinin doğruluğunu saptamıştır. İlk papirüs metinlerinin bulunuşu (John Ryland metni, M.S. 130; Chester Beatty Papirüsü. M.S. 155 ve Bodmer Papirüsü II M.S. 200) Mesih’in zamanıyla sonraki metinler arasındaki aralığı kapatmıştır.
İncil’in eski Yunancası ile (Grekçesiyle) papirüs dilini kıyaslamanın sonucunda İncil metinlerinin doğru iletildiğine ilişkin güven artmıştır. Böyle buluşlar aydınların İncil’e olan güvenlerini de etkilemiştir.
Dünyanın en önde gelen İncil arkeologlarından William Albright şöyle demiştir: “Artık İncil metinlerinin tüm bölümlerinin yaklaşık M.S. 80 yılında, yani günümüz eleştirmenlerinin iddia ettiklerinden tam olarak iki nesil önce yazıldığını kesinlikle söyleyebiliriz. Bence İncil’in her bölümü M.S. ilk yüzyılda, kırklı ve seksenli yıllar arasında yazılmıştır. (Büyük olasılıkla M.S. 50 ve 70 yılları arasında).
William Ramsay gelmiş geçmiş en büyük arkeologlardan biri olarak kabul edilir. Bu kişi İncil’in Elçilerin İşleri bölümünün, ilk yüzyılın ortasında değil, ikinci yüzyılda uydurulduğunu savunan bir Alman tarih okulunun öğrencisiydi. Ramsay, İncil’in Elçilerin İşleri bölümü üzerine yazılmış çağdaş yorumları okuduktan sonra, o zamanki olayları (M.S. 50) doğru olarak yansıtmadığı sonucuna vardı. Bu metinlerin geçerli olamayacağını düşünüyordu. Bu yüzden Ege bölgesinde yaptığı araştırmalarda İncil’e fazla yer vermedi. Ne var ki çalışmalarının sonunda Luka’nın kayıtları üzerinde düşünmeye başlamıştı. Tarihsel ayrıntılardaki ince doğruluğu dikkatle gözlemledi. Elçilerin İşleri bölümüne bakışı yavaş yavaş değişiyordu. En sonunda şu gerçeği kabul etti: “Luka birinci sınıf bir tarihçidir. En büyük tarihçiler arasında yer almalıdır.” En ufak ayrıntıların ve noktaların doğruluğu karşısında Ramsay bu kitabın ikinci yüzyıla değil, ilk yüzyılın ortalarına ait olduğu sonucuna varmıştı.
Liberal aydınların çoğu da İncil metinlerinin daha önce yazıldığını kabul etmek zorunda kalmıştır. Bunlardan biri yaptığı araştırmalar sonucunda İncil’in tümünün Kudüs’ün yıkımından, yani M.S. 70 yılından önce yazıldığını söylemiştir.
Günümüzün Biçim Eleştirmenleri, İncil metinlerinin ağızdan ağıza geçip değiştikten sonra yazıldığını ileri sürmektedir. Onlara göre İncil kayıtları halk edebiyatı (efsaneler, mitler, masallar ve öyküler) şeklini almıştır.
Buna karşılık, sözlü geleneğin yazıya geçmeden önce değişip gerçekliğini yitirmesine neden olacak kadar uzun bir zaman geçmemiştir. İncil okulu profesörlerinden biri, zaman kısalığı unsuruna değinirken şunları söylemiştir: “Genellikle ilkel kültür halkları arasında folklorun birikimi, nesiller boyu süren bir zaman alır. Yüzyıllara yayılan yavaş bir süreçtir. İncil anlatılarının ise yüzyıldan daha kısa bir sürede yazıldığı ve toplandığı sonucuna varmak zorundayız.”
Biçim Eleştirmenleri İsa’nın sözleri geleneğini gerektiği kadar sıkı bir şekilde incelemiyorlar. İncil: 1.Korintliler 7:10,12,25 ayetleri, bu sözlerin yazıya geçirilmesinin ve korunmasının ne denli dikkat ve titizlikle yapıldığını ortaya koyuyor. Yahudi dininde, öğrencinin din hocasının öğretisini ezberlemesi gerekliydi. İyi bir öğrenci bir damla bile su kaçırmayan sağlam bir kuyuya benzetilirdi. Rab’bin öğretişinin çoğu, kolay ezberlenecek Aramice şiir şeklindeydi.
Michigan Üniversitesi ilk çağ tarihi profesörlerinden Maier şöyle yazmıştır: “Mesih inancının, uzun bir zaman süresi içinde gelişen doğu mitolojisi olduğu ve olayların asıl tarihlerinden çok daha sonra yazıldıkları doğru değildir.” Yalnızca tarihsel yönteme ve bakışa sahip olmayan çağdaş eleştirmenler, İncil geleneğinin çevresine böyle bir spekülasyon ağı örebilir. Yirmi yıldan elli yıla kadar bir zaman aralığı, ana içeriğin değişmesi şöyle dursun, İsa’nın belirli sözlerinin bozulması için bile kısa bir süre sayılır.
Haziran 27th, 2010 at 17:00
BİBLİYOGRAFİK TEST
Bibliyografik test, belgelerin elimize ulaşana dek geçirdiği nakillerin incelenmesidir. Başka bir deyişle, özgün belgelere sahip olmadığımızdan, el yazmalarının (EL) sayısına bakarak, İncil metinleri ne kadar güvenilirdir?
Diğer eski ve önemli kaynaklarla kıyaslarsak İncil’in el yazmalarının zenginliği şaşırtıcıdır.
Tukidides’in tarihçesi (460-400 M.Ö.) en erken M.S. 900 yılında, yani yazıldığı zamandan 1.300 yıl sonra, sekiz el yazması halinde elimizde bulunmaktadır. Bunun gibi Herodot’un tarihçesi az sayıdadır ve daha erken yazılan kopyaları yoktur. F.F. Bruce bu gerçekten şöyle bir sonuç çıkarıyor: “Hiçbir tarihçi kalkıp Herodot ya da Tukididus’un doğruluklarından kuşku duymaz. Oysa, eserlerinin en erken el yazma kopyaları yazım tarihinden 1300 yıl sonraya aittir.”
Aristo şiirlerini yaklaşık olarak M.Ö. 343 yılında yazmıştır. Ama elimizde bulunan en erken kopya M.S. 1100 yılına aittir. Yani, arada 1400 yıllık bir zaman aralığı vardır. Üstelik bu el yazmalarının sayısı yalnızca beşdir.
Sezar, Gal Savaşları tarihçesini M.Ö. 58 ve 50 yılları arasında oluşturmuştur. Ne var ki en erken el yazmaları ölümünden 1000 yıl sonrasına aittir. Bundan daha önceki kopyalara sahip değiliz.
İncil’in el yazmalarına gelince, elimizde o kadar çok gerçek bulunmaktadır ki, kıyaslayınca şaşkına dönebilirsiniz. Mesih’in yaşadığı çağla ikinci yüzyıl arasındaki zaman aralığını kapatan ilk papirüs el yazmasının bulunmasından sonra diğer el yazmaları da gün ışığına çıktı. Günümüzde bu tarihe ait 20.000’den fazla el yazması bulunmaktadır. İlyada’nın ise 643 el yazması vardır ve bu konuda İncil’den sonra gelmektedir.
İngiliz Müzesi’nin kütüphane başkanı ve müdürü olan Sir Frederick Kenyon, aynı zamanda el yazmaları konusunda birinci derecede uzmandır. Kendisi şu sonuca varıyor: “İncil’in özgün metinleriyle ilk bulunan el yazması kopyalar arasındaki zaman aralığı yok denecek kadar kısadır. İncil’in ilk yazıldığı şekliyle elimize ulaştığına ilişkin kuşkulara yer kalmamıştır. Ayetlerin tümünün gerçekliği ve genel bütünlüğü sonunda kanıtlanmıştır.”
Bunlara ek olarak, İncil’in Yunanca (Grekçe) uzmanlarından biri şunları ekliyor: “En erken el yazmaları, orijinallerinden bu denli geç yazılmalarına ve sayılarının az olmasına karşın, bazı aydınlar eski klasikleri güvenilir buluyorlar. O halde, İncil metinlerinin güvenilirliği de fazlasıyla kanıtlanmıştır.”
Bibliyografik testin İncil’e uygulanması, İncil’in bütün eski yazıtlardan daha fazla yetkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bu yetkiye 100 yıllık yoğun metin eleştirisini de eklerseniz gerçek İncil’i elinizde tuttuğunuza inanabilirsiniz.
Eylül 14th, 2010 at 02:02
Dört İncîli [Matta, Luka, Markos, Yuhannâ İncîlini] Yazanlar ve Uydurdukları Yalanlar Hakkındadır:
Bugün Îsâ aleyhisselâma gönderilmiş olan İncîl, hiçbir memleketde yokdur. Hıristiyanların ellerinde dört dürlü İncîl vardır. Bunları, Matta, Luka, Markos, Yuhannâ yazmışdır. [Birçok İncîlin çeşidli hıristiyan konsillerinde imhâsından sonra, bu dört İncîl bırakılmışdır.] İncîli ilk değişdiren bunlardır.[1]
Filistinli olan Matta, Îsâ aleyhisselâmı yalnız semâya çıkdığı sene görmüşdür. Bundan sekiz sene sonra, İskenderiyyede ilk İncîli yazmışdır. Burada, Îsâ aleyhisselâmın doğumu sırasında görülen, şaşılacak şeyleri ve yehûdî pâdişâhı, onu çocuk iken öldürmek istediğini, hazret-i Meryemin oğlunu alıp, Mısra götürdüğünü yazmakdadır. Mattanın anlatdığına göre, Îsâ aleyhisselâm doğduğunda, Beyt-i Makdise doğu tarafdan üç mecûsî gelip, “Bu günlerde dünyâya gelen, sultân nerededir. Biz memleketimizde, onun yıldızını doğmuş gördük ki, bu onun dünyâya teşrîf etdiğinin delîlidir. Biz ona hediyye getirdik” dediler. Yehûdî pâdişâhı Herod bunu işitince, yehûdîlerin âlimlerini topladı. Bahs edilen çocuğu sordu. Onlar dediler ki:
Beni İsrâil Peygamberleri kitâblarında haber vermişlerdir ki, Mesîhin doğumu Kudüsde Beyt-ül Lahmda bu günlerde olacakdır.
Bunun üzerine Herod, gelen mecûsîlere, Beyt-ül Lahma gidip, yeni doğan çocuğu aramalarını, bulurlar ise, kendisine de bildirmelerini söyledi. Her ne kadar onlara, murâdım onunla yakın olmak, kulluk etmek, dedi ise de, aslında onu öldürmeğe karâr vermişdi. Üç mecûsî, Beyt-ül Lahma gidip, hazret-i Meryemi, oğlu Îsâ aleyhisselâm kucağında olduğu vaziyyetde buldular. Hediyyeleri verdiler. Îsâ aleyhisselâma secde etdiler. Geceleyin kendilerine bir melek geldi. Îsâ aleyhisselâmın doğduğu yeri gizlemelerini, başka bir yoldan geri dönmelerini emr ve işâret etdi. Hazret-i Meryeme de, Herodun hîle ve sû’ikasd fikrini haber verdi ve Îsâ aleyhisselâmı
Mısra götürmesini söyledi. Hazret-i Meryem de söylenildiği gibi yapdı.
Mattanın anlatdığı bu hikâye ve sözler, bâtıldır ve aslı yokdur. Hakîkatle hiçbir alâkası olamaz. Aslında böyle bir hâdise olsaydı, Herod Îsâ aleyhisselâmı aramağa kendisi gider veyâ güvendiği bir kimseyi gönderirdi. Diğer üç İncîli yazan, Luka, Markos ve Yuhannâ, kitâblarında böyle bir şeyden bahs etmemişlerdir. Matta, Îsâ aleyhisselâmın doğum zemânını bilmediğinden, bunu bilerek ifâde etmeyip, belki bu hâdiseyi uyduran birisinden işitmiş ve işitdiğini nakl etmişdir.
