Hz. İsa’nın sağlığında O’nun, sözleri belirli bir otorite ve kural oluşturularak yazılı bir metinde toplanmamıştı. Çünkü bizzat O’nun yanında eğitilmiş inananları O’nun öğretilerini biliyorlardı. Belki yazılı bir metine ihtiyaç olmaması, Hz. İsa’nın dünyaya geri dönüşü çok yakın bir zaman diliminde gerçekleşme beklentisi de olabilir. Çok yakın bir zaman diliminde (hatta daha onlar hayattayken)Hz. İsa dünyaya yeniden gelip, inananları mükâfatlandırıp diğer insanları ise cezalandıracak olması ve dünyanın sonunun yakın olması böyle bir ihtiyaca gerek kalmıyordu. Havariler Hz. İsa’nın söz ve eylemlerini dilden dile aktarıyor ve uzak beldelere onun hatıraları irşat mektupları vasıtasıyla iletiyorlardı. Fakat ilerleyen zaman diliminde beklentiler gerçekleşmeyince ve Havarilerin bir bir dünyadan ayrılmaları, onların Hz. İsa’dan naklettikleri hatıraların kaleme alınmasına neden oldu. Çeşitli yörelerde birçok yazılı belge ortaya çıktı. Bunların birçoğu kutsal kitap beklentisini karşılamak için yazılmamıştı. Hz.İsa’nın Yahudi kökenli inananları hala kutsal kitap olarak Tevrat’ı okumaya devam ediyorlardı. Roma topraklarındaki diğer inananların elinde ise daha çok Pavlus’un Mektupları vardı. Daha henüz Tevrat’ın yerine geçeçek bir İncil anlayışı oluşmamıştı. Hıristiyan dünyada ilk defa Kutsal Kitap (Kanon-onaylanmış metin) oluşturan Sinoplu Marcion’dur. Marcion 137 yılında Tevrat’ı ve Musevilikle olan bağları atarak (hatta Tevrat’taki Tanrı Yehova’yı bile reddetmiştir) sadece Pavlus’un Mektupları’yla Luka İncili’nden oluşan Kutsal Kitabını oluşturmuştur.71 Konuyu ilk gündeme getiren olmuştur. İyi organize edilmiş cemaatler oluşturmaya başladı. Bu kitapları, eğitim, iman ve ibadet kaynağı olarak kullanılmaya başladı. Bu gelişmeler kiliseyi harekete geçirdi. Kilise gelişmenin gerisinde kalmamak için Marcion ile çatışmaya başladı ve onu sapkın (heretik) ilan edip kiliseden uzaklaştırıldı. Böylece kilisede kutsal kitap-kanon arayışı başladı. Gerçi henüz merkezi bir kilise anlayışı henüz oluşmamıştı. Suriye, İskenderiye ve Roma önemli merkezlerdi. Tabi bu kolay olmadı. Çünkü Suriye, Filistin, Mısır, Anadolu, Yunanistan ve bütün Roma Toprakları’nı kapsayan geniş bir coğrafyada yayılmış Hıristiyan topluluklar vardı. Birçoğu da birbirleriyle tam uyuşmuyordu ve yüzlerce yazılmış metin bulunmaktaydı. Harekete geçen kilise otoriteleri –babaları belirli bir metin üzerinde anlaşmaları kolay olmadı ve uzun zaman aldı. Uzun çalışmalardan sonra kanon son şeklini, bu konuda toplanan birçok konsülden sonra, Roma Katolik Kilisesinin 8 Nisan 1546 da düzenlediği Trent konsilinde almıştır. Daha önceleri kanona dahil edilmeyen “Yuhanna’nın Vahyi “ Kanona dahil edilerek İncil 27, Tevrat ise 45 kitap olmak üzere, toplam 72 kitaptan oluşan  Kitabı Mukaddes kanonuna son şekil verilmiştir. Bu konu hakkında, Türkçe İncil metninin sonuna ilave edilmiş açıklamalar kısmında ‘İncil’e Giren Kutsal Yazılar Nasıl Bir Araya Getirildi ‘ başlığı altında şu açıklamalar bulunmaktadır.

