Yalnız Hıristiyanlıkta değil İslam dininde de önemli bir tartışma konusu olan, Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne dönüşü ile ilgili İncillerde var olduğu iddia edilen kehanetlere topluca bir göz atalım. Önce Hz. İsa’nın geleceğini bildiren metinlere bir göz

30 ”O zaman İnsanoğu’nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler .

31 Kendisi güçlü bir borazan sesiyle meleklerini gönderecek. Melekler O’nun seçtiklerini göğün bir ucundan öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacaklar.

32 ”İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız.

33 Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu yakındır, kapıdadır.

34 Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak.

35 Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır .”(Matta-24)

Makos (13:30) ve Luka (21:32) İncillerinde de bu konuda ayni şeyler yazmaktadır. Ayrıca Markos İncilinde Hz. İsa kendini tutuklayan baş kahinleri ayni olayla uyarmaktadır:

“61 Ne var ki, İsa susmaya devam etti, hiç yanıt vermedi. Başkâhin O’na yeniden, “Yüce Olan’ın Oğlu Mesih sen misin?” diye sordu.

62 İsa, “Benim” dedi. “Ve sizler, İnsanoğlu’nun Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutlarıyla geldiğini göreceksiniz.”( Markos-14)

Bu durumda Hz. İsa’nın kendi ağzından tekrar gelişini öğreniyoruz ve bu gelişin, o anda çevresinde yaşayanların daha dünyadan ayrılmadan, çok yakın bir dönemde olacağını açıkça bildirmektedir. Hıristiyanlığın kurucusu Pavlus’ta Mektubunda  bu konuya yer verip o anda yaşayanların bunu açıkça göreceğini yazmaktadır:

16 Rab’bin kendisi, bir emir çağrısıyla, başmeleğin seslenmesiyle, Tanrı’nın borazanıyla gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek.

17 Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Rab’bi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab’le birlikte olacağız.

18 İşte birbirinizi bu sözlerle teselli edin.” ( 1.Selanikliler-4)

Bütün bu ifadelerden anlaşılan Hz. İsa daha yanında yaşayanlar dünyadan ayrılmadan tekrar dünyaya geri döneceği bir gerçek. Ama nedense beklenen ziyaretçi bir türlü zamanında gelmeyince olay sorgulanmaya başlandı ki Pavlus Selaniklilere 1. mektubunda yazdıklarının olmamasını sorgulayanları 2. mektubunda yatıştırmaya çalışmaktadır:

1-2 Rabbimiz İsa Mesih’in gelişine ve O’nunla birlikte olmak üzere toplanmamıza gelince: Kardeşler, size rica ediyoruz, Rab’bin gününün geldiğini ileri süren herhangi bir ruh, bir söz ya da bizden gelmiş gibi gösterilen bir mektup hemen aklınızı karıştırmasın, sizi telaşlandırmasın.

3 Hiç kimse hiçbir şekilde sizi aldatmasın. Çünkü imandan dönüş başlamadıkça, mahvolacak olan o yasa tanımaz adam ortaya çıkmadıkça o gün gelmeyecektir.

4 Bu adam, tanrı diye anılan ya da tapılan her şeye karşı gelerek kendini hepsinden yüce gösterecek, hatta kendisini Tanrı ilan ederek Tanrı’nın Tapınağı’nda oturacaktır.

5 Dahayanınızdayken bunlar ısize söylediğimi hatırlamıyor musunuz?” (2.Selanikliler-2 )

Anlaşılan sorun fazlaca büyütüldü ki bu işe  Hz. İsa’nın önemli havarisi, Petrus’ta kendine ait mektubunun sonundaki ilave ile durumu yatıştırmaya çalıştığı görülür. Bu durumun vahametinden kurtulmak için günlerin uzunluğunun değiştirildiğini görmekteyiz:

3-4 Öncelikle şunu bilmelisiniz: Dünyanın son günlerinde kendi tutkularının ardından giden alaycı kişiler türeyecek. Bunlar, “Rab’bin gelişiyle ilgili vaat ne oldu? Atalarımızın ölümünden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor ” diyerek alay edecekler.

5 Ne var ki, göklerin çok önceden Tanrı’nın sözüyle var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığıyla şekillendiğini bile bile unutuyorlar.

6  O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu.

7 Şimdiki yer ve göklerse ateşe verilmek üzere aynı sözle saklanıyor, tanrısızların yargılanarak mahvolacağı güne dek korunuyorlar.

8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir .”(2.Petrus-3)

Hâlbuki gerçek böyle değildir. Bu ifadeye kimse kanmaz. Hz. İsa kendi geleceğinden bahsederken zaman için gün veya tarih vermiyor. Kendi ağzıyla tekrar gelişinin yakınlığını, kendi zamanında yaşayanların, birçoğunun ölmeden önce olacağını açıkça vurgulamıştı:

27 İnsanoğlu*, Babası’nın görkemi içinde melekleriyle gelecek ve herkese, yaptığının karşılığını verecektir.