Lukaya gelince, bu zât, hazret-i Îsâ zemânına yetişmemiş ve onu görmemişdir. Kendisi, Îsâ aleyhisselâmın semâya çıkarılmasından sonra, Pavlosun yanında hıristiyan olmuşdur. Bir yehûdî olan Pavlos da, Îsâ aleyhisselâmı görmemiş ve onun zemânına yetişmemişdir. Pavlos yehûdî olup, koyu bir hıristiyan düşmanı idi. O kadar düşman idi ki, bir zemân her nerede bir hıristiyan bulunursa, yakalanıp, Beyt-i Makdîse getirilmesi ve orada habs edilmesi hakkında Kayserlerden emr çıkartmışdı.
Luka, Havârîlerin Kıssaları adlı kitâbında şöyle anlatır: Merkum Pavlos birgün bir atlı ile dolaşırken güneş ışığı gibi bir nûra rast gelip, o nûrdan bir ses işitmiş: Ey Pavlos! Niçin bana zarar veriyorsun. Pavlos demiş ki: Seni bu zemâna kadar hiç görmediğime göre, nasıl olur da sana zarar verebilirim. Bunun üzerine nûrdan: Benim ümmetime olan zararın banadır. Onlardan elini çek. Zîrâ onlar, Hak üzeredirler. Onlara tâbi’ ol, kurtulursun, cevâbını almış. Pavlos sormuş: Bu husûsda bana ne emr edersiniz. Nûr şöyle cevâb vermiş: şâm şehrine git ve Enâniyye adlı kimseye sor. Pavlos gidip, o kimseyi arayıp, bulmuş. Îsâ aleyhisselâmdan bu işitdiklerini ona bildirmiş. Ondan berâberce hıristiyan dînine girmeği istemiş. O da bunun bu isteğini kabûl etmiş. Merkumun Îsâ aleyhisselâma îmânı belli oldukdan sonra, şân ve şerefi artmışdır.
Bu hikâyenin aslı yokdur ve şeytânın bir hîlesidir. Demek ki, Pavlos Enâniyyenin, Luka da Pavlosun elinde hıristiyan olmuş ve İncîli ondan almışdır. Hâlbuki, bunların ikisi de Îsâ aleyhisselâma yetişememiş ve onu görmemişlerdir. Görüldüğü üzere, bu kadar karışık ve ma’nâsız sözler, hıristiyanlığın bâtıl ve yalandan ibâret olduğuna açık bir delîldir.
Markos da, Îsâ aleyhisselâmı görmemişdir. Hıristiyanlığı kabûlü Îsâ aleyhisselâmın semâya çıkışından sonra, havârîlerden Petrusun yanında olmuşdur. İncîli Romada yazmışdır. Markos diğer İncîlleri yazanlara ba’zı mes’elelerde muhâlefet etmişdir.
Yuhannâ, Îsâ aleyhisselâmın teyzesinin oğludur. Hıristiyanların anlatdıklarına göre, Îsâ aleyhisselâm bunun düğün ziyâfetinde hâzır bulunmuş ve suyu şerâba o zemân dönüşmüşdür. Îsâ aleyhisselâmın da ilk mu’cizesi bu imiş. Yuhannâ bunu görünce, hanımını terk ederek, din ve seyâhatda Îsâ aleyhisselâma tâbi’ olmuşdur.
Hıristiyanlar derler ki, Îsâ aleyhisselâm, yehûdîler tarafından öldürüleceğini anladığı zemân, teyze oğlu Yuhannâya vasiyyet etdi: Ey Yuhannâ! Annem hakkında Allahü teâlâdan kork ki, o senin annendir. Annesine de Yuhannâ hakkında, o senin oğlundur. Onun hakkında Allahü teâlânın gazâbından sakın dedi. Onu da annesine vasiyyet etdi. Yuhannâ, dört İncîli yazanlardan dördüncüsüdür. Bu hâdiseyi zikr etmemişdir. İncîlini Samon şehrinde yunanca olarak yazmışdır.
İşte bu dört İncîli tertîb edip yazan, bu dört kişidir. Asl İncîli tahrîf eden bunlardır. Açıkdan açığa yalan söylemekden de çekinmemişlerdir. Îsâ aleyhisselâmın getirdiği yalnız bir İncîldir. Onda tenâkuz, ihtilâf ve yalan yokdur ve olamaz. Dört kişinin yazdığı bu dört İncîlde, gerek Allahü teâlâ ve gerekse Onun Resûlü Îsâ aleyhisselâm hakkında, yalan ve iftirâlar, birbirinin zıddı olan o kadar sözler vardır ki, bu husûs ma’lûm ve meşhûr olup, hıristiyanlar da inkâr edecek durumda değildirler. İnşâallahü teâlâ bu husûsda alâkalı bahsde kâfî derecede ma’lûmat vereceğiz.
Matta, kendi İncîlinin onüçüncü faslında bildirdiği üzere, güyâ Îsâ aleyhisselâm, “Benim cesedim, vefâtımdan sonra, Yûnüs aleyhisselâmın cesedi balığın karnında kaldığı gibi üç gün üç gece arzın içinde kalacak demiş. Bu hikâye Mattanın İncîlinde yazmış olduğu iftirâ ve yalanların en meşhûrudur. Çünki Matta, diğer İncîl yazanlar ile şu husûsda mütteşkdir ki, Îsâ aleyhisselâm Cum’a günü sâat altıda vefât etmiş. Cumartesi gecesinin ilk sâatinde defn olunmuş ve Pazar günü sabâhleyin mevtâlar arasından kalkmışdır. Bu uydurma hesâba göre, Îsâ aleyhisselâm arzın içinde yalnız bir gün iki gece kalmışdır. Mattanın yukarıda zikr etdiği sözlere göre ise, Îsâ aleyhisselâm kendisinin, Yûnüs aleyhisselâmın balığın karnında kaldığı gibi, üç gün üç gece arzın içinde kalacağını haber vermişdir. Demek ki, Mattanın naklinde yalan ve tenâkuz olduğu apaçık meydâna çıkmakdadır.
Dört İncîli yazanların, bu mes’ele hakkında yalan söylemiş olduklarına şübhe yokdur. Çünki, Îsâ aleyhisselâm kendisinin öldürülüp, bir gün iki gece veyâ üç gün üç gece arzın içinde kalacağına dâir ne kendisi kimseye bir şey söylemiş, ne de İncîlde böyle bir şey haber verilmişdir. Allahü teâlâ, yüce Peygamberi Muhammed aleyhisselâma Kur’ân-ı kerîmde Nisâ sûresi, yüzelliyedinci âyet-i kerîmesinde, bu hakîkati apaçık bildirmekdedir. Bu âyet-i kerîmede meâlen buyuruluyor ki, (Yehûdîler, hazret-i Îsâyı ne öldürmüş, ne de çarmıha germişlerdir. Lâkin gördüklerinden biri ona benzetilmişdir.)
Yine hıristiyanların yalan ve tenâkuzlarından bir delîl de, İncîl yazarı Markos hazret-i Mesîhin ölüler arasından kalkdığını ve havârîlerle konuşduğunu ve hemen o gün semâya çıkmış olduğunu yazmakdadır. Luka ise, Havârîlerin Kıssâları adlı kitâbında buna muhâlefet ederek, Îsâ aleyhisselâmın ölüler arasından kalkdıkdan tam kırk gün sonra, semâya çıkdığını yazmakdadır. İşte bu delîl onların yalanlarını ve bu maddenin aslının ve esâsının olmadığını ortaya koymakdadır.
Kendisinden başka ilâh olmıyan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, Îsâ aleyhisselâm ne öldürülmüşdür, ne de defn olunmuşdur. Ne de defnden bir veyâ kırk gün sonra kabrinden kalkmışdır. [Bunların hiçbirinin aslı yokdur, bunları söyliyen yalancıdır.] Allahü teâlânın la’neti, yalancıların üzerine olsun.[2]
[1] Şeyh Abdüllah beğ, İncîllerin te’lîş hakkında târîhî bilgi verirken diyor ki: Birincisi, Mattanın târîhini, Îsâ aleyhisselâmın göğe çıkarılmasından yâ beş veyâ sekiz yâhud on sene sonra yazdığı söyleniyor. İkincisi, Markosun bu göğe çıkarılma hâdisesinden yirmiyedi sene sonra târîhini yazdığı söylenmişdir.Üçüncüsü, Luka otuz yıl sonra; dördüncüsü, Yuhannâ ki kendisine Mesîhin habîbi denir. Bunun da kırkbeş sene sonra veyâ altmış beş sene sonra yazmışdır diye rivâyet edilir. Kiliseler târîhinde yazılı ve hıristiyanlar indinde makbûl olan rivâyet de budur. Şeyh Abdüllah beğ diyor ki: Eğer bu dört kişi Mesîh aleyhisselâmın elçileri ve dîninin emînleri olmaları hasebiyle onlara bu kitâbın te’lîfini tefvîz etdi ve onlara fasl-ul-kitâbı emr etdi denirse, buna şöyle cevâb veririz: Bu iddi’â bir çok yönden merdûddur (red edilir). Birincisi, bunlardan ikisi olan Markos ve Luka, Mesîhi aslâ görmemişlerdir. Bunu dahâ önce de beyân etdik. O hâlde onun tarafından böyle bir vazîfe ile nasıl vazîfelendirilmişlerdir? İkincisi, onlar bunu iddi’â etmemişlerdir. Mesîhin kendilerine kitâb te’lîfini emr etdiğini söylememişlerdir. Bilâkis onların herbiri kitâbını te’lîf ederken, Mesîhin ba’zı eshâb ve ahbâbına başvurmuşdur. Bu durum, İncîllerin şerhlerinde ve kiliseler hakkında târihî bilgi veren kitâblarda yazılıdır. Luka da kitâbının başında bunu açıklamışdır. Üçüncüsü, bu dört kişi kitâblarına İncîl ismini vermemişdir. Bilâkis (târih) adını vermişlerdir. Kitâblarının başındaki sözlerinden bu durum açıkça görülmekdedir. Matta kitâbına Îsâ Mesîh bin Dâvüd bin İbrâhîmin doğuşu demiş, sonra hıristiyanlar ona muhâlefet ederek, ya’nî yalan söyliyerek bu kitâba İncîl demişlerdir. Dördüncüsü, eğer bunlar Mesîh tarafından vazîfelendirilmiş olsalardı, hepsi bir tek kitâb te’lîfi için toplanırlardı. Ve buna ittifâkla İncîl adını verirlerdi. Kıssalarda, haberlerde, birbirlerinden farklı, ihtilâşı böyle bir çok İncîl te’lîf etmezlerdi. Belki bunun başında veyâ sonunda Lukanın da te’lîf sebebini açıkladığı gibi bu işe me’mûr olduklarını bildirirlerdi. Bütün bu husûslar bunların kitâbı te’lîf için Mesîh tarafından me’mûr olmadıklarını i’lân etmekdedir.