“Geriye bir soru kalıyor.İncil’deki 27 kitapçık nasıl bir araya getirilip tek geçerli metin olarak tanındı?Hepside İ.S. 100 yılından önce yazıldı; ama bir kitap oluşturacak biçimde bir araya getirilmeleri zaman aldı.Bu süreçte sözü edilebilecek birkaç etken var.Birincisi, mektuplar birbirine çok uzak düşen çeşitli yerleşim birimlerine yazılmıştı.İlk yüzyıllarda haberleşme ve bilgi toplama gibi işlemlerin, bugünkünden daha yavaş olduğunu söylemeye gerek yok sanırız….İşte bu nedenlerle derleme işi oldukça yavaş gerçekleşti.Bazı kitaplar, örneğin doğal bir grup oluşturan Pavlus’un mektupları daha hızlı şekilde toplandı; bazılarıysa daha uzun zaman aldı.Aslında Kutsal Yazılar’ın derlenmesine duyulan büyük ihtiyaç, çoğunluğun benimsediği öğretilere aykırı düşen çarpık öğretiler yaymaya çalışan bazı kişilerin türemesinden kaynaklandı.Bu gelişmelerden ötürü İreneyus,İ.S. 180 cıvarıda ‘Sapık Öğretilere Karşı’ adlı bir kitap yazdı.Yazar bu kitapta,İncil’in ilk dört kitapçığının hiç kimsenin itiraz etmediği doğal bir bütünlük oluşturduğunu sergiliyor.Bunların yanı sıra geçerli saydığı diğer metinler şunlardır: Elçilerin İşleri, Pavlus’un mektupları, Vahiy ve beş mektup daha.Bundan başka, Muratori Kanon’u adı altında geçen, ikinci yüzyıl sonlarına rastlayan ve benzer bir liste içeren bir derleme daha vardır.  Görülüyor ki, Kutsal Yazılar’ın ana listesi, yani ilk dört kitapçık, Elçilerin İşleri, Pavlus’un Mektupları,1.Petrus ve 1. Yuhanna, üçüncü yüzyılın başlarına gelindiğinde tartışmasız olarak herkesçe benimsenmişti. İbraniler, Yakup, 2. ve 3. Yuhanna, Yahuda ve Vahiy kitapçıklarının derlenmesi daha uzun zaman aldı….Kilise konseyleri, örneğin İ.S. 397 yılında toplanan Kartaca Konseyi, hangi kitapların benimsenmesi, hangilerinin reddedilmesi yönünde inanlılara baskı uygulamış değiller; ama bu konseyler, onaylanan yazılara bir resmiyet kazandırma yönünde kararlar almışlardır.”72

Bu ifadelerden de açıkça anlaşılacağı üzere elimizdeki İnciller, yüzlerce kitap arasından kilise babaları ve konsülleri tarafından belirlenmiştir. Şimdi gelelim ‘ ELİMİZDEKİ İNCİL TANRI’NIN ESİNLEMESİYLE Mİ ya da KUTSAL RUHUN DENETLEMESİYLE Mİ BELİRLENDİ yoksa KİLİSE BABALARI TARAFINDAN KONSÜLLERDE Mİ?’ sorusunu sormaya. Bunun cevabını, herkes dilediği şekilde verip konuyu kapatabilir. Eğer denildiği gibi bunların Tanrı esinlemesiyle yazıldığından eminseler, niçin yıllarca tartışıp Kanona almakta tereddüt ettiler.   Ama konu Protestan hareketinin önderinden Martin Luther için daha kapanmamıştı. Martin Luther’in, Kitab-ı Mukaddes kanonundaki İncilde bazı bölümlerin Tanrı sözü olabileceği hakkında şüpheleri vardı. Martin Luther İncil’in İbraniler, Yakup, Yahuda ve Vahiy bölümlerini, Kitab-ı Mukaddes’i Almanca’ya tercüme ettiğinde, İncil’e ayrı bir ek olarak listeledi ve bunların İncil’deki diğer kitaplarla aynı önemin verilmesini düşünmedi.73  Gelelim Tevrat’a, Tevrat ta durum tam bir facia. Bu anlaşmazlık yalnızca İncil üzerinde değil, Hıristiyan dünya Tevrat üzerinde de anlaşamamaktadır. Katoliklerin  Trent Konsülünde (1545-1563) Vulgate dedikleri  Kutsal Kitap 72 kitap olarak belirlenmiş ve şu bildiri ile tespit yapılmıştı;

