II.03.TANRI ESİNLEMESİ Mİ KONSİLLERİN SEÇMESİ Mİ?
I.GİRİŞ, II.03.TANRI ESİNLEMESİ Mİ KONSİLLERİN SEÇMESİ Mİ? Ağustos 9th, 2007Hz. İsa’nın sağlığında O’nun, sözleri belirli bir otorite ve kural oluşturularak yazılı bir metinde toplanmamıştı. Çünkü bizzat O’nun yanında eğitilmiş inananları O’nun öğretilerini biliyorlardı. Belki yazılı bir metine ihtiyaç olmaması, Hz. İsa’nın dünyaya geri dönüşü çok yakın bir zaman diliminde gerçekleşme beklentisi de olabilir. Çok yakın bir zaman diliminde (hatta daha onlar hayattayken)Hz. İsa dünyaya yeniden gelip, inananları mükâfatlandırıp diğer insanları ise cezalandıracak olması ve dünyanın sonunun yakın olması böyle bir ihtiyaca gerek kalmıyordu. Havariler Hz. İsa’nın söz ve eylemlerini dilden dile aktarıyor ve uzak beldelere onun hatıraları irşat mektupları vasıtasıyla iletiyorlardı. Fakat ilerleyen zaman diliminde beklentiler gerçekleşmeyince ve Havarilerin bir bir dünyadan ayrılmaları, onların Hz. İsa’dan naklettikleri hatıraların kaleme alınmasına neden oldu. Çeşitli yörelerde birçok yazılı belge ortaya çıktı. Bunların birçoğu kutsal kitap beklentisini karşılamak için yazılmamıştı. Hz.İsa’nın Yahudi kökenli inananları hala kutsal kitap olarak Tevrat’ı okumaya devam ediyorlardı. Roma topraklarındaki diğer inananların elinde ise daha çok Pavlus’un Mektupları vardı. Daha henüz Tevrat’ın yerine geçeçek bir İncil anlayışı oluşmamıştı. Hıristiyan dünyada ilk defa Kutsal Kitap (Kanon-onaylanmış metin) oluşturan Sinoplu Marcion’dur. Marcion 137 yılında Tevrat’ı ve Musevilikle olan bağları atarak (hatta Tevrat’taki Tanrı Yehova’yı bile reddetmiştir) sadece Pavlus’un Mektupları’yla Luka İncili’nden oluşan Kutsal Kitabını oluşturmuştur.71 Konuyu ilk gündeme getiren olmuştur. İyi organize edilmiş cemaatler oluşturmaya başladı. Bu kitapları, eğitim, iman ve ibadet kaynağı olarak kullanılmaya başladı. Bu gelişmeler kiliseyi harekete geçirdi. Kilise gelişmenin gerisinde kalmamak için Marcion ile çatışmaya başladı ve onu sapkın (heretik) ilan edip kiliseden uzaklaştırıldı. Böylece kilisede kutsal kitap-kanon arayışı başladı. Gerçi henüz merkezi bir kilise anlayışı henüz oluşmamıştı. Suriye, İskenderiye ve Roma önemli merkezlerdi. Tabi bu kolay olmadı. Çünkü Suriye, Filistin, Mısır, Anadolu, Yunanistan ve bütün Roma Toprakları’nı kapsayan geniş bir coğrafyada yayılmış Hıristiyan topluluklar vardı. Birçoğu da birbirleriyle tam uyuşmuyordu ve yüzlerce yazılmış metin bulunmaktaydı. Harekete geçen kilise otoriteleri –babaları belirli bir metin üzerinde anlaşmaları kolay olmadı ve uzun zaman aldı. Uzun çalışmalardan sonra kanon son şeklini, bu konuda toplanan birçok konsülden sonra, Roma Katolik Kilisesinin 8 Nisan 1546 da düzenlediği Trent konsilinde almıştır. Daha önceleri kanona dahil edilmeyen “Yuhanna’nın Vahyi “ Kanona dahil edilerek İncil 27, Tevrat ise 45 kitap olmak üzere, toplam 72 kitaptan oluşan Kitabı Mukaddes kanonuna son şekil verilmiştir. Bu konu hakkında, Türkçe İncil metninin sonuna ilave edilmiş açıklamalar kısmında ‘İncil’e Giren Kutsal Yazılar Nasıl Bir Araya Getirildi ‘ başlığı altında şu açıklamalar bulunmaktadır.