28 Size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, İnsanoğlu’nun kendi egemenliği içinde gelişini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var .”(Matta-16)

Hatta bu geliş zamanı öyle yakın ki, Pavlus taraftarlarına uzun vadeli işlere girişmemeleri konusunda uyarılarda bulunmaktadır;

29-Kardeşler, şunu demek istiyorum: Zaman daralmıştır. Bundan böyle, karısı olanlar karıları yokmuş gibi, yas tutanlar yas tutmuyormuş gibi, sevinenler sevinmiyormuş gibi, mal alanlar malları yokmuş gibi, dünyadan yararlananlar alabildiğine yararlanmıyormuş gibi olsun. Çünkü dünyanın şimdiki hali geçicidir.” (1.Korint.-7)

Yuhanna İncili’nde ise bu gelişin tarihini kestirmek çok kolay. Herhalde bu tarih M.S.100-120 civarlarında olması gerekir. Çünkü Havari Yuhanna’nın ölüm tarihi en geç bu yıllar arasındadır:

20 Petrus arkasına döndü, İsa’nın sevdiği öğrencinin kendilerini izlediğini gördü. Bu öğrenci, akşam yemeğinde İsa’nın göğsüne yaslanan ve, “Ya Rab, sana kim ihanet edecek?” diye soran öğrencidir.

21 Petrus onu görünce İsa’ya, “Ya Rab, ya bu ne olacak?” diye sordu.

22 İsa, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?” dedi. “Sen ardımdan gel!”

23 Bu yüzden kardeşler arasında o öğrencinin ölmeyeceğine dair bir söylenti çıktı. Ama İsa Petrus’a, “O ölmeyecek” dememişti. Sadece, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?” demişti.”(Yuhanna.-21)

Şimdi  Hz. İsa’nın kendi ağzından tekrar yeryüzüne o anda çevresinde yaşayanların dünyadan ayrılmadan gerçekleşeceği bildirilirken bakın yine onun ağzından bütün bu söylenenlerin tersine Markos İncilinin başka bir yerinde neler var: “29 Aynı şekilde, bu olayların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki İnsanoğlu yakındır, kapıdadır.

30 Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak.

31 Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”

32 ”O günü ve o saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez.

33 Dikkat edin, uyanık kalın, dua edin. Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilemezsiniz .” ( Markos.-13)

Olay bütün açıklığıyla böyle. Şimdi konu hakkında yazılmış bir savunma yazısına da yer verelim ki gerçek nedir tam anlaşılabilsin. İstanbul Protestan Kilissesi Vakfı Ruhani lideri Carlos Madrıgal İncil ve Hıristiyanlığı savunmak amacıyla yazdığı “APOLOCIA” isimli eserinde bu konu hakkında yazdığı savunmasını 46. sayfasından okuyalım;

“Havariler İsa’nın bütün sözlerini veya Kutsal Ruh’un bütün vahiylerini anlamadılar, ama vahyi olduğu gibi aktardılar. ( Kutsal Ruh ile desteklenen ve peygamberlik edebilen Havarilerin konuyu tam anlayamayıp ta,  yazar anlayabildiğini kabul etmek çok zor İ.A.) İsa’nın ikinci   gelişine ilişkin ilk anlayışlarına göre, bütün Yahudiler iman ettiğinde İsa’nın hemen geleceğini düşünüyorlardı (Elç.İş-3:19-20) Ama bütün Yahudiler iman etmedi ve diğer uluslardan kişiler iman etmeye başladı. Bu kez iman eden o ilk kuşağın göğe alınmasıyla İsa’nın geleceğine inandılar (1. Sel-4: 13-18) Ama o ilk kuşak öldü ve İsa bugün hala gelmemiştir. Aslında ümit İsa’ya iman eden her kuşak için geçerlidir ve O geldiğinde olay aynen Havarilerin beklediği gibi gerçekleşecektir. Pavlus, Mesih’in ikinci gelişinden söz ederken bunu görecek olan kişilerden hem “Biz yaşamakta olanlar” hem de “Rab’bin gelişinde hayatta olanlar” biçiminde söz eder. (1. Sel-4:15) (Böyle bir anlam çıkmaz, zorlama yorum. İsa’nın gelişiyle ilgili bizim verdiğimiz son derece açık ifadeler varken yazar şimdide gelişi buna bağladı İ.A.) Ancak Pavlus ölmüş ve Mesih’in ikinci gelişini görememiştir. Ne var ki, ayetin anlamı açıktır: Kendisi bunu yaşamayı ümit ettiğiniama bu olayı aslında Rab geldiğinde yaşayanların göreceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Savunmada gördüldüğü gibi bizzat Hz. İsa’nın kendi ağzıyla söylediği “bu nesil benim gelişimi görecektir” ifadeleri görmezden gelinmiştir. Kilise yetkililerin savunmasına da açıkça yer verdik. Karar sizin.

Maalesef insanlık bu gelişi hala beklemektedir. İncillerde, bütün bunlar Hz. İsa’nın bizzat ağzından söyletiliyor. Şimdi kimin sözünün doğru olmadığını söyleyeceğiz? Bu sözleri esinleyen Tanrı’nın mı, İncillerdeki sözleri denetleyen Kutsal Ruhun mu, sözleri söylediği iddia edilen Hz. İsa’nın mı, yoksa İncilleri yazanların mı? Birileri buna cevap vermeli. İncillerde yukarıda gelişiyle ilgili ifadelerden çok farklı başka bir ifadede var. En doğrusu bu olsa gerek. Çünkü yukarıda belirtilen gelişle ilgili olanlar gerçekleşmedi. Şimdi son olarak Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne gelişini kimlerin görebileceğini anlatan bu son ifadelere bakalım:

“24-25 ”Ama o günlerde, o sıkıntıdan sonra, ‘Güneş kararacak, Ay ışık vermez olacak, Yıldızlar gökten düşecek, Göksel güçler sarsılacak.’