Her kim ki bu kitapları tümüyle, Katolik Kilisedeki metinde genellikle tüm bölümleriyle okunduğu şekilde ve antik Latin Vulgate’de oldukları şekilde kutsal ve Kanonik kabul etmezse aforoz olsun”74

Fakat bu konu Katolikler için halledilmişti. Ama Protestanlar için durum farklıydı ve Tevrat’ın sonundaki 6 kitabı (13 bölümden ibaret) Yahudiler gibi tanrısal kabul etmeyip insan uydurması (Apokrif) ilan ettiler. Yahudilerin Tevrat için Yamniya Konsilinde kabul ettikleri ve Latince’ye Vulgate olarak tercüme edilen Kanondaki (kutsal olarak ilan edilen resmi metin) 39 kitabı esas aldılar. Bu konuda Katoliklere itirazı olan Protestanlar 1648 yılında Westminster toplantısında karşı bildiri yayınladılar;

Apokrif külliyat Tanrı’nın Kilisesinde insanların yazdığı diğer kitaplardan farklı hiçbir otoriteye sahip olmayacak, herhangi bir şekilde onaylanmayacak veya kullanılmayacaktır.”75

Ayrıca, Tevrat’ın son 6 kitabı konusunda Ortodokslar, Katolikler’den farklı olarak 4 bölüm daha ilave etmektedirler (MS. 1612 Kudüs konsilinde ).Bu 6 kitap Katoliklerde 13 bölümden, Ortodokslarda ise 17 bölümden oluşur. Bunun sebebi, Ortodoksların Tevrat olarak, kendi dillerinde Yunanca ilk tercüme olan, yine 45 bölümden oluşan Septuagint’i esas almalarıdır. Bu durumda Katolikler, kendi dilleri Latince’ye tercüme edilen ve Yahudilerin Tevratı ile uyuşmadığı için çıkarılan (Ortodoksların kabul ettikleri) 4 bölüm hariç, 45 kitaptan oluşan ve Vulgate ismini alarak, yeniden düzenlenmiş olan, Kutsal Kitaptaki Septuagint’i (4 bölüm eksik) esas almış oldular. Bu durumda Katolikler ve Ortodoksların Tevrat Kanonu, Protestanlardan 6 kitap daha fazladır. Protestanlar ise bu 6 kitabı bütün bölümleriyle reddettiler. Böylece şimdi, Protestanların kutsal kitabı 66 bölüm (Tevrat 39, İncil 27 bölüm), Katolik ve Ortodoksların ise 72 bölümdür (Tevrat 45, İncil 27 bölüm).76 Bu durum da Katolikler ve Ortodoksların, Protestanlarla olduğu gibi kendi aralarında da farklılıklar (6 kitap arasındaki 4 bölüm) vardır.   Aslında Tevrat üzerinde bu itilafın kaynağı, birazda Yahudi din otoriteleridir. Hıristiyanlıkla ilgili eserlerin çoğu, Pavlus’çu Roma vatandaşı Grek’lere ait olduğundan, bunların kullandığı Tevrat ta Grekçe idi. Yunanca ilk Tevrat, M.Ö.3. yüzyılda İskenderiye’de yaşayan Yahudiler için yapılan bir tercümedir. Bu kitap, İbranice asıllarından, 70 çıvarında Yahudi din adamı tarafından yapıldığı için, adı yetmişler anlamına gelen, Septuagint olarak anılmaktadır. Fakat Musevilerin bugün kullandığı Tevrat metni en son şeklini, Yahudi din otoriteleri tarafından, M.S. 90 yıllarında Yamniya Konsil’inde, 39 kitap olarak kanonlaştırılarak almıştır. Bu yeni Tevrat Kanonu, daha önce Yunanca’ya tercüme edilen Septuagint’ten farklı olarak ( son 6 kitap ve 4 bölüm) eksik olarak kanonlaştırıldı. Bu yeni İbranice Tevrat Kanonu, Hıristiyanlarda olduğu gibi, çeşitli tarihlerde değişik kişiler tarafından derlenmiş olan, birçok kitap arasından seçilmiştir. Bu tarihte (M.