“Geriye bir soru kalıyor.İncil’deki 27 kitapçık nasıl bir araya getirilip tek geçerli metin olarak tanındı?Hepside İ.S. 100 yılından önce yazıldı; ama bir kitap oluşturacak biçimde bir araya getirilmeleri zaman aldı.Bu süreçte sözü edilebilecek birkaç etken var.Birincisi, mektuplar birbirine çok uzak düşen çeşitli yerleşim birimlerine yazılmıştı.İlk yüzyıllarda haberleşme ve bilgi toplama gibi işlemlerin, bugünkünden daha yavaş olduğunu söylemeye gerek yok sanırız….İşte bu nedenlerle derleme işi oldukça yavaş gerçekleşti.Bazı kitaplar, örneğin doğal bir grup oluşturan Pavlus’un mektupları daha hızlı şekilde toplandı; bazılarıysa daha uzun zaman aldı.Aslında Kutsal Yazılar’ın derlenmesine duyulan büyük ihtiyaç, çoğunluğun benimsediği öğretilere aykırı düşen çarpık öğretiler yaymaya çalışan bazı kişilerin türemesinden kaynaklandı.Bu gelişmelerden ötürü İreneyus,İ.S. 180 cıvarıda ‘Sapık Öğretilere Karşı’ adlı bir kitap yazdı.Yazar bu kitapta,İncil’in ilk dört kitapçığının hiç kimsenin itiraz etmediği doğal bir bütünlük oluşturduğunu sergiliyor.Bunların yanı sıra geçerli saydığı diğer metinler şunlardır: Elçilerin İşleri, Pavlus’un mektupları, Vahiy ve beş mektup daha.Bundan başka, Muratori Kanon’u adı altında geçen, ikinci yüzyıl sonlarına rastlayan ve benzer bir liste içeren bir derleme daha vardır. Görülüyor ki, Kutsal Yazılar’ın ana listesi, yani ilk dört kitapçık, Elçilerin İşleri, Pavlus’un Mektupları,1.Petrus ve 1. Yuhanna, üçüncü yüzyılın başlarına gelindiğinde tartışmasız olarak herkesçe benimsenmişti. İbraniler, Yakup, 2. ve 3. Yuhanna, Yahuda ve Vahiy kitapçıklarının derlenmesi daha uzun zaman aldı….Kilise konseyleri, örneğin İ.S. 397 yılında toplanan Kartaca Konseyi, hangi kitapların benimsenmesi, hangilerinin reddedilmesi yönünde inanlılara baskı uygulamış değiller; ama bu konseyler, onaylanan yazılara bir resmiyet kazandırma yönünde kararlar almışlardır.”72
Bu ifadelerden de açıkça anlaşılacağı üzere elimizdeki İnciller, yüzlerce kitap arasından kilise babaları ve konsülleri tarafından belirlenmiştir. Şimdi gelelim ‘ ELİMİZDEKİ İNCİL TANRI’NIN ESİNLEMESİYLE Mİ ya da KUTSAL RUHUN DENETLEMESİYLE Mİ BELİRLENDİ yoksa KİLİSE BABALARI TARAFINDAN KONSÜLLERDE Mİ?’ sorusunu sormaya. Bunun cevabını, herkes dilediği şekilde verip konuyu kapatabilir. Eğer denildiği gibi bunların Tanrı esinlemesiyle yazıldığından eminseler, niçin yıllarca tartışıp Kanona almakta tereddüt ettiler. Ama konu Protestan hareketinin önderinden Martin Luther için daha kapanmamıştı. Martin Luther’in, Kitab-ı Mukaddes kanonundaki İncilde bazı bölümlerin Tanrı sözü olabileceği hakkında şüpheleri vardı. Martin Luther İncil’in İbraniler, Yakup, Yahuda ve Vahiy bölümlerini, Kitab-ı Mukaddes’i Almanca’ya tercüme ettiğinde, İncil’e ayrı bir ek olarak listeledi ve bunların İncil’deki diğer kitaplarla aynı önemin verilmesini düşünmedi.73 Bu anlaşmazlık yalnızca İncil üzerinde değil, Hıristiyan dünya Tevrat üzerinde de anlaşamamaktadırlar. Katolik Trent Konsülünde Vulgate Kutsal Kitap 72 kitap olarak belirlenmiş ve şu bildiri ile tespit yapılmıştı;