26 ”O zaman İnsanoğlu’nun bulutlar içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.

27  İnsanoğlu o zaman meleklerini gönderecek, seçtiklerini yeryüzünün bir ucundan göğün öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacak.” (Markos-13)

Burada ki ifadelere göre kimse Hz. İsa’nın gelişini göreceğiz diye umutlanmasın. Çünkü bu gelişi insanoğlunun görmesine imkân yok. Güneş karardığında, yıldızlar gökten düşmeye başladığında, bilmem yeryüzünde yaşayan bir canlı kalır mı? Şimdi insan sormadan edemiyor. Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne gelişiyle ilgili İncillerde anlatılan bir sürü vaat nerde kaldı? Tabi bu ara, Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar geleceğini sabırsızlıkla bekleyen birilerinin de, yukarıda anlatılanları okuyup tekrar durum değerlendirmesi yapmasını tavsiye ederiz.Çünkü GÜNÜMÜZDE, YUKARIDA NET OLMAYAN ANLATIMLARI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN BİRİLERİNİN (EVANJELİKLER ve DİSPENSASYONALİSTLER), HZ.İSA’NIN GELİŞİYLE İLGİLİ KEHANETLERİ HIZLANDIRMA ÇABASI İÇİNE GİRDİKLERİ GÖZLENMEKTEDİR.   NET OLMAYAN BİR KEHANET UĞRUNA DÜNYAMIZI KIYAMET SAVAŞINA ZORLAYIP (ARMAGEDON), DÜNYAMIZI SIKINTIYA SOKUP BİRİLERİNİN EKMEĞİNE BAL SÜRMEYELİM. BELİRSİZ BİR KEHANET UĞRUNA KIYAMET SAVAŞINA SÜRÜKLENİP, DÜNYAMIZI MAHVETMİYELİM.    Hz.İsa’nın gelişiyle ilgili olan kehanetlerin aslını yukarıda gördük. Bir türlü gerçekleşmeyen bu gelişle ilgili gecen yüzyıllarda verilen bir sürü tarihleri bir yana bırakıp, şimdi Hz. İsa’nın gelişini ve Armagedon savaşının gerçekleşmesiyle ilgili diğer kehanetlere bakalım. Armagedon ismi Yunanca bir kelimedir ve İncil’in Vahiy bölümünde geçer (Ve onları İbranice Armagedon denilen yere topladılar-Vahiy 16:16). Bu kelimenin aslı İsrail’deki megido ovasında bulunan bir tepeden gelir. ‘Har’ İbranice tepe demektir. Harmegidon ise, Megidon tepesi demektir. Armagedon ise bu kelimenin Yunanca İncil’de geçen şeklidir. Hz. İsa’nın gelişini ilk kilise döneminde çok yakın bir zaman dilimi içinde geleceğini beklediler. Çünkü İncillerden gelişin çok yakında olacağını belirten bir çok açıklama vardı. MS: 70 yılında Kudüsün ve Tapınağın yerlebir olması, hatta 65 yıllarında tapınağa Roma İmparatoru Caligula’nın heykeli dikilmesi, Daniel’in dediği mekruh şey de tapınağa dikilmişti. İncillerde yazılı beklenen birçok şey olmuştu. Ama nedense  beklenen Mesih’in geri gelişi bir türlü gerçekleşmemişti. Daha sonraki uzayıp giden yıllarda bu bekleyişten vazgeçilerek, Hz. İsa’nın ikinci gelişi ve Tanrının yeryüzü krallığı Kilisenin dünyada giderek yayılması olarak (Augustinus’un yorumu) yorumlanmıştır. MS: 400’den sonrada tamamen unutulmuştur. İşte bütün bunlar, İncillerin yazıldığı dönemde olan olaylardı ve insanın aklına, birileri bu olaylardan istifade etmek için İncillere ilave ettiğini getirmektedir. İlerleyen yıllarda zaman zaman bu konu yeniden gündeme geldiği oldu. Zamanımızda Hz. İsa’nın kutsal kitaplardaki ikinci gelişiyle ilgili kehanetleri gerçekleştirmek (Dispensasyonalizm)  ve dolayısıyla Tanrı’yı kıyamete zorlamak ile ilgili düşüncelerin geçmişi, en fazla 200 yıl öncesine dayanır. Bu düşünceyi İngiltereli teolog John Darby ve Amerikalı Cyrus Scofield geliştirerek birileri için güzel bir gerekçe hazırlamışlardır. Bu yeni teoloji amacıyla birileri Filistin’de kurulan İsrail Devleti ve yaptıklarını destekler. Kudüs’te Mescidi Aksa’nın yerine Süleyman Mabedinin kurulmasını sabırsızlıkla bekler ve teşvik eder. Vahiy 17:8 de ki kehaneti gerçekleştirmek için (Roma İmparatorluğunun tekrar kurulması) AB’nin kuruluşunda bayrağından, parasının üzerindeki sembollere kadar zorlamalar yapılmaktadır. Bunları aklı selimle tekrar gözden geçirelim. Hele bütün anlatımı sembolizm olan yine İncil’in Vahiy kitabından, net bir şey çıkarmak hiç mümkün görünmemektedir. Dileyen bu apokaliptik-kurgu romanını andıran, Havari Yuhanna’ya atfen yazıldığı iddia edilen eserin, 21:10-21 bölümüne bakabilir.  İncil’de Mesih öncesi Filistinde Yahudilerin bir devlet ve tapınak kurmasından bahsetmez ve hesap gününden sonra kurulacak