Ö. 90) Hıristiyanlar ise, Yahudi meclisi tarafında seçilen bu yeni İbranice Tevrat’ı değil, ellerindeki Grekçe tercüme eski metini, Yahudiler tarafından bazı kısımları Yamniya Konsil’inde apokrif sayılmış metinler içeren, Septuange’yi kullanmaya devam ettiler. Sonraları bu Grekçe Septuagint ve İnciller, Yerome isimli din adamı M.S. 405 yılında Latince’ye tercüme ederek, Vulgate (yayılmış nüsha) ismini aldı. Yerome bu tercümesinde son İbrani Tevrat’ı ile Septuagint arasındaki farkları da belirtti (6 kitap ve 4 bölüm). Bu tercüme ancak M.S. 7. yüzyılda yaygınlaştı. Ama Hıristiyan dünyada yaygın olan ve İncillerde de kullanılmış olan eski tercüme apokrif metinler, kullanılmaya devam edilerek günümüze kadar geldi.77Daha sonraları Hıristiyanlar arasında Eski Ahid konusunda tartışma başladı. Septuagint mi, yoksa yeni İbrani metin mi Kanonda olmalıydı? Sonunda kilise kararını baştan beri İncillerde kullanılan ve 45 bölümden oluşan Septuagint lehine 1546’da Trent Konsil’inde karar verdi. Ama Protestanlar buna itiraz edip Yahudilerin yeni 39 kitaptan oluşan İbraniler Kanonunu esas aldılar. Şimdi bu Apokrif-insan uydurması denilen kitaplar neymiş görelim. www.kutsal-kitap.net sitesinden okuyalım:

“DEUTEROKANONİK (Apokrif) KİTAPLARIN İÇERİĞİ

Apokrif (apocrypha) sözcüğü, Grekçe “saklı kitaplar” anla­mına gelen ‘”apocryphos” sözcüğünden gelmiştir. Orijinal metin Grekçe yazılmıştır Bu kitaplar İ.Ö. 3. yüzyılda 70 kişilik bir ekip tarafından çevirisi yapılan Septuaginta’da bu­lunmaktadır.

 

Apokrif Kitapları, Mesih İsa’dan önceki yüzyıllarda yaşa­yan Yahudiler’in tarihi, yaşamı, düşüncesi, ibadeti ve dinsel gelenekleri konusunda değerli bilgiler vermek açısından çok önemlidir. Böylece Mesih İsa’nın hangi tarihsel ve kültürel ortamda yaşamını ve öğretisini sürdürdüğünü daha iyi anla­yabiliriz.

 

Eski Antlaşma dönemiyle ilgili apokrif kitapların çoğunluğu İbranice ya da Aramice yazılmış olmalarına karşın, yalnızca Grekçe biçimleriyle elimize ulaşmışlardır. Bu da metinlerin Eski Antlaşma’ nın ilk Grekçe çevirisi olan Septuaginta’da toplu olarak korunmasından kaynaklanmaktadır. Eski Antlaşma’nın İ.Ö. üçüncü yüzyılda yapılmaya başlanan ve dünyada o dönem en yaygın dil olan Grekçe ‘deki bu çeviri çok kısa bir süre içinde yaygınlaşmıştır.