“Her kim ki bu kitapları tümüyle, Katolik Kilisedeki metinde genellikle tüm bölümleriyle okunduğu şekilde ve antik Latin Vulgate’de oldukları şekilde kutsal ve Kanonik kabul etmezse aforoz olsun”74
Fakat bu konu Katolikler için halledilmişti. Ama Protestanlar için durum farklıydı ve Tevrat’ın sonundaki 6 kitabı (13 bölümden ibaret) tanrısal kabul etmeyip insan uydurması (Apokrif) ilan ettiler. Yahudilerin Tevrat için Yamniya Konsilinde kabul ettikleri ve Latince’ye Vulgate olarak tercüme edilen Kanondaki (kutsal olarak ilan edilen resmi metin) 39 kitabı esas aldılar. Bu konuda itirazı olan Protestanlar 1648 yılında Westminster toplantısında karşı bildiri yayınladılar;
“Apokrif külliyat Tanrı’nın Kilisesinde insanların yazdığı diğer kitaplardan farklı hiçbir otoriteye sahip olmayacak, herhangi bir şekilde onaylanmayacak veya kullanılmayacaktır.”75
Ayrıca, Tevrat’ın son 6 kitabı konusunda Ortodokslar, Katolikler’den farklı olarak 4 bölüm daha ilave etmektedirler (MS. 1612 Kudüs konsilinde ).Bu 6 kitap Katoliklerde 13 bölümden, Ortodokslarda ise 17 bölümden oluşur. Bunun sebebi, Ortodoksların Tevrat olarak, kendi dillerinde Yunanca ilk tercüme olan, yine 45 bölümden oluşan Septuagint’i esas almalarıdır. Bu durumda Katolikler, kendi dilleri Latince’ye tercüme edilen ve Yahudilerin Tevratı ile uyuşmadığı için çıkarılan (Ortodoksların kabul ettikleri) 4 bölüm hariç, 45 kitaptan oluşan ve Vulgate ismini alarak, yeniden düzenlenmiş olan, Kutsal Kitaptaki Septuagint’i esas almış oldular. Bu durumda Katolikler ve Ortodoksların Tevrat Kanonu, Protestanlardan 6 kitap daha fazladır. Protestanlar ise bu 6 kitabı bütün bölümleriyle reddettiler. Böylece şimdi, Protestanların kutsal kitabı 66 bölüm (Tevrat 39, İncil 27 bölüm), Katolik ve Ortodoksların ise 72 bölümdür (Tevrat 45, İncil 27 bölüm).76 Bu durum da Katolikler ve Ortodoksların, Protestanlarla olduğu gibi kendi aralarında da farklılıklar (6 kitap arasındaki 4 bölüm) vardır. Aslında Tevrat üzerinde bu itilafın kaynağı, birazda Yahudi din otoriteleridir. Hıristiyanlıkla ilgili eserlerin çoğu, Pavlus’çu Roma vatandaşı Grek’lere ait olduğundan, bunların kullandığı Tevrat ta Grekçe idi. Yunanca ilk Tevrat, M.Ö.3. yüzyılda İskenderiye’de yaşayan Yahudiler için yapılan bir tercümedir. Bu kitap, İbranice asıllarından, 70 çıvarında Yahudi din adamı tarafından yapıldığı için, adı yetmişler anlamına gelen, Septuagint olarak anılmaktadır. Fakat Musevilerin bugün kullandığı Tevrat metni en son şeklini, Yahudi din otoriteleri tarafından, M.S. 90 yıllarında Yamniya Konsil’inde, 39 kitap olarak kanonlaştırılarak almıştır. Bu yeni Tevrat Kanonu, daha önce Yunanca’ya tercüme edilen Septuagint’ten farklı olarak ( son 6 kitap ve 4 bölüm) kanonlaştırıldı. Bu yeni