YENİ KUDÜS ŞEHRİ, maddi bir kent olmayıp ruhani bir kenttir ve en önemlisi de bu kentte Tapınak yoktur (21:22). Galiba bazıları birilerinin gazına gelip hem kendilerini, hem de bir sürü masum insanı yok yere katletmekte. Hiç kimse Armagedon öncesi göğe alınıp ta, aşağıdaki nükleer savaş katliamından kurtulacağız diye ümitlenmesin. Yuhanna’nın Vahyi ortada nerde Mesih iki kez gelip, birincisinde EVANJELİKLERİ kurtaracak diye yazıyor? Bilen varsa göstersin. Bu sıkıntı ve zulümlerden Matta-24, Markos-13 ve Luka-21. bölümlerde uzun uzun bahsedilir. Ama bu zulümler inanan, yani kilise üzerine olacağından ayrıntılarıyla bahsedilir. Hiçbir yerde Mesih’e inanalar göğe alınıp kurtulacak diye bir şey yoktur. Pavlus’un 2.Selanikliler-2:1-5’te de bu zulüm döneminden sonra göğe alınmak yazmaktadır. Ayrıca Mesih’in sadece bir kez geleceğinden bahsedilir. Bu işin detayları sadece Vahiy kitabında var. İncil’in diğer bölümlerinde detaylar olmadığından bu konuda Vahiy kitabı esas alınmalıdır diyenler için, Vahiy kitabını da taradık. Maalesef Mesih’in önce gelip, inananları kurtaracağını burada da göremedik. Aksine Vahiy kitabında, zulüm döneminde, zulüm gören inananlardan bir çok yerde bahsedildiğini gördük (Vahiy-13:9-11, 14:11-13, 15:1-4 ve 16:5-6). Şüphesi olanlara bir tanesini biz verelim:

“7 Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı.” (Vahiy-13)

Ayrıca Haçlı Seferlerinden daha vahşi bir Armagedon savaşı çoşkusuyla Mesih’in gelmesini bekleyenler  kimseyi bu dini sevgi dini olduğuna inandıramaz ve kimseyi Mesih’in bir sevgi Tanrısı olduğuna ikna edemezler.

Evanjelizm Hıristiyan Siyonizmi’ne mi döndü? Ama burada da önemli bir değişmeye dikkat çekmeden edemeyeceğiz. Pavlus, Tanrı’nın bütün ulusları kapsayacak şekilde YENİ bir ANTLAŞMA yaptığından ve dolayısıyla Yahudilerin seçilmişliğinin kaldırıldığından bahseder (Koleseliler-2:14, 1. Selanik-2:15). Tanrı bütün insanların tanrısı olmuştur (Romalılar-3:29). Eski antlaşma sona erdiğinden dolayıdır ki, sünnet, domuz ve Şabat (cumartesi yasağı) kaldırılmıştır. Tevrat denilen ESKİ ANTLAŞMAYA yönelenlerin (özellikle Evanjelikler), bu kitaptan günümüze yönelik hükümler çıkarmaları, YENİ ANTLAŞMANIN güvenirliğini sarstıklarını bilmeleri gerekir. Pavlus’un dediği gibi Tanrı, bütün insanları kapsayan Yeni bir Antlaşma yaptıysa, bu antlaşmaya göre Tanrı, imanlı olan bütün insanları oğulluğuna aldıysa (Galatyalılar-3:26), Yahudilerin seçilmişliği ve onlara olan Vaadi de bitmiştir (Galatyalılar-3:19). Bu durumda ARMAGEDON öncesi Filistinde bir Yahudi Devleti, yani “VAAD EDİLMİŞ TOPRAKLAR” Eski Antlaşma yürürlükten kalktığına göre, günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Evanjelikler tekrar tekrar düşünmeli. Eğer türbülasyon döneminde (HZ.İsa’nın ikinci geliş öncesi büyük azap dönemi) Yahudiler çok büyük bir cezaya-azaba çarptırılacaksa demek ki bunlar imansız. İncil’de tekrar Filistine dönüp bir devlet ve Tapınak kuracakları vaadi yoktur. Tevrat’ta var deyenlere şimdi soruyorum. Filistinde şimdi kurulan devlet gerçekten Tevrat’ta göre kurulan bir devlet mi yoksa Siyonist düşünçeye göre mi? Tevrat’a göredir diyenler yine tekrar düşünmeli. MESİHTEN ÖNCE GELMESİ GEREKEN İLYAS NEREDE ? MESİH GELİP YAHUDİLERİ ESARETTEN KURTARIP DEVLETİ KURACAKTI. DEVLET KURULDU MESİH NEREDE? Kutsal Kitaba uymayan bu devlete samimi dindar hahamlar bile karşı çıkmakta. O halde bugün Evanjeliklerin bu Yahudiperestliği doğrumudur. Yoksa birileri Protestanlık altında bu dini gerçekten Yahudileştirmekte midir? Bugün nasıl Musevilik YAHUDİ SİYONİZMİNE dönüşmüşse; EVANJELİZM DE HIRİSTİYAN SİYONİZMİNE dönüşmüştür. Yahudiler Hz. İsa’nın gelişiyle, Yeni Antlaşmada belirtildiği gibi Kudüs ve Tapınak yıkılıp, Hz. İsa’yı tanımamalarının cezasına çarptırılmışlardır. Yeni Vaad, Mesih için ölmüş ve yaşayanların (canavarın heykeline tapmamış olanlar Vahiy-20:1-6) hep beraber 1000 yıl birlikte yaşayacakları ve devamında adı YAŞAM KİTABINDA olanların, yeni yer ve yeni gökte Tanrı ile beraber sürecekleri YAŞAM VAADİ vardır (Vahiy-20:15). Ama birilerinin ısrarla bu konuya Yahudi Devletinin kurulmasını katması, Hıristiyanları kendi emellerine destekçi olmaya zorladıklarını akla getirmektedir. Bu işin içinde gerçekten samimi Hıristiyanlar mı var, Yoksa Evanjelik görünen başkaları mı var? Anlamak çok zor. Ama şurası bir gerçek ki, birileri kurmak istedikleri YENİ DÜNYA DÜZENİ” için her şeyden yararlanma çabasında. BİLEREK VEYA BİLMEYEREK BU GİDİŞE ORTAK MI OLUNUYOR İYİ DÜŞÜNÜLMELİ. Yoksa DECCAL’den sakınırken, bizde anlamadan DECCAL SAFLARININ içine düşeriz de kimse bizi kurtaramaz. Günümüzde Tevrat’ın hükümleri hala geçerli olacaksa -kimse kızmasın-, bu durumda YENİ ANTLAŞMA diye bir şey yok demektir. Çünkü Tevrat’ta Vaad sadece Yahudiler içindir ve adı yaşam kitabında olanları kapsamaz. Aksi taktirde YENİ ANTLAŞMA iddiası, tamamen Pavlus’un bir yalanı durumuna düşer. Oysa Pavlus’a göre, VAAD ve ESKİ ANTLAŞMA’nın geçerliliği, İsa’nın gelişiyle sona ermiştir:

“19 Öyleyse Yasa’nın (ESKİ ANTLAŞMA) amacı neydi? Yasa suçları ortaya çıkarmak için antlaşmaya eklendi. Vaadi alan ve İbrahim’in soyundan olan Kişi (Hz. İsa) gelene dek yürürlükte kalacaktı.” (Galatyalılar-3)

Pavlus böyle diyor ama, Tanrı nedense Pavlus’la ayni fikirde değil galiba. Tevrat’ta Hz. İbrahim’e Antlaşmanın sonsuza dek süreceği söylemektedir:

7 Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım.” (Yaratılış-17)

Çık işin içinden çıkabilirsen. Protestanlık, doğru bir istikamette, dinin aslı olan Kutsal Kitab’a dönüşü başlatmıştır. Ama bu dönüş, İncil kadar, Pavlus’un söylemlerinin aksine, Tevrat’a da bir dönüştür. Bunun sebebi, ilk dört İncil’de ki İsa’nın sözlerinden dolayıdır. Çünkü Hz. İsa, Tevrat’ı geçersiz kılmaz. Ancak ayni İSA Tevrat’ı yanlış yorumlayıp, yanlış uygulayan, bir YAHUDİLEŞME TEHLİKESİNE DE dikkat çekmiştir. Bu tehlikeyi görmezden gelenler, bu dini Tevrat’a döndürmek yerine, korkarım ki, Yahudileştirme tehlikesine doğru götürmektedirler. Nasıl Musevilik Yahudi Siyonizmi’ne dönüşmüşse, Protestan Hıristiyanlıkta, Hıristiyan Siyonizmi’ne dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Dini aslına döndürme gayretinde olan Protestanlık, DOYMAZ İNSAN EGOSUNUN önünü açan ve KAPİTALİZMİ (YENİ BABİL) doğurup, YENİ DÜNYA DÜZENİNE destek olan Protestan ahlakını sorgulamalıdır. Kuruluşunu destekledikleri, dünyayı saran bu Yeni Ekonomik Düzen gerçekten Tanrı’nın arzuladığı bir düzen midir? İnsanlığa gerçekten MESİH’in arzusuna uygun bir gelecek mi sunmaktadır, yoksa Mesih karşıtı bir yeni düzen mi?Tekrar tekrar iyice değerlendirelim. Kimse endişe etmesin; kendi doymaz egosunu düşünen, onun sefahatiyle zenginleşen dünya tüççarları, dünya kralları için mallarını satacak BABİLe benzemeyen başka koca kentler bulunur. Varsın Altını, gümüşü, her çeşit malı, arabaları ve köleleri, insanların canını satın alacak canavarlaşmış kimse olmasın. Varsın denizde gemileri olanlar, onun sayesinde, onun değerli mallarıyla zengin olanlar,onu yakan ateşin dumanını uzaktan görünce, “Vay başına koca kent, vay” diye ağlayıp yas tutsunlar. İçimizde ki canavarı bağlayacak bir ahlak kuracak BEYAZ ATLILAR ortaya çıkmalı. Yuhanna’nın Vahyi’ni okuyan anlar. Hala ikna olmayanlara son bir duyuru:

“6 Tanrı’nın sözü boşa çıktı demek istemiyorum. Çünkü İsrail soyundan gelenlerin hepsi İsrailli sayılmaz.7 İbrahim’in soyundan olsalar bile, hepsi onun çocukları değildir » (Romalılar-9)

Dilimize çevirilmiş olan, Vahiy kitabında ki Armagedon kehanetleri gerçeğini bizim bakış açımızdan görebilmiş, ABD’li Hıristiyan yazar TEXE MARRS ve eseri İLLUMİNATİ’den okuyalım: “Müslüman alimlerin, uzun zaman önce, bir Deccal’in geleceği  hakkında uyarıda bulunması da oldukça ilginç. Bu şeytani lider ortaya çıktığında C.F.R harflerinden tanınabileceğini ileri sürüyor; ayrıca “tek gözlü” olacağına da işaret ediyorlar. Acaba bu, bizim bir dolarlık banknotlarımız üzerine basılı her şeyi gören gözü (illuminatinin sembolü piramitin tepesinde üçgen içindeki göz), Horus olabilir mi? Brittanica ansiklopedisinin 1904 yılı basımı ikinci sayısında, şu hayret verici paragrafa rastlıyoruz:


“Deccal, Muhammed’in dininde sahte İsa olarak bilindiği için İslam’a da yabancı değil. Tek gözü olacak ve alnında C.F.R. harfleri yazılacak, kafir (cafir) kelimesinin harfleri.’ C.F.R, ABD’yi ve dolayısıyla dünyayı yöneten 10 büyük yöneticiden oluşan konsey. Bakın ayni yazar Davut Yıldızı hakkında neler söylüyor: “Kudüs’ün dünyanın son günlerinde oynayacağı dramatik rolün gizemiyle ilgili bir ipucu da, Davut’un yıldızı olabilir. Bu altı köşeli yıldız, bugün İsrail’in ulusal sembolü ve bayraklarının üzerinde bulunuyor. Ama Davut’un yıldızı ne şimdi ne de daha önceleri kutsal bir işaret olmadı. Aksine, Büyük Şeytan’ın eski, sihirli bir işareti. Aslında altı köşeli yıldız tasarımı da, gamalı haçta keşfettiğimiz Gizli Öğretiyle aynı prensipleri sembolize ediyor.Ama üzücüdür ki, Museviler ve İsrail vatandaşlarının büyük bir çoğunluğu, bu altı köşeli yıldızın gizli anlamı hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Davut’un Yıldızı aslında, Tanrı’nın iğrenç bulduğu bir “OYMA PUT”. İsrail’e Musa aracılığı ile verilen On Emir’den ikincisinin, bozgunculara sert uyarıda bulunmasına şaşırmamak gerek (Çıkış-20:4-6).Korkunç gerçek şu ki, birleşmiş iki üçgenden oluşan Davut Yıldızı, eskilerin Baal, Remphan, Horus gibi isimlerle çağırdıkları Güneş Tanrısından başka bir şeyi temsil etmiyor. Tüm bu oymalı putların ve sembollerin şeytanı temsil ettiğini biliyoruz.” (İlluminati-210)

Yine yazarımız, Evanjelikler gibi Yahudi hayranlığı yerine, dünyanın Anti-Cristh (Mesih karşıtı) bir düzenle karşı karşıya olduğunu görmektedir:

“ Başkenti Kudüs olacak şekilde, bir dünya hükümeti; hatta dünya imparatorluğu kurmak için çalışıyorlar. Siyonizm’i yüceltiyor, Yahudilerin büyük tapınağını yeniden inşa etmeyi, ama aslında bunları yaparken, ne Tevrat’ı ne Musa’nın Şeriatı’nı, ne de Mesih, Hz. İsa’yı şereflendiriyorlar. Hıristiyanlar, yurtseverler ve milliyetçiler için, kafalarında planladıkları şeyi düşünmek bile dehşet verici. Eğer bu adamların planları gerçekleşirse İsrail ve Yahudiler de bundan çok zarar çekecekler. Dünyadaki büyük dinler, insanı hayrete düşüren iğrençlikte şeytani bir din oluşturmak için okült mezheplerle birleşerek bir sentez haline geldiğinde, Ortodoks Yahudiliği de sona ermiş olacak.” (İlluminati-79)

İncil’e göre, Kudüs şehrinin, dünyanın son günlerinde Deccal’in hakimiyetinde ve zulüm düzeninin hakim olduğu bir şehir olduğunu, Sodom ve Mısır’a benzediği unutmayalım (Vahi-11:8). Yine yazarımızın aşağıdaki tespitlerini Evanjeliklerin iyi okuyup tekrar tekrar düşünmesini tavsiye ederiz:

“İlluminati’nin nihai hedefi nedir? Dünyadaki tüm siyasi hedefleri birleştirmek istedikleri halde, tek hedefleri dünya hükümeti kurmak değil. Bunun da ötesinde, gerçek hedefleri, muazzam bir servet sahibi olmak ve harcamak, aşırı, doymak bilmez ve çılgın bir arzuya sahip oldukları halde, sadece daha fazla para kazanmak ta değil. Bu aşağılık adamların asıl hedefi, evren tahtında oturan benzersiz, muhteşem Varlığa: İsa Hazretleri, rablerin Rab’bini ve kralların Kralını devirmek. Yanlışlığa düşmeyin bu, Cennet’in en yüksek makamını yenmek, Tanrı’nın elleriyle yarattığı gelmiş geçmiş en kötü yaratığı, inançlarından ötürü Cennet’ten kovulan şeytanı zümrüt tahta oturtmak için girişilmiş, başarısızlığa mahkum, muazzam ve destansı ruhani bir isyan, tiksindirici, pis ve tamamıyla iğrenç bir girişim (illuminati-39).