 

Roma Katolik Kilisesi 1546 yılında Trent Konsülü’nde bu kitapları Kutsal kitaplar’ın arasına almıştır. Katolikler söz konusu kitaplardan “Deuterokanonik” yani Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz ederler. Ortodoks Kilisesi ise “Deuterokanonik” olarak adlandırdığı kitapları 1642 Yaş (Jassy) ve 1672 Yeruşalim konsüllerinde “Kutsal Yazılar’ ın gerçek parçaları” olarak adlandırmıştır. Günümüzde birçok Ortodoks din bilgini Atanasyus ve Jerome’nin çizgisini izleyerek bu kitapların Kutsal Yazılar’ ın diğer bölümlerinden daha az yetkili olduğunu kabul etmektedir. Apokrif Kitapları genellikle Eski Antlaşma ‘nın evrensel olarak benimsenen kitapları arasında değerlendirilmez ve topluluk önünde ya da kilise tapınma hizmetinde birincil olarak kullanılmazlar. Yine de Apokrif Kitapları ‘nın inanlıların kişisel çalışmaları ve gelişmeleri için yararlı olabilecekleri düşünülür.

Deuterokanonik (Apokrif) Kitapları tarihsel metinler, söy­lenceler, bilgelik sözleri, dua ve ezgiler, gelecek olaylarla il­gili metinlerden oluşur. Kitaplar sırasıyla, Tobit, Yudit, Ester (Eski Antlaşma’daki özgün metne bazı ekler içeren Grekçe çevirisi). Bilgelik, Sirak, Baruk, Yeremya’nın Mektubu, Azarya’nın Duası ve Üç Genç Adamın Ezgisi, Suzanna, Bel ve Ejderha, 1. Makabeler, 2.Makabeler, 3.Makabeler, 1.Esdras, 4.Ezra, Manaşşe’nin Duası, 151.Mezmur ve 4.Makabeler’dir.”

 

Daniel Wickwire ‘Kutsal Kitabın Değişmezliği’ isimli eserinde Eski ve Yeni Ahid’in eski elyazmalarından ve kanonlaşmalarından bahsederek bu konuda şunları yazar;

“M.S. 1546 Trent Konsil’de Vulgata’nın Katolik Kilise’de kullanıma uygun tek nüsha olduğu belirtilmiş ve şu karar alınmıştır: “Kilise tarafından birçok asırdan beri muhafaza edilmekte  olan Vulgata , umuma açık okumalarda va’azlarda ve tefsirlerde tek otantik tercüme olarak kabul edilmelidir.Hiçbir şekilde, onu reddetme cüreti gösterilmemelidir.”Roma Katoliklerinin ağırlığını ortaya koymasıyla Trent Konsili’nde  Latince Vulgata’nın  tek otantik nüsha olarak kabul edilmesi üzerine, Katoliklerle Doğu Ortodoksları arasında ayrılık meydana gelmiştir.Doğu Ortodoksları, otantik nüsha olarak Septuagint’i kabul etmiş, reform yanlısı Protestanlar ise, Eski Ahid kısmı olarak, Yahudi versionunu esas almışlardır.”78

Durum çok garip değil mi? Şimdi hem bu faklı Hıristiyan mezheplerinin, farklı Kutsal Kitaba sahip olduklarını kabul edeceksiniz (Tabi birinin 45, diğerinin 39 olmak üzere farklı kitaplara sahip olduklarından bahsetmeyerek), hem de Kutsal Kitap değiştirilmemiş olduğunu ispat etmek için, 419 sayfalık ”KUTSAL KİTABIN DEĞİŞMEZLİĞİ” isimli bir kitap yazacaksınız. Çok yaman bir çelişki değil mi? Hem de 8 üniversite bitirmiş biri için.