İbranice Tevrat Kanonu, Hıristiyanlarda olduğu gibi, çeşitli tarihlerde değişik kişiler tarafından derlenmiş olan, birçok kitap arasından seçilmiştir. Hıristiyanlar ise, bu İbranice Tevrat’ı değil, ellerindeki Yahudiler tarafından bazı kısımları Yamniya Konsil’inde apokrif sayılmış metinler içeren, Grekçe’yi kullanmaya devam ettiler. Sonraları bu Grekçe Septuagint ve İnciller, Yerome isimli din adamı M.S. 405 yılında Latince’ye tercüme ederek, Vulgate (yayılmış nüsha) ismini aldı. Yerome bu tercümesinde son İbrani Tevrat’ı ile Septuagint arasındaki farkları da belirtti (6 kitap ve 4 bölüm). Bu tercüme ancak M.S. 7. yüzyılda yaygınlaştı. Ama Hıristiyan dünyada yaygın olan ve İncillerde de kullanılmış olan eski tercüme apokrif metinler, kullanılmaya devam edilerek günümüze kadar geldi.77Daha sonraları Hıristiyanlar arasında Eski Ahid konusunda tartışma başladı. Septuagint mi, yoksa yeni İbrani metin mi Kanonda olmalıydı? Sonunda kilise kararını baştan beri İncillerde kullanılan ve 45 bölümden oluşan Septuagint lehine 1546’da Trent Konsil’inde karar verdi. Ama Protestanlar buna itiraz edip Yahudilerin yeni 39 kitaptan oluşan İbraniler Kanonunu esas aldılar. Daniel Wickwire ‘Kutsal Kitabın Değişmezliği’ isimli eserinde Eski ve Yeni Ahid’in eski elyazmalarından ve kanonlaşmalarından bahsederek bu konuda şunları yazar;
“M.S. 1546 Trent Konsil’de Vulgata’nın Katolik Kilise’de kullanıma uygun tek nüsha olduğu belirtilmiş ve şu karar alınmıştır: “Kilise tarafından birçok asırdan beri muhafaza edilmekte olan Vulgata , umuma açık okumalarda va’azlarda ve tefsirlerde tek otantik tercüme olarak kabul edilmelidir.Hiçbir şekilde, onu reddetme cüreti gösterilmemelidir.”Roma Katoliklerinin ağırlığını ortaya koymasıyla Trent Konsili’nde Latince Vulgata’nın tek otantik nüsha olarak kabul edilmesi üzerine, Katoliklerle Doğu Ortodoksları arasında ayrılık meydana gelmiştir.Doğu Ortodoksları, otantik nüsha olarak Septuagint’i kabul etmiş, reform yanlısı Protestanlar ise, Eski Ahid kısmı olarak, Yahudi versionunu esas almışlardır.”78
Durum çok garip değil mi? Şimdi hem bu faklı Hıristiyan mezheplerinin, farklı Kutsal Kitaba sahip olduklarını kabul edeceksiniz (Tabi birinin 45, diğerinin 39 olmak üzere farklı kitaplara sahip olduklarından bahsetmeyerek), hem de Kutsal Kitap değiştirilmemiş olduğunu ispat etmek için, 419 sayfalık ”KUTSAL KİTABIN DEĞİŞMEZLİĞİ” isimli bir kitap yazacaksınız. Çok yaman bir çelişki değil mi? Hem de 8 üniversite bitirmiş biri için.
Buyurun İncil’deki bunca uyarı kimin için siz karar verin;
“18 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.
19 Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır. ” (Vahiy-22)
Ayrıca Daniel Wickwire yine bu eserinde, Protestanların insan uydurması Apokrifa (sahte) olduğu için, Tevrat Kanonuna kabul etmedikleri 6 kitaptan, 46. bölümde ‘Apokrifa Kitapları Nedir ?’ başlığı altında bahsetmektedir. Nasıl mı?