[2] şeyh Abdüllah beğ diyor ki: Sonra bil ki, bu haberlerden hiçbiri aslâ delîl olamaz. Çünki mütevâtir olmayıp, ahad (münferîd)dırlar ve metin olarak farklı farklı kıssalardır. Bu da kat’î bir bilgi değildir. Zîrâ mütevâtir olmanın şartı evvelâ, bunu nakl eden kimselerin sayısının sınırlı olmamasıdır. İkinci olarak, büyük bir çoğunluğun bunu müşâhade etmiş olup, yine büyük bir çoğunlukdan nakl etmesi îcâb eder. Üçüncü olarak, nakl edenlerin sözleri arasında tenâkuz ve ihtilâf bulunmamalıdır. Dördüncü olarak, bunların yalana sapacağını, aklın câiz görmemesidir. Buradaki durum ise böyle değildir. Çünki, bunların sayısı sınırlıdır ve bunlar dahâ önce beyân etdiğimiz gibi, hâlleri meçhûl dört kişidir. Zîrâ eğer bunların hâli böyle olmasaydı, bu kitâblarında ihtilâf etmezlerdi ve bunu hangi lisan ve lügat üzere te’lîf etdiklerini bilirlerdi. İkinci olarak, hıristiyanların bunlar hakkında Mesîhi gördüler dediği sâdece ikisidir ki, bunlar da Matta ve Yuhannâdır. Bu da bunlar hakkında söyledikleri söz doğru olduğu takdîrdedir. Fekat Markos ve Luka Mesîhi aslâ görmemişdir. Bilâkis bu ikisi elçi Pavlos [Bolis] diye ismlendirdikleri ve aslâ Mesîhe ulaşmayıp, onunla sohbet etmemiş olan ve onu gökle yer arasında tecellî ederek kendisine hitâb eder olarak müşâhade etdiğini iddi’â eden Savel yehûdîsiyle arkadaşlık etmişlerdir. Yehûdînin söylediği söz de merdûd (reddedilmiş) bir sözdür. Çünki, açıkca yalan olduğu bellidir ve bu yehûdî de Mesîhin zâhiren düşmanıdır. Eğer bunların bu şeklde diğer havârîlerle buluşduğunu kabûl etsek bile, bunlar kendilerinden bu haberleri nakl etdikleri râvîlerin ismlerini beyân etmemişlerdir ve de ta’yîn etmemişlerdir. Bu da büyük bir sahtekârlık olup, her ikisinin ve rivâyetlerinin kötülenmesini ve ta’n edilmesiniîcâb etdirir. Öyle ise, sözleri farklı iki adam olan Matta ve Yuhannâ ile tevâtürnasıl sâbit olur? Üçüncü şart temâmiyle gayrimevcûddur. Zîrâ bunların ihtilâfları, tenâkuzları ve rivâyet ve sözlerinin birbirini tekzîbi kendi kitâbları ile gündüz ortasındaki güneş gibi açıkca meydândadır. Ta’yîne ve isbât etmeğe hâcet yokdur. Dördüncü şart, bunların yalana râzı ve yalan üzere ittifâk etmelerinin câiz olmadığıdır. O hâlde, akl bu açık emâreleri idrâk etdikden sonra, bunu nasıl tecvîz etmez ve akllı olan bu âdî musâdematı (terslikleri) müşâhede edince, buna hükm etmekden nasıl istinkâf eder (kaçınır)? Ve nasıl böyle olmaz ki, bunlar o kitâblarda aslâ müşâhede etmedikleri işleri yazdılar ve yalan olarak Allahü teâlânın ma’sûm olan nebîsi Îsâ aleyhisselâmın asılma ve öldürülmesinin vuku’una hükm etdiler. Hâlbuki hayretdir ki, bunlar kendi nefsleri üzerine bunun böyle olduğunu ikrâr etmişlerdir. Kendi târîh kitâblarında yazdıkları ve İncîllerinde beyân etdikleri gibi, onlardan hiçbiri Mesîh aleyhisselâm ile birlikde olmamışlardı. Bilâkis hepsi onun etrâfından kaçmış ve onu sağlam ve sağ olarak yehûdîlerin eline terk etmişlerdi. Onun peşinden Petrusdan başkası gitmemişdi. O da uzakdan onu ta’kîb etmiş ve diğer ihvânı gibi kapıda kalmışdı. Bu şeklde onun hakîkî hâline muttali’ olmadılar. Böyle karârdan sonra onun hakkında yehûdîlerin iftirâlarını kitâblarına yazdılar. Onun yüce şânına iftirâ ederek, yehûdîlerle onun cisminin asıldığı husûsunda ittifâk etdiler. Bu iş açık yalan ve âşikâr bir kötü iftirâ değil midir? Bunu tahkîk için, İncîllere mürâce’at ediniz! Matta 21. eshâhında diyor ki: “O esnâda talebeleri onu terk etdi ve kaçdılar.” Markos 14. eshâhında diyor ki: “O esnâda talebeleri onu terk etdi ve hepsi kaçdılar.” Bunlar o ikisinin ibârelerinin tam ifâdesidir. şeyh Abdüllah beğ diyor ki: “Eğer bizzat onun ölüler arasından kalkıp göründüğünü ve kendisinin asıldığını ve katl edildiğini bildirdiğini söyleseler bile, biz bunun yakîniyyât kısmından değil, evhâm ve tahayyûlât cinsinden olduğunu söyleriz. Neden böyle olmasın ki, böyle rivâyet edenler, kendi hâllerinden şikâyet etmiş, ya’nî onu Mesîhin gayri bir mücerred rûh sandıklarını söylemişlerdir. Nitekim bu husûs Lukanın İncîlinde yazılıdır. Kalbleri bununla itminân bulmamış ve onu kendi cinslerine muhâlif bir şey sanmışlar. Sonra zan ile onun efendileri ve kurtarıcıları olduğuna hükm etmişlerdir. Akl, bunun şeytân olmasını uygun görür. Onlara haset ve düşmanlık için görünüp, iftirâcı yehûdîleri tasdîk etdirerek sapıtdırdığı anlaşılır. Eğer şeytânın bir peygamber şekline bürünmeğe nasıl kâdir olarak insanları sapdırdığı sorulursa, deriz ki: “Evet müslimânlar katında bu iş muhâldir. Fekat şeytânın herhangi diğer bir şahsın şekline girip de “ben şu resûlüm” demesi câizdir. İşin böyle olduğuna da hıristiyanların şübhe ve tereddütleri delîldir. Mâmaşh Nasârânın mezhebi bunu red etmez. Bilâkis şeytânın bu çeşid işlere girmesine cevâz verir. Bu husûsu Bolisin (Paulun) Kurunsiye ehâlisine yazdığı ikinci risâlesinde 11.ci faslında söylediği sözler te’yîd etmekdedir. Bu da hayret verici birşey değildir. Zîrâ şeytân Melâiketünnûra da benzer şekle girmişdir.
Eylül 14th, 2010 at 02:13
Eski dindaşlarım umarım Allahu Teala size de hidayet verir de kurtuluşa erersiniz.Ahirette ebedi saadete kavuşmak ancak Müslüman olmakla mümkündür.
Mart 22nd, 2011 at 21:00
DÖRT İNCİL VARDA DÖRT KURAN YOKMU?
Küçük Yaştan itibaren Müslümanlar Kuranın Allah tarafından korunan son kutsal kitap olduğuna ve tek bir kelimesinin bile değiştirilemeyeceğine inandırılırlar. Şu ayet bu inanca sahip Müslümanlar için rehberdir. Hicr 9. Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
Ancak Müslüman kitlelerin ezici çoğunluğu farklı kuran Mushaflarının olduğunu bilmez.
Konuyu bilen İslam alimleri ise Bir hadisde yer alan “Kuranın 7 kıraat üzerine indirildiği” açıklamasını yaparlar ve kuran Mushafları arasındaki farklılığın Kuran daha yazılmamış iken Kuranı ezberleyen sahabeler arasındaki şive-ağız farklılıklarına bağlarlar. Kaç değişik kuran mushafının var olduğu bilinmese de günümüze ulaşan farklı kuran Mushafları vardır. Libya’da Qaloon ve sudanda El-duri Mushafları kullanılır ve bu Mushaflarda da diğer Mushaflara göre farklılık vardır. Ama biz Şu anda İslam dünyasında En fazla kullanılan 2 farklı kuran mushafı olan Warsh ve hafs mushaflarının birbirlerinden farklılıklarını inceleyeceğiz.
tamamen matematiksel anlamı aynı…
evet bunu da ömer çelakın hocamız cevaplasın
Kuzey Afrika (Warsh) Mushafı : Cezayir, Fas,Tunus un bir kısmı,Afrika’nın ortalarındaki ülkelerde yaşayan Müslüman topluluklarınca kullanılan mushaftır. Osman el-kutbi El-masri’ye atfedilen mushaftır.
Ortadoğu (Hafs) Mushafı : Türkiye dahil Diğer Birçok ülkede kullanılan Mushaf budur.Hafs al-asadi’ye atfen bu ismi almıştır.
Suudi arabistanda Bu iki mushafta kullanılır.
Okuduğunuz Kuranın hafs’ mı yoksa Warsh mushafı mı olduğunu anlamanın yolu çok basittir. Okuduğunuz Kuran’da her surenin başında olan “Bismillahirrahmanirrahim” ayet olarak kabul edilmiş ve her surenin 1. nolu ayeti olmuş ise Warsh mushafını okuyorsunuz demektir. Hafs Mushafında ayet numaralandırmalarında “Bismillahirrahmanirrahim” ayet olarak geçmez ve surenin başına yazılır ama 1 nolu ayet bismillahtan sonra başlar. Ancak karıştırmayınız , Fatiha suresinin birinci ayeti zaten “bismillahirrahmanirrahim”dir . Bu nedenle diğer surelerdeki 1. ayetlere bakınız.
İslam alimleri en çok kullanılan bu iki Mushaf arasında çok küçük yazım ve okuyuş farklılıkları olduğunu ve anlam kaymasının az olduğunu ve kuranın anlam bütünlüğüne zarar vermediğini söylerler. Bu savunma doğrudur. Ama cahil toplumların kuranın tek harfinin bile değişmediği şeklindeki inandıkları yalanı ortadan kaldırmak için mücadele etmeyip konuyu sadece kendi aralarında tartışıp toplumu cahil bırakmaları önemli bir hatadır.
Evet, farklı Mushaflar arasındaki harf-kelime farklılıkları kuranın anlam bütünlüğüne zarar vermiyor. Tabi bazı ayetlerin anlamları farklı olabiliyor ama bu kuranın vermek istediği mesajı etkilemiyor.
Şimdi bu iki mushaf arasındaki yüzlerce farktan bazılarına bakalım.
Bakara 125. ayet :
Hafs mushafında “vettehizu” anlamı “ (siz) alın-edinin”.
Warsh mushafında ise “vettehazu” anlamı “(onlar) aldılar-edindiler”
İbrahimin makamı hakkında olan bu ayette mesaj değişmese de anlam değişiyor.
Hafs mushafında ibrahimin makamı ile ilgili emir vardır. ayette ilgili kısım : Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın).
Warsh mushafında ise emir yoktur , olay tarihsel olarak anlatılıyor. Ayetin ilgili kısmı : “Onlar da İbrahim’in makamından bir namaz yeri edindiler (orada namaz kıldılar).
Burada kuranın mesajı değişmiyor ama ayetin anlamı değişmiş oluyor.
Ali İmran 146.ayet
Hafs mushafında “Qatal -katele” anlamı savaştı(lar)
Warsh mushafında “”qutil- kutil” anlamı öldürüldü(ler).
Bu ayette bir mushafta peygamberle beraber mücadele eden Allah erlerinden bahsedilmektedir. Bir mushafta Allah erlerinin savaştığı yazarken diğer mushafta öldürüldüğü yazmaktadır. Mesaj aynı olsa da anlam değişmektedir.
Fatiha suresi 4. ayet
Hafs mushafında : “maliki” anlamı kral
Warsh mushafında : “maAliki” Anlamı sahip
Bu ayette ceza günü (kıyamet) anlatılırken bir mushafta “o (Allah) ceza gününün kralıdır” iken diğer mushafta “o ceza gününün sahibidir”.
Bakara 140.ayet
Hafs mushafında “tekulune” anlamı “siz söylüyor” . Ayet şu şekilde.”Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve esbâtın yahudi, yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz”
Warsh mushafında ise “yekulune” anlamı “onlar söylüyor” ayet şu şekilde “Yoksa onlar, İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve esbâtın yahudi, yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorlar”
Ali İmran 81. ayet
Hafs mushafında “ateytüküm” anlamı “ben verdim”.
Warsh mushafında “ateynaküm” anlamı “biz verdik”
Araf. 57 ayet
Hafs mushafında “büşram” anlamı “iyi haber – müjde”. Ayetin anlamı :”Rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O’dur”
Warsh mushafında “nüşram” anlamı “dağıtmak”. Ayetin anlamı : Rüzgârları rahmetinin önünde dağıtarak gönderen O’dur”
Daha çok bu şekilde farklılıklar var. Birkaç tanesine daha kısaca değinelim.
Araf 144. ayette hafs mushafında “benim mesajlarım” warsh mushafında “benim mesajım”
Yunus 2. ayette hafs mushafında “büyücü-sihirbaz” warsh mushafında “büyü-sihir”
Yunus 33 ve 96. ayetlerde hafs mushafında “söz” warsh mushafında “sözler”
Ayrıca bu Mushaflarda birçok harf tutmazlıkları vardır. Mesela Bakara 72 ve 131. ayette warsh mushafında fazladan “elif” harfleri vardır.