Buyurun İncil’deki bunca uyarı kimin için siz karar verin;

“18 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.
19 Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.
” (Vahiy-22)

Ayrıca Daniel Wickwire yine bu eserinde, Protestanların insan uydurması Apokrifa (sahte) olduğu için, Tevrat Kanonuna kabul etmedikleri 6 kitaptan, 46. bölümde ‘Apokrifa Kitapları Nedir ?’ başlığı altında bahsetmektedir. Nasıl mı?

Tüm Hıristiyan mezhepleri arasında, Kutsal Kitap ile ilgili, ancak bir tek farklılık vardır. Bu da Apokrifa kitaplar konusundadır. Bir avuç mezhep bu kitapları Tanrı’nın sözü olarak kabul ediyor, Hıristiyanların çoğu ise kabul etmiyor. “79

Tabi yine ayrıntıya girmeyerek ve bunların Katolik ile Protestanlık arasındaki 6 kitap farkı olduğu gerçeğinden bahsetmeden. Bunların tek tek isimleri ve yazılış tarihlerini vererek şöyle devam eder;

“İncil’de, İsa ve elçileri tam 2.559 kez Tevrat, Zebur ve peygamberler’den alınma vardır. Bunlardan hiçbiri Apokrifik bir kısımdan alınmış değildir. Mesih ve elçileri Apokrifa hakkında bilgi sahibiydiler, fakat İsa ve elçiler Apokrifa yazılarından bir kez bile alıntı ya da aktarma yapmamışlardır. Bu yazılarla ilişkisi olan bir peygamber bile yoktur, ve bu kitaplar Tanrı esini olarak asla kabul edilemez.80

Ama hayret ediyoruz 8 Üniversitede ilahiyat öğrenimi yaptığını söyleyen yazarımız, nasıl oluyorda bizim gördüğümüz gerçekleri göremiyor anlamak mümkün değil. Şimdi sıkı durun ve aşağıdakileri iyi okuyun;

Erken dönem kilisesindeki misyonerler, Grekçe konuşan dünyada misyonerlik yaparken, Grekçe yazılmış olan Septuagint’ten alıntılar ve daha sonra Yahudiler tarafından kanon dışı olarak tanımlanan kitaplardan da alıntılar yapmaktan ve bunlara referans vermekten çekinmediler.   Örneğin, kanonik İncil’deki Yahuda 14-16, apokrif Enok kitabından (Enok 1:19) alıntı yapmaktadır. Yakup 1:19, Sirak Kitabı 5:1181 ve İbraniler 11:37’de, Apokrif The Martyrdom of Isaiah’ta (işaya’nın şahadeti) bulunmaktadır. Yuhanna’ya göre İncil’deki 7:38 ile Yakup 4:5’in kaynakları bilinmemektedir. The New Catholic Bible, bu sözler’in hiçbir Eski Ahid kitabında olmadığını belirtmektedir. ”82

 