“ Tüm Hıristiyan mezhepleri arasında, Kutsal Kitap ile ilgili, ancak bir tek farklılık vardır. Bu da Apokrifa kitaplar konusundadır. Bir avuç mezhep bu kitapları Tanrı’nın sözü olarak kabul ediyor, Hıristiyanların çoğu ise kabul etmiyor. “79
Tabi yine ayrıntıya girmeyerek ve bunların Katolik ile Protestanlık arasındaki 6 kitap farkı olduğu gerçeğinden bahsetmeden. Bunların tek tek isimleri ve yazılış tarihlerini vererek şöyle devam eder;
“İncil’de, İsa ve elçileri tam 2.559 kez Tevrat, Zebur ve peygamberler’den alınma vardır. Bunlardan hiçbiri Apokrifik bir kısımdan alınmış değildir. Mesih ve elçileri Apokrifa hakkında bilgi sahibiydiler, fakat İsa ve elçiler Apokrifa yazılarından bir kez bile alıntı ya da aktarma yapmamışlardır. Bu yazılarla ilişkisi olan bir peygamber bile yoktur, ve bu kitaplar Tanrı esini olarak asla kabul edilemez.”80
Ama hayret ediyoruz 8 Üniversitede ilahiyat öğrenimi yaptığını söyleyen yazarımız, nasıl oluyorda bizim gördüğümüz gerçekleri göremiyor anlamak mümkün değil. Şimdi sıkı durun ve aşağıdakileri iyi okuyun;
“Erken dönem kilisesindeki misyonerler, Grekçe konuşan dünyada misyonerlik yaparken, Grekçe yazılmış olan Septuagint’ten alıntılar ve daha sonra Yahudiler tarafından kanon dışı olarak tanımlanan kitaplardan da alıntılar yapmaktan ve bunlara referans vermekten çekinmediler. Örneğin, kanonik İncil’deki Yahuda 14-16, apokrif Enok kitabından (Enok 1:19) alıntı yapmaktadır. Yakup 1:19, Sirak Kitabı 5:1181 ve İbraniler 11:37’de, Apokrif The Martyrdom of Isaiah’ta (işaya’nın şahadeti) bulunmaktadır. Yuhanna’ya göre İncil’deki 7:38 ile Yakup 4:5’in kaynakları bilinmemektedir. The New Catholic Bible, bu sözler’in hiçbir Eski Ahid kitabında olmadığını belirtmektedir. ”82
Sanırım bu gerçekleri sadece biz görmedik. Şimdi acaba birileri “gerçekleri saptırıyor mu?” diye sormadan edemiyoruz. Bunların İncillerde kullanımı doğruysa, demek ki apokrif metinler değil ve Ortodokslar ile Katolikler haklı. Ellerindeki Tevrat doğru ve Protestanlar yanlış Tevrat kullanıyorlar. Eğer bunları apokrif ilan eden Yahudiler haklı ise elimizdeki İncillerde apokrif (uydurma) metinler içermektedir. Çık işi içinden çıkabilirsen. Bu hataları kim yaptı? Hz. İsa mı, elçiler mi, yoksa İncil yazarları mı? Tanrı böyle insan uydurması hatalı şeyleri esinler mi, Kutsal Ruh bunlara müsaade eder mi? Tekrar iyi düşünelim. İşin şakaya gelir tarafı yoktur. Hz. İsa ve elçileri, hatalı duruma düşürülmektedir. Konu milyarlarca insanın, doğru iman meselesidir. Eğer birileri yanılıyor ve insanları da yanıltıyorlarsa; bu duruma sebep olanlar, bunun vebalini ödeyemezler. Bütün iyi niyetimizle konunun üzerinde, tekrar tekrar enine boyuna iyice düşünülmesini, gönülden arzu etmekteyiz. Hala ikna olmayanlar için Hıristiyan kaynaklardan kanıtlar sunalım. Olurya bizim yorumlarımızı konuyu saptırma olarak değerlendirenler olabilir. ABD üniversitelerinde Hıristiyan ilahiyatı üzerinde eğitim alıp yine ABD’de öğretmenlik yapmış Fikret Böcek “Da Vinci Şifresine Panzehir” isimli eserinin 36. sayfasında İncillerin derlenmesi hakkında neler yazmış okuyalım;
“Bugün Yeni Antlaşma’da yer alan bazı kitaplar ilk zamanlarda herkes tarafından kabul edilmediği için, kısa bir süre kanon dışında bırakılmıştır. Kısa bir süreliğine kanon dışında kalan ve daha sonra tüm testlerden gecip kanona dahil edilen kitaplar şunlardır: İbraniler, Yakup, İkinci Petrus, İkinci ve Üçünçü Yuhanna, Yahuda ve Vahiy. İbraniler Kitabı, yazarının kesin olarak kim olduğu bilinmediği için kanon dışında bırakılmıştır. Yakup Kitabında, insanların günahlarından iyi işlerle kurtulabileceğini açıkladığı düşünüldüğünden, bu kitap kanon dışı bırakılmıştır. Yahuda Kitabı ise, Eski Antlaşma kanonu dışındaki (apokrif) iki kitapta anlatılan olaylarlardan bahsettiği için kanon dışı bırakılmıştır.Vahiy kitabı, İsa Mesih’in 1000 yıllığına hüküm süreceğini öğrettiği için kanon dışı bırakılmıştır.”