Hafs muhsafında 6236 ayet vardır. Warsh mushafında ise 6214 ayet vardır. Bilinen diğer Mushaflar 6616 – 6217 – 6204 - 6226 ayetlidirler. Ancak bu durum Mushafların farklı olduğu anlamına gelmiyor. Aynı Arapça yazıda bazıları 2 ayet var diyor, bazıları 3 ayet var diyor. Bazıları besmeleleri ayet kabul ediyor. Dolayısı ile ayet sayısı farkı kuran Mushaflarının farklı olduğu anlamına gelmiyor. Ama buradan şu önemli sonuç çıkıyor. Kuranda ayet numaraları ve sure numaraları kutsal değildir. Bu nedenle 19. mucizesi imanlıları veya kuranda ayetleri sayıp aklınca birşeyler bulan ömer çelakıl’ın Kuran şifreleri kitabı hiçbir değer arzetmemektedir. Çünkü akıllarınca buldukları kuran şifreleri diğer mushaflara uymamaktadır
Mart 22nd, 2011 at 21:11
Ünlü İslam alimlerinden Ebu Davud,ki aynı zamanda Kuttubi Sitte’deki sahih kaynaklardan birinin yazarıdır.Mesahaf-i Sicistani adlı eseri vardır.Bu eser Kur’an versiyonları arasında bulunan bir kaç bin farklılığı içermektedir.Yanlış duymadınız Kur’an metinleri arasında BİNLERCE farklılık vardır.
Hafs:Enbiya:4: ”qaala” = dedi
Verş:Enbiya:4: ”qul” = de
Hafs:”(Muhammed) Dedi ki: Rabbim herşeyi bilir”.Özne Muhammed,işi Muhammed yapmış.
Verş:”(Allah):De ki: Rabbim herşeyi bilir”.Burada ise özne Allah’tır.
Bu kelimelerin yazılışlarıda,anlamlarıda farklıdır.Fiilin öznesini değiştirir.Hafs Mushafı’nda özne Muhammed’dir.
Hafs:Bakara:58: ”nagfir” = biz bağışlarız.
Verş:Bakara:57:”yugfar” = o bağışlar.
Hafs:Bakara:140: ”taquluna” = siz söylüyorsunuz.
Verş:Bakara:139:”yaquluna” = onlar söylüyorlar.
Hafs:Bakara:259:”nunshizuhaa” = bir araya getirmek,inşa etmek(inşa ediyoruz)
Verş:Bakara:258:”nunshiruhaa” = diriltmek,yeniden canlandırmak
Hafs:Ali-İmran:146:”qatala” = o öldürdü
Verş:Ali-İmran:146:”qutila” = o öldürüldü
Hafs Mushafı’nda öldürdü derken Verş Mushafı’nda öldürüldü diyor.Anlam gerçekten değişiyor.
Hafs:Kasas:48:’’sihraani” = iki büyü (Ayet:İki büyü birbirini destekliyor).
Verş:Kasas:48:’’saahiraani” = iki büyücü (Ayet:İki büyücü birbirlerini destekliyor).
Tüm bu örnekler göstermektedirki Kur’an’ın bir harfinin bile değişmediği inancı asılsızmış.Gerçekler öyle demiyor.Buraya yazılanlar değişikliklerin sadece bir kısmıdır.Çok daha fazla fark vardır Kur’an mushafları arasında.
Umarım bilgilendirici bir yazı olmuştur…
Mart 22nd, 2011 at 23:31
SAYIN KLEMENT DAHA ÖNCEDE DEFALARCA BELİRTİLDİ. LÜTFEN SİTEDEKİ KONULAR HAKKINDA YORUMLAR YAZALIM.BU SiTENİN UZMANLIK ALANI İNCİL VE HIRİSTİYANLIKTAKİ ÇELİŞKİLERDİR. HERŞEYİN UZMANI KESİLMEYELİM BU KONULARA BAŞKA SİTELERDE VERİLEN CEVAPLAR VAR. BU İŞİ ANLAMAK İÇİN ARAPÇA DİL BİLGİSİNİ GEREKTİRMEKTEDİR VE İLAHİYAT FAKÜLTELERİNDE KURANIN FARKLI OKUNUŞLARINI DERS OLARAK ANLATILMAKTADIR. BU KONUDA YAZILMIŞ EN AZ 4 DERS KİTABINI İNCELEDİM. KONU ÇOK TEKNİK.
BU FARKLI OKUNUŞLARIN ANA TEMELİ HZ. MUHAMMED FARKLI BÖLGELERDEKİ FARKLI ARAP ŞİVELERİDİR VE ASIL DİNDEKİ HÜKÜMLERİ DEĞİŞTİRMEYEN BU OKUNUŞLARA HZ. PEYGAMBER İZİN VERMİŞTİR. BU KONUDA İLK ZAMANLAR 10 CIVARINDA FARKLI OKUNUŞ VERSİYONU-MUSHAFI VARMIŞ. ŞİMDİLERDE BU FARKLI OKUNUŞ MUSHAFI 2′YE KADAR İNMİŞ VE DİĞERLERİDE DERS KİTAPLARINDA VAR. MÜSLÜMAN DÜNYA BU İŞE BİR PROBLEM GÖZÜYLE BAKMAMIŞ. ÇÜNKÜ ANA YAZILIM YANİ HZ. OSMAN YANİ HZ. MUHAMMED YAZILIMI, HER İKİ MUSHAFTADA AYNİDİR. YANİ ORTADA 4 İNCİL VAR VE ORJİNAL İNCİLİN KORUNMADIĞI GİBİ KUR’AN DA AYNİ ŞEKİLDE KORUNMAMIŞTIR GİBİ BİR PROBLEM YOK.
ANCAK ARAPÇA YAZILIM BİZİM ESKİ OSMANLICA YAZILIMI GİBİ BİR KELİMENİN SADECE SESSİZ HARFLARİNDEN OLUŞMAKTADIR. NASIL OKUNACAĞI HAKKINDA OKUMA KURALLARI VARDIR. ANCAK BAZI KELİMELERİN FARKLI ARAP LEHÇELERİNDEN GELEN, BİR KAÇ FARKLI OKUNUŞU OLDUĞUNDAN, BUNLARIN OKUNMASINDA FARKLILIKLAR OLUŞMUŞTUR. TEVRAT İBRANİCESİ DE BÖYLEDİR. KONU TEKNİK KONUDUR. AŞAĞIDAKİ SİTEDE AYRINTILARI MERAK EDEN OKUR. BU İKİ OKUNUŞ ARASINDA 200 CİVARINDA FARKLI OKUNAN KELİME VARDIR. ASLINDA İŞİN UZMANI ALİMLERDEN OLUŞACAK BİR KOMİTE BUNLARI İSTERSE ÇÖZEBİLİR. BENZER KONU KURAN TEFSİRLERİNDE DE VARDIR. TEFSİRCİLER “BU AYETİN MANASI BUDUR, BUNU ANLATMAK İSTER DERKEN BİR DİĞERİ FARKLI BİR MANA VERİR VS.” ZATEN İSLAMDA MEZHEPTE BU FARKLILIKLARDAN DOĞAR VE DİLEYEN DİLEDİĞİ TEFSİRCİ VEYA MEZHEBİN YORUMUNU SEÇER. HZ. MUHAMMED DE NAMAZDA OLDUĞU GİBİ FARKLI ZAMANLARDA FARKLI İBADET ŞEKİLLERİNİ UYGULAMIŞTIR.
BU KONUDA ŞİMDİLİK AŞAĞIDA BİR İKİ ADRES YAZDIM. DAHA SONRA BAŞKA CEVAP OLACAK SİTELER YAZARIM
http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12263/al-i-imran-146-ayetin-hafs-mushafinda-katele-vers-mushafinda-kutil-seklinde-farkli-yazilmasini-bahane-ederek-kur-an-a-suphe-vermek-isteyenlere-nasil-bir-aciklama-yapilabilir.html
http://www.ezberim.com/dini-bilgiler/155766-kuran-i-kerim-14-asir-once/
Nisan 24th, 2011 at 15:15
KUR-AN HİÇ ŞÜPHESİZ İNSANLARIN EKLEMESİNE UĞRAMAMIŞ TEK KUTSAL KİTAPTIR.KUR-AN ÇOK ŞÜKÜR HZ.ALİ-HZ.OSMAN TARAFINDAN ÇOĞALTILMIŞTIR.İNCİLDEKİ TAHRİFATA GELECEK OLURSAK 4 İNCİL VAR VE BU 4 İNCİLDE BİRBİRİYLE AYNI DEĞİL.AMA HZ.ALİ(RA)İLE HZ.OSMAN (RA)NIN YAZDIĞI KURAN AYNIDIR VE HİÇ BİR TAHRİFATA UĞRAMAMIŞTIR.MADEM İNCİL HZ.İSA(AS)DAN BAHSEDİYO O ZAMAN NEDEN HZ.İSANIN SON PEYGAMBER İSRAİL OĞLU DEĞİL İSMAİL OĞLU OLUCAKTIR ADIDA AHMEDDİR DİYEREK MÜJDELEYEN HZ.İSANIN BU SÖZÜNÜ NE İÇİN KAYDA ALMADILAR BANA BİRİ BUNU ANLATSIN.
Mayıs 18th, 2011 at 11:26
SORU: Kur’ân’dan önceki kutsal kitaplardan Tevrat, Zebur ve İncil’in akıbeti ne olmuştur? Bu kutsal kitaplar insanlar tarafından tahrif edilmiş midir? (Özden Tok)
CEVAP: Kur’ân, kendinden önceki kutsal kitapları doğrulamakta ve kendisinin anlattıklarının, Tevrat ve İncil’de de mevcut olduğunu belirtmektedir. İnanmayanlara Tevrat’a bakmalarını, bu anlatılanların o kitapta da bulunduğunu bildirmektedir. Ayrıca Tevrat bağlılarının Tevrat’ın, İncil sahiplerinin de İncil’in hükümlerini uygulamalarını, kitaplarının hükümlerini uygulayanlann mutluluk, bolluk ve bereket içinde yaşatılacaklarını, kitaplarının hükümleri uyarınca giden kitap ehlinin de cennete gideceğini bildirmektedir. Kur’ân bu kadar açık biçimde o kitapları doğrularken ve bağlılarına, kitaplarının hükümlerini uygulamalarını vurgularken o kitapların tahrif edildiğini söylemek Kur’ân’in söylediğini kabul etmemek olur.
Nitekim İbn Haldun da Tevrat ve İncil’in tahrif edildiğini söylemenin küfür olacağını ifade etmiştir. Kur’ân o kitapları değil, yorumlarıyla o kitapların özünü çarpıtmış, dine, tevhide aykırı inançları sokmuş olanların davranışını kınamaktadır. Kur’ân’in temel misyonu, önce muhatabı olan ve bir kitapları bulunmayan Araplara ilahi mesajı iletmek, sonra önceki kutsal kitapların çarpıtılmış yorumlarını, onların ruhuna aykırı inançlan düzeltmektir. Ama dinlerinin ruhuna bağlı iyi niyetli kitap ehlinin cennete gideceğini her vesileyle vurgulamaktadır. Bu konuda ayrıntı için “Kur’ân Ansiklopedisi” adlı eserimizde “Tahrif” maddesine bakınız.
Bu alıntı Süleyman Ateş in Vatan gazetesinde yazdığı köşe yazısından alıntıdır.
Biiyorsunuz ki Sayın İ.AKKURT Süleyman Ateş sayılı ilahiyatçılarımızdandır.
sorum şu: siz de uzmansınız Süleyman Bey de,hanginiz doğru söylüyorsunuz?
Mayıs 18th, 2011 at 12:14
BERRİN HANIM SON DERECE ÖNEMLİ BİR KONUYU GÜNDEME GETİRDİNİZ.GERÇİ BİZ BU KONUYU ÇEŞİTLİ DEFALARDA TARTIŞTIK. BU SİTEDE “YEHOVA ŞAHİDİYLE TARTIŞMA” BÖLÜMÜNDE
GÖRECEKSİNİZ. ANCAK BU BÖLÜM DAHA SONRA HEKLENMİŞTİ YENİDEN HEPSİNİ KURMADIK.
ŞİMDİ BU ÖNEMLİ İDDİANIN SAHİBİ BİR İLAHİYAT PROF’U, HEM DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAPTI, HEM DE KONUSU KURAN TEFSİRİ. YANİ KONU HAKKINDA HER YÖNDEN BİR OTORİTE.