Bir Hıristiyan bu kadar güzel uyarılamaz. Dinin aslına döndürülmesi gibi samimi bir iman uğruna başlayan Potestanlık, Evanjelizme dönüştü, Evanjelizm ise Hristiyan siyonizmine, derken işin ucu kaçtı gizemli dini organizasyon Tapınak Şövelyeleri olan Masonluğa dayandı. Katoliklik, İslam gibi mal biriktirme hırsına ve dolayısıyla kapitalizmin gelişmesine engel olduğundan, Katolikliğin siyasi otoritesini (maalesef çok kötü uygulamaları olduğu bir gerçek) Protestanlıkla tavsiye ettiler. Ardından tüm Hıristiyanlığı tavsiye edecekler. Zaten Tevrat’ı ön plana alıp Şabat gününe dönüş başladı. “Da Vinci şifresi” gibi eserler bu amaçla üretilmektedir. Ama Hıristiyanlığın kitabımızda da işlediğimiz gibi, sağlam temellere dayanmadığından fazla direnecek gücü yok. Komünizm de bir engeldi ve oda tasviye edildi. Tek engel İslam kaldı. Şu an İslam dünyasında tavsiye çalışmalarına hız verdiler. Tabi Musevilik te, Siyonizme dönüştürülerek tasviyesi başlatıldı. Anlamak isteyene bu uyarılar yeter. Bütün bu iddialar üzerine hala gerçeği kabul etmeyenlere, gerçeği anlamalarına yardımcı olmak için, şu çok basit karşılaştırmayı yapmalarını tavsiye ederiz.

Ey Hıristiyan ve Yahudiler! Madem ki ölçünüz Kutsal Kitap. O halde şu anda dünyayı yönlendirenlerin kurdukları Yeni dünya Düzeni, Çağdaş Uygarlık Düzeyi vs. ne derseniz deyin, ne kadar inandığınız dini anlayışla uyuşmaktadır? Kutsal Kitaplarınızda inandığınız kehanetlere destek vermek uğruna, bu adamların emellerine yardımcı olduğunuzu görmüyor musunuz? Bizden uyarması. Eğer dikkat etmezseniz, Armagedon derken, bu adamların “ORDO AB CHAO”, “kaosla gelen düzen” hedeflerini gerçekleştirmek için birer figüran olursunuz. Sonra sizi ne MUSA ne de İSA kurtaramaz. İş oraya doğru gidiyor. Çünkü bu adamların, bu ikisiyle de ilgisi yok. Hedefleri bunların inançlarını yok edip, yeni bir pagan dünya dini kurmaktır. Hem de bu hedefte en önemli engel olan İslam dünyasını, sizleri kullanarak yıkmayı planlamaktalar. Bütün dinlerin ortak düşmanı, şeytani dürtülerle doymak bilmeyen mal ve güç toplayıp Tanrı’ya karşı gelen düzenlerdir. Hiçbir kimse, bütün inanç sahibi insanların barış içinde bir arada yaşayabileceği bir dünya kurulmasına karşı olamaz. Ancak birilerinin ince hesaplarıyla kurulacak, tek dünya imparatorluğunun esaretinde bir dünyaya da herkes karşı çıkmalıdır. Gelin boş yere kehanetleri yanlış yorumlayarak DÜNYAYI MAHVETMEYELİM. Konuya tekrar daha dikkatlice bakılmasını, insanlığın mutlu geleceği adına yürekten tavsiye ederiz. Sadece Evanjelikleri göğe alıp kurtaracak ve diğer Hıristiyanlarla beraber dünyanın üçte ikisini yok edecek bir dini anlayışı, kimse sevgi ve barış dini ve bunun Tanrısını da, BABA GİBİ ŞEVKATLİ SEVGİ TANRISI olarak kabul ettiremez. Kimse 2009 veya 2018 yılında Mesih gelecek diye boşuna beklemesin. Geçen asırlarda, bir sürü İsa’nın gelişiyle ilgili boşa kehanetler gibi, bunlarda boş çıkmaya mahkumdur. Zaten Yuhanna’nın Vahyi İncil’e alınmasında en çok tartışılan bölüm olmuştur. Vahiy kitabında kehanet arayanlara 8 ve 13. bölümlere bakmalarını tavsiye ederiz. Hiç olmazsa ‘ Fatıma’nın üç Sırrı‘ndan sonuncusunu belki yorumlayabilirler.

Ayrıca 11 Eylül provoke olaylarında yolcu uçağı mı, yoksa yakıt yüklü kargo uçağı mı kullanıldı ve bu uçakları gerçekten ABD’ye kastetmiş teröristler mi, yoksa birileri uzaktan kumanda ile mi gerçekleştirdi iyice anlamaya çalışalım. Böylece “ORDO AB CHAO”, “kaosla gelen düzen” ini de başlattıklarını anlayalım. Bu binalarda en çok yaşayan insanlardan ölenlerin neden en az sayıda olduğunu anlamaya çalışalım. Çünkü mistik Kabala’nın en önemli kitabı Zahor’ın 8. cildinde 2001 yılında Mesih’in gelişiyle ilgili ilginç kıyamet alametlerinden birinde şunlar yazmaktadır: Bu günde, uzun büyük şehirde, ateş alevi olacak. Ses bütün dünyayı uyandıracak.