Diyerek sonra bunların resmi İncil kanonuna nasıl dahil edildikleri anlatılmaktadır. Bu da yetmez diyenlere ikinci bir kaynak, yine Yeni Yaşam Yayınları’nın “Hıristiyanlık Tarihi” kitabının 109. sayfasındaki “Kutsal Yazılar’ın listesi” başlığı ile yazılan yazıyı okumalarını tavsiye ederiz. Hala ikna olmayanlar, konunun başında tamamını verdiğimiz Yeni Yaşam Yayınları’nın İncilinin 525. sayfasına bakıp benzer anlatımları doğrulayan kısımları tekrar okuyabilir ve bugünkü resmi İncillerin yıllarca süren konsüllerce nasıl uzun süren tartışmalar sonucu seçildiğini görebilir. Böylece Tanrı esinlemesi mi yoksa konsüllerin seçmesi mi olduğunu tekrar tekrar iyi düşünelim.Şimdi yılarca süren tartışmalardan sonra, her bir grup için farklı Kutsal Kitap oluşup, sonrada bunların her biri için tartışmasız Tanrı Sözü olduğunu iddia etmek ne kadar inandırıcıdır? Her mezhebin ayrı Kutsal Kitabı olduğuna göre, insan; acaba her birine ilham eden, ayrı Kutsal Ruhu’mu var? Diye düşünmeden edemiyor. Gerçi birden fazla Kutsal Ruh olduğunu İncilde açıkça söyleyenlerin olduğunu göreceğiz. Sanırım bir önceki Tevrat’ın nasıl derlendiğini anlattığımız bölümlerle beraber, Daniel wiçkwire’in kitabının 32. sayfasındaki sorularının bir çoğuna yeterince cevap olmuştur.
Okunma Sayısı: 1216
Şu an Okuyan Sayısı: 1
Bugün Okuyan Sayısı: 1
Ekim 31st, 2007 at 14:24
http://hristiyan.net/mcdowell/6.htm
http://hristiyan.net/mcdowell/8.htm
Tek yönlü araştırmamak için, bu kaynaklardan yararlanabilirsiniz.
Ekim 31st, 2007 at 14:25
http://hristiyan.net/kitabimukaddes/bolum5.htm#soru_cevap
bu bölümlerden faydalanabilirsiniz.
Kasım 2nd, 2007 at 11:29
Değerli okuyucumuzun verdiği sitede kitabımızda bulunan bazı iddialara cevaplar bulacaksınız.Tabi ki gerçeğin daha iyi anlaşılabilmesi için, konu ile ilgili araştırma yapmak ve karşı görüşleride okuyup sağlıklı bir sonuca varılabilir.Biz sitemizde bu siteleri de verdik.Şimdi sevgili Jesus’un tavsiye ettiği siteden bizde bir konuya yer verelim.Diğerlerini merak ederseniz siteyi inceleyebilirsiniz. Verilen sitede bu açıklama, Tevrat’ta ayni konuyu anlatan farklı bölümler arasında verilen rakkamların birbirini tutmadığını belirten eleştirilere cevap olarak verilmiş.”Kutsal kitab Tanrı koruması altındadır.Bir harfi bile değiştirilmemştir “diyenler iyi okuyup cevap versin ;
http://hristiyan.net/kitabimukaddes/bolum5.htm#soru_cevap
“”"”"”4. [s. 120] “700 mü 7000 mi? Atlı mı yaya mı?”