ONA CEVAP VERSEK TE HAKLI OLARAK BİR ÇOK KİŞİ “SEN DE KİM OLUYORSUN” DİYECEKTİR.ANCAK BU SİTEDE YAZILANLARIN ÇOĞU KONUNUN UZMANI KİŞİLERDEN ALINTILAR VE DİNLERİN KENDİ KUTSAL KİTAPLARINDA YAZILI OLANLARDIR. YANİ ÇOĞU BİZİM YORUMUMUZ DEĞİLDİR. BU KONUDA HERKES ÖNCE ŞÖYLE DÜŞÜNECEKTİRN SANIRIM. ” BU DİNLER TAHRİF OLMADIYSA ALLAH YENİ BİR PEYGAMBER, YENİ BİR ŞERİAT VE YENİ BİR DİNİ NEDEN GÖNDERDİ.” BU BİR. BU DURUMDA TEVRAT VE İNCİLDE GERÇEKTEN BİR ÇELİŞKİDE OLMAMALIDIR.BU İKİ.İKİNCİ SORUMUN CEVABINI BU SİTEDE GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUZ. ZATEN BU SİTEDE YAZILANLARI MANTIKLI BULMUYORSANIZ. YANİ GÖSTERDİĞİMİZ ÇELİŞKİLERE KATILMIYORSANIZ SORUNUZA CEVAP OLMASI İÇİN YAZACAĞIM LİNKİDE OKUMANIZA GEREK YOK.
PROF.S. ATEŞ’İN İDDİALARINA CEVAP ANCAK KURAN’DAN DELİLLERLE OLUR BU KONUDA YAZDIĞIM LİNKİ OKUYUN VE DAHA SONRA İKNA OLMAZSANIZ KONUYA DEVAM EDERİZ.
http://www.hzisahristiyanmiydi.com/category/allah-yahudilik-hristiyanlik-ile-tevrat-incil-hakkindaki-hukmu
Haziran 4th, 2011 at 14:05
Madem İncil değiştirildi neden peki müslümanlar İncil de Hz.muhammedin geleceğine dair paraklit sözcüğünden yola çıkarak onun geleceğini müjdeleyen cümlelere hemen sahip çıkarlar anlamış değilim.Demek o zamanın incil yazarları aptaldı ki sırf Mesihi öne çıkarmak için bu cümleleri yok edebilirlerdi ama etmemişler(çünkü orada ki mana peygamber müjdesi değildir.)bununla ilgili Hz.iSa kesin olarak hükmünü vermiştir.ondan sonra bir peygamber geleceğini bırakın kendisinden sonra sahte peygamberlerin geleceğini ifade eden bir çok sözü mevcuttur.
Kutsal kitaptan başka bir alıntı.
Galatyalılar 4.bölüm
Hacer ile Sarâ örneği
21Kutsal Yasa altında yaşamak isteyen sizler, söyleyin bana, Yasa’nın ne dediğini bilmiyor musunuz? 22İbrahim’in, biri köle kadından, biri de özgür kadından iki oğlu olduğu yazılıdır. 23Köle kadından olan oğul olağan yoldan, özgür kadından olan oğul ise vaat sonucu doğdu. 24Burada bir benzetme vardır. Bu kadınlar iki antlaşmayı simgeler. Biri Sina dağındandır, köle olacak olan çocuklar doğurur. Bu Hacer’dir. 25Hacer, Arabistan’daki Sina dağını simgeler. Şimdiki Kudüs’ün karşılığıdır. Çünkü çocuklarıyla birlikte kölelik ediyor. 26Oysa göksel Kudüs özgürdür, bizim annemiz odur. 27Nitekim şöyle yazılmıştır:
«Sevin, çocuk doğurmayan ey kısır kadın!
Doğum ağrısını bilmeyen sen,
sesini yükselt ve haykır!
Çünkü terk edilmiş kadının çocukları,
kocası olanın çocuklarından çoktur.»
28Kardeşler, siz de İshak gibi, vaadin çocuklarısınız. 29Olağan yoldan doğan, Kutsal Ruh’a göre doğana o zaman nasıl zulmettiyse, şimdi de öyle oluyor. 30Ama Kutsal Yazı ne diyor?
«Köle kadını ve oğlunu dışarı at.
Çünkü köle kadının oğlu,
özgür kadının oğluyla birlikte
asla mirasa ortak olmayacaktır.»
31İşte böyle, kardeşler, biz köle kadının değil, özgür kadının çocuklarıyız.
Hacer diye kastedilen Hz.İbrahim in cariyesidir.ondan Hz.İsmail doğmuştur.müslümanlar Hz.muhammedin Hz.ismail in soyundan geldiğini dair hemfikirdirler.
normal doğumdan olan çoçuk Hz.İsmail.
Diğeri Vaad edilen çoçuk (yani Hz.İsa)Görüldüğü gibi iki anlaşma mevcut.ancak bu anlaşmalardan birinin geçerliliği makbul,o da özgür kadından yani Hz.meryem den olan Hz.isa nın anlaşması.zaten sonunda da ne diyor.?
«Köle kadını ve oğlunu dışarı at.
Çünkü köle kadının oğlu,
özgür kadının oğluyla birlikte
asla mirasa ortak olmayacaktır.»
Bu Pavlus un Galatyalılara yazdığı mektupta yazıya alınanlar.burada gelecekte ne olacağından bahsediyor.Birinci anlaşma Vaad edilen çoçuktan olan anlaşma Tanri ile anlaşma .Ama ikinci anlaşma kiminle yapıldı.onu bilge niteliği taşıyan okuyucuların yorumuna bırakıyorum…
Haziran 4th, 2011 at 15:07
belki pavlus isa dan sonra gelecek olan peygamberin araplardan olduğunu biliyodu onun gelip kendi uydurduğu dinin yıkılacagından korktuğu için böyle birşey yazdı.Yani böyle olmadığı ne malum. Düşünsene bi kere incil de havarilerin dilinde gelecek olan peygambere atıf olmasa pavlus neden böyle bişey yazsın demek ki biliyodu bir peygamber geleceğini
Haziran 4th, 2011 at 15:16
bak hem nediyorum ben biliyomusun hristiyanlığı savunmayı bırak artık birçok eklemeler yapılmış cıkarılmış hikaye metninin üzerine kurulu bir din hristiyanlık hem bence bu metinler özellikle tevrat kim olduğu bilinmeyen esrarengiz bir kişi tarafından yazıldı kanıtlanmıştır benim açımdan cünkü peygamberlere tanrı tarafından gönderildiği sanılan kitap nasıl olurda sanki başkası tarafından hikaye anlatırmışçasına yazılır bunu bir aklından geçir
Haziran 4th, 2011 at 15:39
Belki belki belki…ben size bir çok müslümanlıkla ilgili belki örnekleri sunarım.bakalım o seküler bilimsel dediğiniz yoldan cevaplayabilecek misiniz mahmut bey.bence siz gerçek anlamda bir sorgulayın da doğruları öğrenin.Bu tip cümleler sadece pavlus da değil Tevratta da mevcuttur.zaten bütün olarak değerlendirildiğinde birbirine paralellik giden çok ayet vardır.ve bu da bütünlüğü sağlar.yazdığım bap sadece bir örnekti.bu arada ne kanıtlanmış ben bunu anlayamadım.3 5 tane ne olduğu belli olmayan Hristiyan profların demeçlerimi kanıt.adam ateist olmuştur,deist olmuştur ne bileyim pskolojik bozukluğuda oluşmuş olabilir.bütün bunların hiçbir kanıtlılığı yoktur.şu profesörün söylediğine karşı bir çok profesörde karşıt bir sürü fikir öne sürer çürütür.
bence siz seküler bilimsel yönden düşünmeye devam edin.esenlikler dilerim
Haziran 4th, 2011 at 15:49
Bir şey daha eklemek istiyorum.demek pavlus çok dahi adammış,daha o zamandan biliyordu Hz.muhammedin İsmailoğlu soyundan geleceğini,demek o na da vahiy gelmişti ya da Hz.isa ile görüştüğünde mesih söyledi ona.yaa hakikaten bir şey atıyorsanız ortaya destekli atın mahmut bey.güldürmeyin beni :)))
Haziran 4th, 2011 at 15:59
belli mi olur belki havarilere söylemiştir arap olacagını neden söylemesin hem geleceğini söylücekte onu neden söylemicek
Hem benim anlatmak istediğimi ya anlamadınız ya da anlamamazlıktan geliyorsunuz diyorumki tevrat madem hz musaya indi niye onu yasadıklarını baska birisi tarafından yazılmiş izlenimi veriyor
Haziran 4th, 2011 at 16:43
Sizin izleniminiz buysa ben ne açıklama vereyim size?peki Hz.isa nın tüm söylemleri,konuşmaları hangi incili açıp okursanız neden uslup hep aynı uslup aynı bütünlül var acaba?
Ayrıca ben yukarda Hz.isa nın kendisinden sonra peygamberl gelmeyeceğini tam tersine sahte peygamberlerin geleceğini ve bu konuda da uyarı yaptığını yazdım.ama incil değiştirildi derseniz o da uydurma dersiniz çıkarsınız.Bende size soruyorum eğer uydurma ise neden incili yazanlar bir peygamber geleceğini yazdılar da,pavlus niye peki bunun tam tersiniz yaptı sizce.o yazanlar sonraki gelecek olan dinin sizin deyiminizle alt edeceğini bilmiyorlardı da Pavlus mu bir tek biiyordu da ona göre kendisi ekledi?
Haziran 4th, 2011 at 17:12
MAHMUT BEYİ BU İLERİ GÖRÜŞÜNDEN DOLAYI TEBRİK EDERİM. GERÇEKTENDE DURUP DURURKEN PAVLUS NERDEN BULDU HACERİN ÇOCUKLARIYLA SARANIN ÇOCUKLARINI BÖYLE KIYASLAMA GEREĞİ DUYDU. AKLIMDAN HEP GECERDİ.TABİ ELDE AÇIK BİR DELİL YOK. BELLİKİ İSMAİL SOYUNDAN GELEÇEKTE OLMASI BEKLENEN BİR OLAY İÇİN YAZILMIŞ OLMASI ÇOK KUVVETLİ.
ŞİMDİ YİNE AYNİ SÖZÜ DEMEDEN EDEMEYECEĞİM.PAVLUS’UN “NERESİNİ DÜZELTELİM Kİ”. TEVRATTAN AŞAĞIDA VERDİĞİM İFADELERİ OKUYUP VE DÜŞÜNELİM. TANRI MI DOĞRU SÖYLÜYOR YOKSA PAVLUS MU? OLAYIN UZUN ANLATILARINI KESEREK VERİYORUM.RAB HACAR’İ VE OĞLUNU NASIL DEĞERLİ TUTUYOR.VE İSMAİLİ NASIL BÜYÜK BİR VAAD VERİYOR GÖRELİM..
“1-Ve Abramın karısı çoçuk doğurmadı; ve Saray’ın bir cariyesi, bir Mısırlı vardı, ve onun adı Hacar’dı. 2- Ve Saray Abrama dedi: İşte, Rab beni doğurmaktan alıkoydu; rica ederim, cariyemin yanına gir, belki ondan coçuklarım olur…… 6-Ve SARAY ONA CEFA ETTİ, ve Hacar onun yanından kaçtı .7- Ve Rabbin meleği Şur yolunda olan pınarın başında onu buldu……… 10- Ve Rabbin meleği ona dedi: Senin zürriyetini çoğalttıkça çoğaltacağım…….ve bir oğul doğuracaksın ve onun adını İsmail (Allah işitir) koyacaksın, çünkü Rab sana olan CEFAYI işitti……. 20- Ve İsmail’e gelince , seni işittim; işte onu MUBAREK kıldım ve onu semereli edeceğim ve onu ziyadesiyle çoğaltacağım; ON İKİ BEYİN BABASI OLACAK ve ONU BÜYÜK MİLLET EDECEĞİM. 21- Fakat gelecek yıl bu muayyen vakitte Sara’nın sana doğuracağı İshak’la ahdimi sabit kılacağım.“(Tevrat-Tekvin-16-17)
Tevrat’taki bu anlatılanlardan görüleceği üzere Hz. İsmail, Hz. İbrahimin ilk oğludur.Yine Tevrat’taki yasaya göre ilk doğan hakkı vardır ve değiştirilemez.