“Birçok kuleyi yakacak. Birçok kule yıkılacak ve birçok önemli insan ve görevli o gün ölecek” (Evanjelizm-R. Kağan Kurt )

Bu durumda yenidünya düzeninden bahsedenlerin, birilerinin ince planlarına göre yönlendirmelerinin olup olmadığını iyi gözlemlemeleri gerekir. MOSSAD’ın kurucusu ve İsrail istihbaratının 1947’den  1963’e kadar başkanlığını yapan Isser Harel, Amerikalı ünlü gazeteci Michael D. Evans’a 1980 yılında gelecekle ilgili yaptığı ve hepsi bir bir gerçekleşen söyleşideki ABD’ye karşı olası terör saldırıları hakkındaki kehanetlerinden biri;

“New York, sizin özgürlüğünüzün ve kapitalizmin sembolü. İlk olarak oraya saldırmaları olası. En yüksek binanıza, gücünüzün sembolüne.”(The American Prophecies-Michel D. Evans)

İşin şakaya gelir yanı yok. 2006 Ağustos’unda İsrail’in Lübnan’a saldırmasıyla başlayan şiddetli çatışmalar sürerken, Kıyamet savaşının başlangıcı için, ünlü tarihçi ve oryantalist Prof. Dr. Bernard Lewis Neo-Con’ların yayın organı Wall Street Jurnal gazetesinde yayınlanan

” 22 Ağustos ” başlıklı yazısı ile ve İsrail istihbaratına yakınlığı ile bilinen DEBKAfile internet sitesinde “Miraç Kandili günü (22 Ağustos ) dünyayı sarsan bir eylem olacak” diye tarih bile verdiler ( 23.8.2006 Yeni Şafak-Taha Kıvanç).

Dünyamızı Allah korudu ve ucuz kurtulduk. Birileri bir yerden düğmeye her an basabilir. Bu tarihi neden mi bu kadar önemsedik. Çünkü Mıchael Drosnin yazdığı ve dilimize de çevrilen “TEVRAT’IN ŞİFRESİ” isimli eserin 1.cildinin 159 sayfasında, kıyamet savaşının 2006 yılında başlayacağını belirten bir Tevrat şifresinden bahsedilmekte. Bu gidişi durduramazsak Tanrı katında bizi, Musa da İsa da kurtaramaz. Çünkü o birilerinin bu ikisiyle de ilgisi yok, bunu iyice bilelim.

Aynı şekilde Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar gelişiyle ilgili, Kur’anda da net bir şey yoktur. Aksine Kur’an’da Hz. İsa’nın öldüğü yazmaktadır (Ali-imran 54-55, Maide 116-118). Hıristiyanlar yorumcular için söylediğimiz ayni şeyleri, Müslüman yorumcular içinde söyleyebiliriz. Yapılan Kur’an ayetlerinden zorlama yorumlardır. Olsa olsa, günümüzde Hıristiyan âlemi gerçeği çok yakında anlayıp (ki bu durumun başladığını artık görmekteyiz) HZ. İSA HAKKINDA ONUN GERÇEK ÖĞRETİLERİNE DÖNÜŞ ÇALIŞMALARI, HZ.İSA’NIN TEKRAR YERYÜZÜNE DÖNMESİ OLABİLİR. Şimdi gelelim bu işin komple teorileri bölümüne. Bütün bu anlatılanlardan işin arka planındaki kehanetlerin ne kadar gerçek olduğu ortaya çıkarmaktadır. Ama bütün bunlar yetmezmiş gibi günümüzde de yeni teorilerin yazılmaya devam edildiği bir gerçek. FAKAT BURADA EN ÖNEMLİ GERÇEK; BU TEORİLERİ YAZANLARIN DA UYGULAMAYA ÇALIŞAN KİŞİLERİN DE AYNI KİŞİLER OLDUĞUDUR. Bizlere düşen görev uyanık olup, Kutsal Kitap kehanetlerini bunların sinsi emelleri için kullandırtmamaktır. En önemlisi acaba kutsal metinler gercekten samimi kişiler tarafından doğru mu yorumlanmaktadır? Tekrar tekrar düşünelim, dünyayı ve insanlığı mahvedecek bu kötü gidişi durduralım. Gelecek nesillere barış içinde yaşanabilir bir dünya hazırlayalım. Peygamberler insanları ve dünyayı mahvetmek için gelmemiştir. HZ. İSANIN İNCİLDE BELİRTİLEN GELİŞ TARİHİNİ HALA ANLAMAYANLAR İÇİN SON BİR DELİL DAHA YAZALIM. (BURAYA KADAR OLANLARI GÜNÜZDEKİ ZAMAN DİİLİMİ İÇİN YARUMLAYANLAR İÇİN)

“23-Bir kentte size zulmettikleri zaman ötekine kaçın. Size doğrusunu
söyleyeyim, İnsanoğlu gelinceye dek İsrail’in bütün kentlerini DOLAŞMIŞ OLMAYACAKSINIZ (Matta-10)

5,306 toplam okundu, 0 bugün okundu, 21.02.2024 son okundu