Ve Suriyeliler İsrailin önünden kaçtılar; ve Davud Suriyelilerden yedi yüz araba cenkçilerile kırk bin atlı telef etti, ve ordu başbuğu Şobakı vurdu, ve o orada öldü.(II. Samuel 10:18)
Ve Suriyeliler İsrailin önünden kaçtılar; ve Davud Suriyelilerden yedi bin araba cenkçilerile kırk bin yaya asker öldürdü, ordu başbuğu Şofakı da öldürdü.(I. Tarihler 19:18)
II. Samuel’e göre Davut 700 araba cenkçileri ve 40,000 yaya asker (40.000 atlı olacak ama burada bile dikkat edilmemiş.İ.Akkurt) öldürdü. Ama I. Tarihler Davut’un 7000 araba cenkçileri ve 40,000 yaya asker öldürdüğünü kaydeder. Bunlardan hangisi doğrudur?
Mesih İnanlıları Kutsal Kitap’ın çağlardan beri dikkatle korunduğuna inanırlar. Yazıcılar tarafından yürütülen dikkatli kopyalama işlemini biliriz. Ancak Mesih İnanlılarının itiraf ettikleri bir şey varsa o da, Tanrı’nın Kutsal Ruh’u aracılığıyla Yazılı Sözünü yüzyıllar boyunca sadakatle koruduğu halde bunu yerine getirmek için kullandığı süreç insansaldır. Kopyalayanlar insandır. Sözde çelişkiler olarak sunulan ayetlerin bir yazıcının kopyalama işleminde yapmış olduğu çok az hatalardan birinin örneği olması çok olasıdır. Hangi ayet doğrudur? Her iki şekilde de bunun pek fazla önemi yoktur çünkü metine zarar gelmemiştir ve her iki ayette de Davut’un önemli zaferi çok açık bir biçimde bellidir.
Yukarıdaki ayetler gibi ayetlerin Kutsal Kitap ayetlerinin herhangi bir şekilde değiştirildiği iddialarına karşı gerçekten de kuvvetli birer kanıttırlar. Eğer değiştirilmiş olsalardı, tutarlı bir okuma parçası sunmak için yukarıdaki ayetteki gibi yazıcıların yaptığı hataların düzeltilmiş olmasını beklerdik. Neden mi? Herhangi birisi Kutsal Kitap’ı çelişkiler içermekle suçlamasın diye! Bakınız Metinin Günümüze Gelişi hakkındaki bölüm (s. 139-140). “”"”"”
Devamını merak edenler siteye bakabilir.Tevrat’ta ki farklılıklar yanlızca sadece burada ki kadar olsa neyse (İncillerdekilerden çok daha fazla); merak edenler bir de bunlara baksın; 1.krallar4:26-2.tarihler9:25/1.krallar5:16-2.tarihler2:2/1.tarihler21:12-2.samuel24:13/2.samuel24:9-1.tarihler21:5/2.tarihler36:9-2.krallar24:8/1.krallar7:26-2.tarihler4:5/ezra2:8-nehemya7:11/ezra2:8-nehemya7:13/ezra2:12-nehemya7:17/ezra:15-nehemya7:2/ezra2:19-nehemya7:32/2.krallar8:26-2.tarihler22:2. Bunlar Tevrat’ta farklı bölümlerde ayni olay anlatılırken verilen sayılar arasında ki farklılıklar.Şimdi bunların hangisi doğru.Daha isim ve yer farklılıklarını vermedik.Kutsal kitapta “Tanrı sözleri değişmez ” diye yazıyor ve bir harfi bile değişmemiştir diye savunma yapanlardan bunların izahını bekliyoruz.Biz burada bunları insanlara doğru bir iman için veriyoruz.Maksadımız gerçekleri örtmek veya inkar etmek değil.RABBİM KENDİ GERÇEĞİNİ BİZLERE ANLAMAMIZA YARDIMCI OLSUN.