“15 “Eğer bir adamın iki karısı varsa, birini seviyor, öbüründen hoşlanmıyorsa; iki kadın da kendisine oğullar doğurmuşsa; ilk oğul hoşlanmadığı kadının oğluysa; 16 adam malını miras olarak oğullarına bölüştürdüğü gün sevdiği kadının oğlunu kayırıp ona ilk oğulluk hakkını veremez. 17 Hoşlanmadığı kadının oğlunu ilk doğan oğul olarak tanıyacak ve ona bütün malından iki pay verecektir. Çünkü bu oğul babasının gücünün ilk ürünüdür. İlk oğulluk hakkı onun olacak.” (Tevrat-Yasanın Tekrarı-21)
PEKİ AYÇA HİÇ Mİ MERAKLANMIYORSUNUZ KUTSALLIK İLK DOĞAN HAKKI TEVRATTA KİME AİT VE BU İSMAİLDEN ALINIP İSHAK’A VERİLDİYSE TANRI SÖZÜNDEN DÖNMÜŞ OLMUYORMU? ACABA BU NE DRECE DOĞRU.ŞİMDİ TARİHE DÖN VE İSHAK SOYUNA BİR BAK BİR DE İSMAİL SOYUNA. HANGİSİ HEM MADDİ GÜÇ HEM GALİBİYET HEM BÜYÜK MİLLET OLDU. İSHAK OĞULLARININ TARİH İÇİNDEKİ DURUMU AYNEN KURANDA YAZILDIĞI GİBİ HEP CEZALANDIRILMIŞ VE KUTSALLIK ONLARDAN ALINMIŞ OLDUĞUNU GÖREMİYORMUSUNUZ.
BU DELİLLER VAADİN GERÇEKTEN İSMAİL OĞULLARINA OLDUĞUNU BELGELEMEKTEDİR.NİÇİN HALA GERÇEĞİ GÖREMİYORSUNUZ.BU DURUMDA YA TANRI YALAN SÖYLEDİ YA DA TANRININ İSHAK VE DEVAMINDA İSRAİLOĞULLARINA BÖYLE BİR VAADİ YOK. YAHUDİLER VAAD EDİLEN TOPRAKLARDA KAÇ YIL HÜKÜM SÜRDÜLER. 4000 YILLIK ORTADOĞU TARİHİNDE ASLINDA YAHUDİLER HEP İŞGAL ALTINDA KÖLE GİBİ YAŞADILAR.VAAD EDİLEN TOPRAKLARDA DAVUT VE SÜLEYMAN DÖNEMİNDE TOPLAM 80 YIL HAKİM OLDULAR. OYSA İSMAİL OĞULLARI MS.638 DEN BUGÜNE DEK 1240 YIL FİLİSTİNDELER. KUTSAL MABET İSE MÜSLÜMAN MABETİDİR VE VAAD EDİLEN TOPRAKLARIN %90′I HALA İSMAİL OĞULLARININ ELİNDE.BUNU GÖREMEYEN VE YANLIŞTA HALA ISRAR EDENLERE DİYECEK BİR ŞEY YOK.
PAVLUS HACER’İN ÇOCUKLARI İÇİN NE DİYORDU.
24Burada bir benzetme vardır. Bu kadınlar iki antlaşmayı simgeler. Biri Sina dağındandır, KÖLE OLACAK OLAN ÇOCUKLAR DOĞURUR. BU HACER’DİR. 25Hacer, Arabistan’daki Sina dağını simgeler. Şimdiki Kudüs’ün karşılığıdır. ÇÜNKÜ ÇOCUKLARIYLA BİRLİKTE KÖLELİK EDİYOR. 26Oysa göksel Kudüs özgürdür, bizim annemiz odur.
HAYATLARI 4000 YILDIR ESARETTE KÖLE GİBİ OLANLAR İSHAKIN SOYUDUR. ÖNCE MISIR, SONRA ASUR VE MISIR, SONRA BABİL, SONRA YUNAN, SONRA SURİYE SONRA ROMA DAHA SONRA BİZANS VE SÜRGÜNLE BERABER DİĞER ÜLKELERDE KÖLE HAYATI YAŞAYAN KİMİN SOYUDUR.BU NASIL TANRI BÖYLE HEM VAAD EDİYOR HEMDE TUTMUYOR.DEMEKKİ BÖYLE BİR VAAD İSHAK SOYUNA YOK.VAR DİYEN TANRIYA İFTİRA EDER VE HESABINI HESAP GÜNÜ VERİR.
Haziran 4th, 2011 at 17:36
bakın ayşa hanım size oranın yanlışlığı buranın doğluluğundan bahsetmeden sadece şunu söylüyorum tevrat hz musa ya indi degil mi?
Peki ona inen bir kitapta ilahi bilgiler yeralması gerekiyorken nasıl oluyorda hz musa nın hayatını anlatıyor bir örnek vereyim daha iyi anlıcaksınız
Çık.3:1 Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitro’nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı’na, Horev’e vardı.
Çık.3:2 RAB’bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor.
Çık.3:3 “Çok garip” diye düşündü, “Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!”
Çık.3:4
RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden,”Musa, Musa!” diye seslendi.
Musa, “Buyur!” diye yanıtladı.
yani şöyle düşün diyelimki sana tanrıdan bir kitap iniyor orda ilahi bilgiler olması gerekirken senin yaşamından seyleri anlatıyor bu sana biraz garip gelmedi mi ya da hiç dikkatini çekmedi mi e bunları sen de yazabilirsin tanrıdan gelmesine gerek olmadan
Haziran 4th, 2011 at 18:31
“Ve sana, ve senden sonra zürrüyetine, Allah olmak için
seninle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda ahdimi,
nesillerince EBEDİ AHİT OLARAK SABİT kılacağım…
Ve Allah dedi: Gerçek senin karın Sara sana bir oğul
doğuracak; ve onun adını İshak koyacaksın; ve onunla ve
ondan sonra zürriyetile ahdimi EBEDİ AHİT OLARAK SABİT KILACAĞIM…
Ve İsmaile gelince, seni işittim. İşte, onu
mubarek kıldım, ve onu ziyadesile çoğaltacağım; on iki beyin
babası olacak, ve onu büyük millet edeceğim. Fakat gelecek
yıl bu muayyen vakitte Saranın sana doğuracağı İshakla
AHDİMİ SABİT KILACAĞIM(Tekvin 17:7 & 19-21)
sN AKKURT EBEDİ VE SABİT AHİT NEDİR anlatmama sanırım lüzüm yok.antlaşma kiminle sabit ve ebedi kılınmış İshak ile.İsmail in ise büyük millet olmasından bahsediliyor.sonuçta tabii ki Arap halkı büyük bir kavim.
Başka bir açıklamaya sanırım gerek kalmadı
Haziran 4th, 2011 at 20:25
BRAVO DEMEK Kİ PAVLUS’UN DEDİĞİ GİBİ TANRI HACAR VE İSMAİLİ ÖYLE KÖLE DİYE BİR KENARA ATMIYOR.
OKUMAYA DEVAM EDELİM.GELELİM TANRININ VERDİĞİ SÖZLERE,TANRI SÜNNET İÇİN NE DİYOR, PAVLUS BUNU NE HALE ÇEVİRDİ. GÖRELİM.
13 Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki BU BELİRTİ SONSUZA DEK SÜRECEK antlaşmamın simgesi olacak. 14 Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.”(Tevrat-Yaradılış-17)
NE OLDU SÜNNET ANTLAŞMASI SONSUZA DEK SÜRDÜ MÜ
GELELİM MESİH DAVUTUN TAHTINA
“Ama Kral Süleyman kutsanacak ve Davut’un tahtı RAB’bin önünde sonsuza
dek kurulu kalacaktır.” (1.Krallar 2:45)
DAVUTUN SALTANATI SONSUZA DEK SÜRDÜ MÜ?
10 SAHİBİ GELENE KADAR
Krallık asası Yahudanın elinden çıkmayacak,
Yönetim hep onun soyunda kalacak,
Uluslar onun sözünü dinleyecek.(Yaratılış-49)
HANİ YAHUDİLERE SONSUZ SABİT AHİT VARDI.TANRI YA AHDİNİ UNUTTU YA DA BÖYLE BİR AHİT YOK.. PEKİ KİM BU YAHUDANIN ELİNDEN SALTANATI ALACAK VE ULUSLARA SÖZÜNÜ DİNLETECEK YENİ SAHİP? TABİ BİR YAHUDİ SOYUNDA GELECEK OLAN MESİH OLAMAZ. GERİYE KİM KALIYOR?
Haziran 5th, 2011 at 15:12
BU SİTEYE GİRMİYİM DİYORUM GENE DAYANIMIYORUM HASTALIK YAPTI VALLA.BEN BİR CÜMLE ÖRNEĞİ VEREYİM AHMET GELENE KADAR MEHMET EVDEN ÇIKMASIN.NE ANLARIZ AHMET GELİNCE MEHMET EVDEN ÇIKACAK DİYE ANLARIZ HERKES BÖYLE ANLAR VE KİMSE BU KONUDA TARTIŞMAZ AMA KUTSAL KİTAP OLUNCA İŞ DEĞİŞİYOR.SİZE ÇILGIN BİR İDDİA DAHA SÖYLEYEYİM NİSA 157.İSANIN BİR FİDYE OLDUĞUNU ÇOK GİZLİ BİR ŞEKİLDE SÖYLÜYOR ZATEN
Haziran 6th, 2011 at 09:41
sn Akkurt
Bravo sizden de artık böyle bir kaçış yolu beklerdim.Artık hangi cümlelerimize karşılık nasıl cevaplar verebileceğinizi anlıyorum artık.Ben size ne yazdım siz bana o konunun cevabını vermek yerine kendinizce çelişki diye geçen başka başka şeyleri önüme sunuyorsunuz ama nafile.
Evet Hacar ve Hz.İsmaili bir kenara atmıyor onun soyundan büyük millet yapacağım diyor.Ancak Ahdimi İshak ın soyuyla sabit kılacağım diyor.bunu yaradılış kısmında bahsediyor.daha başlangıç kısmında söylüyor.konu bu kadar açık beyan edilmiştir Tanrı tarafından.siz bunu inatla evirmeye çevirmeye kıvırmaya devam etmeniz size fayda sağlamaz.
Kendinizce çelişki diye sunduğunuz şeylerle öncekini çürütmeye çalışıyorsunuz.Yani bu ne demek! Tanrının antlaşma diye sunduğu şey yazarlarca uydurma ancak İsmailoğulları ile ilgili kısım doğru.diğer şeyler uydurma ancak paraklit doğru.Bu da işinize geleni aldığınızı işinize gelmeyeni yok etmeye çalıştığınızın ispatidir…
Haziran 6th, 2011 at 09:48
Başka bir ekleme daha yapmak istiyorum izninizle.
köle kadın ile oğlun dışarda kalması mirastan pay almamaları demek ,son geldiğinde onlar dışarda kalacak(yeryüzünde büyük millet olabilirler ancak mirastan yani sonsuz yaşamdan veya cennet denilen yerden payları asla olmaaycağıdır.)
burada tabii ki bir mecazilik vardır,bu demek değildir komple müslümanlar dışarda kalacak cennete gitmeyecek sonuçta tek tanrılı din ve Tanrı inancı var.artı iyi amel denen bir olgu var.bu amele sahip olanlar elbette ödüllerini alacaklar..
Haziran 6th, 2011 at 10:38
ancak yapılan iki antlaşmanın biri gerçek biri sahtedir.ve sahte olan dışarda kalacaktır.yoksa Tanrı adaletsiz mi ki saf iyi niyetle iyi amel işleyen müslümanları dışarda bıraksin.elbet iyi yürekli Tanrı aşkıyla amellerini yapan herkes ödülünü alacaktır.Anlatılmak istenen özetle böyle…
Haziran 6th, 2011 at 17:02
BİZ TEVRAT VE İNCİLDEKİ TANRI SÖZLERİN TARİH İÇİNDEKİ DURUMLARINI GERÇEKLEŞİP GERÇEKLEŞMEDİĞİNİN DELİLLERİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞTIK.BU SÖZLER TANRIDAN İNERKEN VE KUTSAL KİTABA YAZILIRKEN GÖRMEDİĞİMİZ İÇİN YAHUDİ TARİHİNDEN DELİLLER SUNDUK.TABİ AKLINI KULLANMAK İSTEYENLER İÇİN.VERİLEN SÖZLERİN GERÇEKLEŞMEMESİ TANRIDAN OLUP OLMADIĞININ DELİLİDİR.