Sanırım bu gerçekleri sadece biz görmedik. Şimdi acaba birileri “gerçekleri saptırıyor mu?” diye sormadan edemiyoruz. Bunların İncillerde kullanımı doğruysa, demek ki apokrif metinler değil ve Ortodokslar ile Katolikler haklı. Ellerindeki Tevrat doğru ve Protestanlar yanlış Tevrat kullanıyorlar. Eğer bunları apokrif ilan eden Yahudiler haklı ise elimizdeki İncillerde apokrif (uydurma) metinler içermektedir. Çık işi içinden çıkabilirsen. Bu hataları kim yaptı? Hz. İsa mı, elçiler mi, yoksa İncil yazarları mı? Tanrı böyle insan uydurması hatalı şeyleri esinler mi, Kutsal Ruh bunlara müsaade eder mi? Tekrar iyi düşünelim. İşin şakaya gelir tarafı yoktur. Hz. İsa ve elçileri, hatalı duruma düşürülmektedir. Konu milyarlarca insanın, doğru iman meselesidir. Eğer birileri yanılıyor ve insanları da yanıltıyorlarsa; bu duruma sebep olanlar, bunun vebalini ödeyemezler. Bütün iyi niyetimizle konunun üzerinde, tekrar tekrar enine boyuna iyice düşünülmesini, gönülden arzu etmekteyiz. Hala ikna olmayanlar için Hıristiyan kaynaklardan kanıtlar sunalım. Olurya bizim yorumlarımızı konuyu saptırma olarak değerlendirenler olabilir. ABD üniversitelerinde Hıristiyan ilahiyatı üzerinde eğitim alıp yine ABD’de öğretmenlik yapmış Fikret Böcek “Da Vinci Şifresine Panzehir” isimli eserinin 36. sayfasında İncillerin derlenmesi hakkında neler yazmış okuyalım;

Bugün Yeni Antlaşma’da yer alan bazı kitaplar ilk zamanlarda herkes tarafından kabul edilmediği için, kısa bir süre kanon dışında bırakılmıştır. Kısa bir süreliğine kanon dışında kalan ve daha sonra tüm testlerden gecip kanona dahil edilen kitaplar şunlardır: İbraniler, Yakup, İkinci Petrus, İkinci ve Üçünçü Yuhanna, Yahuda ve Vahiy. İbraniler Kitabı, yazarının kesin olarak kim olduğu bilinmediği için kanon dışında bırakılmıştır. Yakup Kitabında, insanların günahlarından iyi işlerle kurtulabileceğini açıkladığı düşünüldüğünden, bu kitap kanon dışı bırakılmıştır. Yahuda Kitabı ise, Eski Antlaşma kanonu dışındaki (apokrif) iki kitapta anlatılan olaylarlardan bahsettiği için kanon dışı bırakılmıştır.Vahiy kitabı, İsa Mesih’in 1000 yıllığına hüküm süreceğini öğrettiği için kanon dışı bırakılmıştır.”

Diyerek sonra bunların resmi İncil kanonuna nasıl dahil edildikleri anlatılmaktadır. Bu da yetmez diyenlere ikinci bir kaynak, yine Yeni Yaşam Yayınları’nın “Hıristiyanlık Tarihi” kitabının 109. sayfasındaki “Kutsal Yazılar’ın listesi” başlığı ile yazılan yazıyı okumalarını tavsiye ederiz. Hala ikna olmayanlar, konunun başında tamamını verdiğimiz Yeni Yaşam Yayınları’nın İncilinin 525. sayfasına bakıp benzer anlatımları doğrulayan kısımları tekrar okuyabilir ve bugünkü resmi İncillerin yıllarca süren konsüllerce nasıl uzun süren tartışmalar sonucu seçildiğini görebilir.  Böylece Tanrı esinlemesi mi yoksa konsüllerin seçmesi mi olduğunu tekrar tekrar iyi düşünelim.Şimdi yılarca süren tartışmalardan sonra, her bir grup için farklı Kutsal Kitap oluşup, sonrada bunların her biri için tartışmasız Tanrı Sözü olduğunu iddia etmek ne kadar inandırıcıdır? Her mezhebin ayrı Kutsal Kitabı olduğuna göre, insan; acaba her birine ilham eden, ayrı Kutsal Ruhu’mu var? Diye düşünmeden edemiyor. Gerçi birden fazla Kutsal Ruh olduğunu İncilde açıkça söyleyenlerin olduğunu göreceğiz. Sanırım bir önceki Tevrat’ın nasıl derlendiğini anlattığımız bölümlerle beraber, Daniel wiçkwire’in kitabının 32. sayfasındaki sorularının bir çoğuna yeterince cevap olmuştur.

4,614 toplam okundu, 0 bugün okundu, 16.02.2024 son okundu