YUKARIDA VERİLEN BİR SÜRÜ SÖZÜN HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ SAHTE BUNLARIN GERÇEKLEŞMESİ HAKKINDA DELİL SUNMANIZI BEKLERDİK. TEVRATIN NERESİNDE İSMAİL OĞULLARININ CENNETTEN PAYLARI OLMADIĞI NEREDE YAZILIDIR?BÖYLE BİRİNE TANRI DEĞER VERİP MELEĞİNİ NEDEN GÖNDERSİN.NEDEN ÖVGÜ İLE SÖZ ETSİN?
NE DİYELİM NERESİNİ DÜZELTELİM Kİ?
Haziran 6th, 2011 at 17:19
Bence düzeltmeye çalışmayın,siz düzeltmeye çalıştıkça batıyorsunuz.hoşçakalın
Haziran 6th, 2011 at 17:59
NE OLDU SÜNNET ANTLAŞMASI SONSUZA DEK SÜRDÜ MÜ
Evet sürdü.Yahudilere bedensel işaretle sünnet verildi.İkinci ahit ile bu ruhi sünnete dönüştü.
romalılar 2.bap
25Kutsal Yasa’yı yerine getirirsen, sünnetin elbette yararı vardır. Ama Yasa’ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz[ç]. 26Bu nedenle, sünnetsiz olanlar Yasa’nın buyruklarına uyarsa, onlar da sünnetli sayılmayacaklar mı? 27Sen Kutsal Yazılara ve sünnete sahip olduğun halde Yasa’yı çiğniyorsan, bedence sünnetli olmayan, ama Yasa’ya uyan kişi seni yargılamayacak mı? 28Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudidir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. 29Yalnız içten Yahudi olan Yahudidir. Sünnet de yürekle ilgilidir; yazılı yasanın değil, Ruh’un işidir. İçten Yahudi olan kişi, insanların değil, Tanrı’nın övgüsünü kazanır.
romalılar 4 bap
9Bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler için midir? Diyoruz ki, «İbrahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.» 10Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnetliyken mi, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken… 11İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin manevi babası olsun ve böylece onlar da aklanmış sayılsın. 12Böylelikle atamız İbrahim, yalnız sünnetli olmakla kalmayan, ama kendisi sünnetsizken sahip olduğu imanın izinden yürüyen sünnetlilerin de babası oldu. 13Çünkü İbrahim’e ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi, Kutsal Yasa yoluyla değil, imandan gelen aklanma yoluyla verildi. 14Eğer Yasa’ya bağlı olanlar mirasçı olursa, iman boş ve vaat geçersizdir. 15Yasa, Tanrı’nın gazabına yol açar. Ama yasanın olmadığı yerde yasaya karşı gelmek de söz konusu değildir.
DAVUTUN SALTANATI SONSUZA DEK SÜRDÜ MÜ?
Tabii ki sürdü.Hz.isa Davut soyundan değil midir.?
Sünneti de ancak tarihsel olarak değil ilahi kitaplarla ancak sunabilirim.çünkü bunun tarihle ilgisi yoktur.
10 SAHİBİ GELENE KADAR
Krallık asası Yahudanın elinden çıkmayacak,
Yönetim hep onun soyunda kalacak,
Uluslar onun sözünü dinleyecek.(Yaratılış-49)
Tabii ki burada anlatılan mesihtir,başka kim olabilir.uluslara sözünü dinletmedi mi.putperest olan romaya kendini kabul ettirme di mi?vb.. vb.. vb..
ayrıca yahudilik tarihte ne kadar kölelik görürlerse görsünler hiçbir zaman yahudilik tarihten silinemedi.günümüzde siyasetin,ve ekonomik dengelerin beşiği onlar değil midir?çünkü Tanrı tarafından seçilmiş bir ırktı üstün değil ancak seçilmiş kavim olduğu gerçeğini kimse değiştiremez…
Haziran 6th, 2011 at 18:01
Siz bana sorun ben her zaman düzeltirim Sn Akkurt…
Haziran 6th, 2011 at 18:40
BURDA ÖYLE BİRŞEY VAR Kİ,EVRENİN HÜKÜMDARINA SAVAŞ AÇILMIŞ,BUNA KARŞI DA ONU KORUMAKTA BİZE DÜŞMÜŞ SANKİ OMUM KORUNMAYA İHTİYACI VAR,KORUNMASI GEREKEN BİZİZ ASLINDA HİÇ DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ MADEM HERŞEYE KADİR BİR TANRI VAR, YAZDIRDIKLARINI KORUYAMAYACAK KADAR ACİZ Mİ HAŞA BU MÜMKÜN DEĞİL ZATEN VARLIĞINI KESİNLİKLE KANITLIYOR BEN YOBAZ BİR DEİSTTİM,İMANA GELDİM BEN BİLE YANİ.TEKRAR SÖYLÜYORUM NİSA 157 AYET-İ KERİMEYİ OKUR, 3 AŞAMALI DEĞERLENDİRİR,ÖNCEKİ AYETLERİ,VE SONRA Kİ 2 VEYA 3 AYETİ ANLAYARAK VE BÜTÜN MEALLERİNİ KONTROL EDEREK, VE EN ÖNEMLİSİ 1400 YIL ÖNCEYE GİDEREK O ANI YAŞAYAN HAYAL EDEN BİR İNSAN, MESİHİN FİDYESİNİN REDDEDİLMEDİĞİNİ RAHATLIKLA ÇÖZEBİLİR,O DÖNEMKİ OLAYLARI DİKKATE ALARAK TABİİ. YANİ ZAMAN MAKİNESİNİ BİR YAPSINLAR İLK BEN GİDİCEM KAÇAK OLARAK
Haziran 6th, 2011 at 19:04
ayşa hanım siz benim soruma neden cevap vermiyosunuz 28. yorumumu okumanızı ve ona göre değerlendirmenizi istiyorum sizden ama lütfen söylediğimi anlamamazlıktan gelmeyin
Haziran 6th, 2011 at 19:05
NEYİN CEVABI DOĞRU Kİ. NERDESİN BÜNYAMİN YETİŞ.ALLAH AKIL FİKİR VERSİN. DAVUT SALTANATI YAHUDİ DEVLETİNİ VE HAKİMİYETİNİ KASTEDER. BİR DAHA OKUYALIM.
10 SAHİBİ GELENE KADAR
Krallık asası Yahudanın elinden çıkmayacak,
Yönetim hep onun soyunda kalacak,
Uluslar onun sözünü dinleyecek.(Yaratılış-49)
BURADA AYNİ HÜKÜMRANLIK KASTEDİLMEKTEDİR.İSA ZATEN YAHUDA SOYUNDAN DEĞİL Mİ. NASIL OLUYORDA İSA İLE YAHUDANIN ELİNDEN HAKİMİYET ALINDI?
SÜNNET İÇİN VE İMANLA KURTULUŞ İÇİN HAVARİLERİN LİDERİ İSANIN KARDEŞİ NE DİYOR ACABA?
Haziran 6th, 2011 at 19:10
eltuğrul be nisa suresinin 157. ayetinin neresini isanın verilmiş bir fidye olarak anladınız anlamış değilim doğrusu ard arda nerdeyse 10 kere okudum ama o anlamı cıkartamadım
Haziran 6th, 2011 at 21:01
BEN DE BİR ŞEY GÖREMEDİM. AÇIKÇA YAZINIZ
Haziran 7th, 2011 at 09:32
Sn mahmut bey kusuruma bakmayın anca sıra geldi size.
Tevrat yahudilerin yasa kitabıdır.ilahi bir kitaptır.ilk bölümler yaratılış(evrenin yaratılışı)insanın yaratılışı ve çoğalması ile başlar ve belli bir düzen içinde de bitirir.olaylar konular işlenmiştir.o olaylar anlatılarak aşama aşama yasa oluşturulmuştur.bakılması gereken uslup bütünlük ve anlatımdır.Hz.musa şunu yaptı bunu yaptı diye anlatımlar vardır elbette,sizce nasıl yazılsaydı.?ben şunu yaptım buraya gittim mi deseydi?olayların anlatımlarıyla ilgili yazımlar olabilir.bütün ilahi kitaplar aynı standartta mı olması gerekli?o zaman tek kitap olsaydı tek kitap ,tek hüküm,tek anlatım o zaman mı ilahi olduğuna inanacaktınız?ya da inanmayacaktınız.
tek kitap olsaydı da insanoğlu için farketmez.yine bu tartışma devam ederdi…
Haziran 7th, 2011 at 09:38
sn Akkurt
Krallık asası Yahudanın elinden çıkmayacak,
Yönetim hep onun soyunda kalacak,
Uluslar onun sözünü dinleyecek.(Yaratılış-49)
bunu bu şekilde okursak ne anlarız?
10 SAHİBİ GELENE KADAR
Krallık asası Yahudanın elinden çıkmayacak,
Yönetim hep onun soyunda kalacak,
Uluslar onun sözünü dinleyecek.(Yaratılış-49)
böyle okursak ne anlarız.aradaki farkı ya görmüyorsunuz ya da görmemezlikten geliyorsunuz.
Aynı hükümdarlığın ilahi kitapta ne işi var.Tarih kitabı mı bu?oradaki hükümdarlığı siz maddi hükümdarlık diye nitelendiriyorsunuz.Hükümdarlık bir benzetmedir.kutsal ve ruhi hükümdarlık bahse konudur.
DAHA NE ANLATAYIM NASIL ANLATAYIM BİLMİYORUM Kİ?
başka bir dilde mi konuşalım?
Haziran 7th, 2011 at 09:59
Hz.isa yahuda soyundandır.Hz.isa gelene kadar yahudanın elinde kalacak sonra hakimiyet ona geçecek demiyor ki.yahudanın sahibi gelene kadar yahudanın elinde kalacak ve tüm ulusları o yönetecek ve hakim olacak diyor.arada fark var.yani her türlü sahip ve herşeyi sahip olan gelecek ve o yahudanın da sahibi olarak tüm ulusları yönetecek.Siz hala tarih kitabı gibi algıladığınız sürece anlamanız mümkün değil zaten
Haziran 7th, 2011 at 10:29
Yaratıcının direk hitabı olsaydı sanki başkası tarafından anlatılıyormus izlenimi vericeğine(ki öyle başkası tarafından baskasının agız ve hitabıyla yazılmış) daha inandırıcı ve daha ciddiyetli bir ilahi mesaj olabilirdi. Sizce olmaz mıydı
Haziran 7th, 2011 at 10:51
Ben inandırıcı ve ciddiyetli kanıtlı dahi olan ilahi mesajları milyonlarca insan gibi alabildim.sizin neyi alıp almadığınız önemli?
Sizler Hz.İsa gökten inse yine inanmazsınız?Acaba şeytani bir şey miydi?yok yok bu kesin Hz.muhammeddir onun kılığına girmiştir vb..vb…dersiniz.
Ne diyelim.Allah herkesi ıslah etsin,bu na ben de dahilim…
Haziran 7th, 2011 at 10:53
Ben de Kuranı okudum neden ciddiyetli ve inandırıcı bulmadım acaba?Size göre böyle bana göre böyle.demek herkesin düşüncesi farklı diyerek konuları kapatmak istiyorum izninizle.
Haziran 7th, 2011 at 12:40
NEYSE AYŞA İLE TARTIŞTIĞIMIZ.”TEVRATTA İSRAİLOĞULLARINA VERİLEN VAADLLER GERÇEKLEŞTİ Mİ YOKSA GERÇEKLEŞMEDİ Mİ” YETERİNCE ANLAŞILDI SANIRIM. BÖYLECE BU VAADLER GERÇEKTEN TANRIDAN OLUP OLMADIĞINA OKUYUCULARIMIZ KARARLARINI VEREBİLİR. HERKES NASİBİNE DÜŞENİ ALIR.
AYŞAYA TEŞKKÜRLER. SORUN CEVAPLIYAYIM DEDİĞİ İÇİN DEVAM ETMEK İSTİYORSA YENİ YAZI “ÜÇLÜ TANRIMI YOKSA ÜÇ FARKLI TANRIMI” HAKKINDA YENİ YORUMLARINI BEKLERİZ.
Haziran 7th, 2011 at 12:44
selamlar nisa 157 ile ilgili yazmamı istemişsiniz memnuniyetle yazarım ama uraya geömesen önce başka ayetlerden bahsedip ondan sonra yazmak gerek ki daha iyi anlaşılsın.
MAİDE 32 İŞTE BU YÜZDEN BİZ,İSRAİLOĞULLARI ÜZERİNE ŞUNU YAZDIK.KİM BİR KİŞİYİ BİR KİŞİYE KARŞILIK VEYA YERYÜZÜNDE BİR FESAT SEBEBİYLE OLMAKSIZIN ÖLDÜRÜRSE,İNSANLARI TOPTAN ÖLDÜRMÜŞ GİBİDİR,VE KİM BİR KİŞİYE HAYAT VERİRSE İNSANLARI TOPTAN HAYAT VERMİŞ GİBİ OLUR.bazı meallerde hayat verme diriltme olarak geçer,paramtez içi hayat kurtarma olaraki bu parantezleri hiö anlamıyorum. oda ayrı.ama netice olarak bir insanın hayat bulması bütün insanların hayat bulması gibidir demek ki MESİH İLE İLE BİRLİKTE HEPİMİZ ÖLDÜK AMA ONUNLA BİRLİKTE HEPİMİZ DİRİLDİK bunun mümkün olduğu çok açık.üstelik israiloğullarıma yazdırdık demesi daha da netleştirir.şimdi şu var HİÇBİR GÜNAHKAR BİR BAŞKA günahkarın yükünü taşıyamaz evet kesinlikle öyle ama günahsız olan, o zaman başka.şimdi isa ya günah isnat edilen olaylara bakalım.
1.BEN ARANIZA BARIŞ GETİRMEYE DEĞİL ARANIZA KILIÇ SOKMATA GELDİM,EN YAKIN DÜŞMANINIZ KENDİ EV HALKINIZ OLACAKTIR.
kendisine inananların zorluklarını anlatıyor bu defalarca anlatıldı zaten. petrusun olayı, burda ki olayın harfi olduğunu açıklar.
2.CİNLERİN DOMUZLARA GEÇMESİ.bu da çok açık bir insanın hayatı hayvan hayatından daha değerlidir onu anlatıyor eğer isa burda günah işlemişse haşa NUH tufanını yapan TANRI daha büyük günah işlemiştir çünkü hayvanlar ölmedi mi.
3.İNCİR AĞACININ KURUMASI MESELESİ onun benzetmelerine bakmak lazım iyi ağaç iyi meyve verir kötü ağaç kötü meyve verir ne yapılır o ağaç odun yapılır incelik var imansızların sonu o ağaç gibi olacak demek istiyor bunu da gösteriyor.
4.ENGEREKLER SOYU HİTABI oda inatçı kuralcı,başkalarını hor gören,kibirli din adamlarına sesleniyor en güzel yerlerde oturursunız sonra gider dul kadının hakkını yersiniz,günümüzün durumu ortada, hepsini kapsıyor ruhban sınıfı öyle değil mi ,badanalı kabirler de dedi dışı boyalı içinde kurtçuk dolu,ey din adamları dar kapıdan ne kendiniz geçiyorsunuz ne de başkasına izin veriyorsunuz,
onun mesajları eşsiz, neresi günah bunların.neyse gelelim şimdi nisa 157 nolu ayete
Haziran 7th, 2011 at 13:23
ERTUĞRUL BEY DİKKATLİ OLUN. ALAH MÜLKÜN SAHİBİDİR. NUH TUFANINDA BİR SÜRÜ HAYVAN VE İNSAN DA ÖLDÜ BU KONU DOMUZ KONUSUNA ÖRNEK OLAMAZ. BİR İHTİYAÇ İÇİN OLMADIKÇA DUPDURURKEN BİR CANLIYA EZİYET VE ÖLDÜRMEK İNSAN İÇİN SUÇ VE GÜNAHTIR. AMA SİZ İSA İNSAN DEĞİL TANRIDIR DİYORSANIZ HAKLISINIZ.İNCİR AĞACI DA BİR CANLIDIR.
Haziran 7th, 2011 at 13:51
NİSA 157 ALLAHIN RESÜLÜ MERYEM OĞLU İSA MESİHİ ÖLDÜRDÜK DEMELERİNDEN ÖTÜRÜ,OYSA Kİ ONU ÖLDÜRMEDİLER ONU ASMADILARDA.şimdi dikkat edilirse önce ki ayetlere bakarak yahudilere hitap edildiği bellidir.şimdi burda yahudilerin onu öldürdük dedikleri ve bununla övündükleri,aymı şeyi gene yaparız tehdidi yaptıkları ortadadır bu bir geri tepmedir korunma içgüdüsü ve sonra saldırı ve gerçekleşti zaten yahudiler sürüldü.üstelik birçok ayet olaylar olduktan sonra yazıldığı gerçeği var.kıblenin kabe olması,hz. ayşenin kolyesini düşürmesi ve geç geldiği için kuşku duyulması ve vahiy gelmesi ile aklanması ve arkasından şahitlik hükmü v.s.yani yahudiler öldürdük demeseler şimdi bırda bunları yazmıyor olacaktım.
devam O ONLARA BENZER GÖSTERİLDİ,ONLARA BENZETİLDİ,ONLARA ÖYLE GÖSTERİLDİ 3farklı meal.
O ONLARA BENZER GÖSTERİLDİ.şimdi ayetin başında isa mesihten bahsettiğine göre burda ki O aynen İSA MESİH demek ,kim onlara benzer gösterildi isa mesih onlara benzer gösterildi yani benzetilen İSA MESİHİN TA KENDİSİ YANİ İSA MESİH KENDİ KENDİNE BENZEDİ açalım bunu AHMET BENZİYOR iyi ama kime benziyor. eksik oldu AHMET MEHMETE BENZİYOR işte şimdi oldu, biliyoriz ki ahmet mehmete benziyor ,yani onun yerine bir başkası öldürüldü,o ona benzer gösterildi, kim benzer gösterildi o gösterildi, k,mdir o, tefsir ederken YAHUDA İSKARYOT işte şimdi olur, itiraz edilemez o zaman şu bir gerçek var eğer biri birine benziyorsa her ikisinin ismi ile cismi ile,cümlenin içinde olması o cümlenin anlaşılması için şarttır, normal bir cümlede bu su kaldırır ama böylesine önemli bir konuda bu olmaz,devamında ne diyor ONUN HAKKINDA TARTIŞMAUA GİRENLER,ONUNLA İLGİLİ TAM BİR KUŞKU İÇİNDEDİR.ONLARIN ONA İLİŞKİN BİR BİLGİLERİ YOKTUR.SADECE SANIYA IYMAKTALAR ONU KESİNLİKLE ÖLDÜRMEDİLER.madem böyle bir kuşku var o zaman incil neden doğrulandı ,tamamen yazıyor bu konu,kitaba göre inanacak tabii 600 yıl geçmiş.madem öyle hüküm kalkar tüm detayları ile anlatılır bu konu imsanlar aydınlanır o zaman kimse birşey diyemez.bir konu daha var
ENBİYA 105 ANDOLSUN ZİKİRDEN SONRA.ZEBURD DA YAZMIŞIZ Kİ,YERYÜZÜNE BARIŞSEVER KULLARIM VARİS OLACAK.
TSFENYA 3.12 ORADA SADECE BENİM ADIMA SIĞINAN UYSAL VE ALÇAKGÖNÜLLÜLERİ BIRAKACAĞIM.iki ayet aynı şeyi söylüyor şimdi diyelim ki hani nerde, hani olacaktı masal bunlar olmadı işte demek ne derece doğru nuh tufanı zamanında ki alaycı kişiler olmayalım bence saygılarımla
Haziran 8th, 2011 at 14:09
Ertuğrul beyi tebrik ederim.tartışmaya açık tespitleri var.ancak kimse tartışalacak bir durum görmüyor nedense??
Haziran 16th, 2011 at 19:28
sayın i.akkurt bey yucel kayanin yakubun bes incilini okumanizi tavsiye ediyorum sitenize yeni biseyler ekleyceginize emin olabilirsiniz
Haziran 16th, 2011 at 23:16
TEŞEKKÜRLER. ANCAK BİR KURGU ROMANININ KAYNAK OLMASI ÇOK ZOR.
Haziran 17th, 2011 at 00:11
yalniz olaylar kurgudan cok gercekleri ifade ediyor roman ama dialoglar dahil en gercegi verilmeye calisilmis
Eylül 4th, 2011 at 08:55
akıl sahipleri için şunu söyleyebilirimki şahsen hristiyan musevi ateist doğmuş olsaydım ve tanrı din rab peygamber arayışında olsaydım sonuncuyu tercih ederdim hüküm sonuncu olanda biter. Allah (c.c.) dini son peygamber ve son kitap ile tamamlamıştır. geriye birtek kıyameti beklemek kalmıştır.
Ekim 17th, 2011 at 18:33
diyer dinler araştırıldığında islamın nekadar yüce bir din olduğu anlaşılıyor tabi diyer dinlerin islama kıyasla kuralarının basit olması nedeniyle insanları cezb edebiliyor bu birazda insanoğlunun kolaya eylimli olmasından kaynaklanıyor…….
Ekim 18th, 2011 at 00:37
TABİ CENNETİN DE BİR BEDELİ OLACAK ELBETTE. ANCAK İYİ İNSAN OLMAK KOLAY KÖTÜ VE CİRKİN İŞLERİ YAPMAK DAHA ZAHMETLİDİR. EN AZINDAN SİGARA İÇMEK GİBİ
Ekim 27th, 2011 at 17:25
ilhan bey hristiyanlar tevrat ta iki de birde bahsedilen tanrının ruhu kelimelerini kutsal ruha addediyorlar.Gercektende bu kelimenin tevratta geçmesi hristiyanların belirttiği şekilde üçlübirliği(teslisi) kanıtlamaz mı?
Ekim 27th, 2011 at 20:15
MAHMUT BEY RUH VEYA KUTSAL RUH TEVRATTA ÇOK FAZLACA GECEN BİR KAVRAM ANCAK İNCELERSENİZ TANRININ İNANANLARI DESTEKLEDİĞİ GÜCÜ KUVVETİ ANLAMINDA OLDUĞU GÖRÜLER.SİTEMİN AŞAĞIDAKİ LİNKİNDE BU ANLATILMAKTADIR. .
http://www.hzisahristiyanmiydi.com/vi02kilisenin-teslis-anlayisi-ve-uclu-birlik/kilisenin-teslis-anlayisi-ve-uclu-birlik-bolum-2.html#more-78
ZATEN BÖYLE BİR ŞEY OLSAYDI PAVLUS BUNU HİÇ KAÇIRMAZDI. PAVLUSTADA KUTSAL RUH TANRI DEĞİLDİR. AŞAĞIDAKİ LİNKTEN OKUYABİLİRSİNİZ
http://www.hzisahristiyanmiydi.com/category/vi01pavlus%e2%80%99un-tanrisi
Ocak 29th, 2012 at 05:00
ulan ……. çocukları sizene milletin dininden insanların kafasını karıştırarak ne elinize geçiyor sen ! ilhan akkurt denen ………….. senin ……… sikeyim zaten sen allahlık olmuşsun eminim namaz bile kılmıyorsun çok aradınmı bunları yazamakk için . …….. arap toplumunun pis kitabı kuranı kerim paradoks bir kitaptır mantıklı gelsede içinde çelişkiler kölelikten tutun kadının 2ç planda olması hristiyanlar ile dost olmama gördünüz yerde öldürün deme tam ……… kitabı sizlere tavsiyem. Nerde adem ile havva ? şimdilik ölümüne kadar hayattasın ve keyfine bak babacım uraşmayın bu …….. kafanızı karıştırır böyle siteler.