Nisan 16th, 2009 at 15:22
Aklınız fikriniz kitaplarda yok efendim ne zaman yazılmış? kim yazmış? Gerçekmi yazmış? Falan filan.. Bunları düşüneceğinize İman edip yaralı işler yapmanız daha iyi olmaz mı? İyi bir insan olup yaşamanız gerekmez ni?? Ne yazmış kutsal kitap? Kötü olan ne yazmış?? Git sabah akşam kafayı çek zina etmi yazmışlar? Adam öldür, soy, kumarbaz ol, hilekar ol mu yazmış????? Sizi anlamadım. Belki sizler kötü sözler arıyorsunuz ama bulamayınca mı böyle araştırmalar içine düştünüz?? İster Müslim OL İster Hiristiyan ama İyi yürekli ve kimseyi kınamadan işinize baksanız iyi edersiniz. İnanan inaıyor zaten 2000 Yıldır ve sonsuza dek. Bu işleri bırakmanızı tavsiye eder. İman meselesi yok O yazmış Yok bu ne yazmış gibi anlamsız tartışmalr kimseye bir şey kazandırmaz. Peki Kuranı Kerimi kim yamzmış?? Peki Neden Cebrail Yazılı Getirmemiş??:) Çok soru var ama cevap yok. İman en güzel cevaptır herzaman. Sorular Şeytandan gelir. İman ise Allahdan.
Eylül 1st, 2009 at 17:07
incil ve tevrat çelişki dolu. o kadar çok çelişki var ki anlat anlat bitmez. tanrı tarafından indirilmiş olsa idi çelişki olmazdı.tek bir çelişki bile göz ardı edilemez. bu böyledir. çünkü kıyamet gününde tanrı bana neden incile ve tevrata inanmadın diye sorarsa, ben de hayır inanıyordum fakat sonradan değiştirimiş derim. ve delil olarak çelişki var derim. tanrıda bana aklımı ve mantığımı takdir ederek şöyle derdi gir cennetime gir kullarımın arasına. işte tanrı böylelerini çok sever. tanrı akıllı olanları sever. günümüzdeki inciller ile tevrat; kuran yanında çok clız ve sıradan ve kalıyor. yemin olsun ki günümzdeki bu inciller isaya verimemiştir. isaya verilen incil başkadır. öyle olmasa günmüzdeki inciller gerçekçi değil. kuran ise gerçekçidir. incil okurken bunun altında insan parmağı olduğu hemen anlaşılıyor.
Ocak 6th, 2010 at 17:22
Cüneyt, komünizm de grünürde yidir ve içinde çok hoş şeyler vardır. Şimdi genel olarak komünizm iyi bir yönetim rejimimidir cumhuriyeten?
Zebur Hz.Davut peygambere inmiş,onun ölümündne sonra başkalarına ilhamlar gelmemiş. Tevrat, hz.Musaya inmiş direkt olarak ölümündne sonra başkalarına ilham gelmemiş, aynı şekilde hz.Muhammede de… Şimdi Hz.İsa ya da inmiştir incil ama sizin iddianız ondan sonra, incil yazarlarına inmiştir ilham gelmiştir…vs şeklindedir. Bir sizde var böylesi,ilginç.
Şimdi, benim dinim de öldürme,yalan söyleme,,hırıszlık dolan yapma…vs diyor ama bir yandan islam karşıtları yalan yanlış din deyip bunu kanıtlamaya çalışıyor. Gerçek bir dine iman etmek var kardeşim, bir de bozulmuş batıl bir dine inanmak var. Hangisini tercih edersin?
şu haber bir bak lütfen
http://www.hzisahristiyanmiydi.com/incilin-tahrif-edildiginin-belgesi
Ocak 6th, 2010 at 17:23
Bu arada bu akşam 00:00 sularında, HABERTURK kanalında TEKE TEK programını izleyiniz.
İznik konsulu ve ahidlerin seçilişi…vs konusu anlatılıyor.(programı tekrar bu yüzden kaçırmayın derim)
Ocak 6th, 2010 at 18:25
EĞER ONA İNANIYORSANIZ AYÇA KURAN İSLAM KARŞITI DİNLERE İNANMA DİYORSA İNCİLDE İSADAN SONRA SAHTE PEYGAMBERLER GELECEK YAZIYOR FARKLI İNANÇLAR DOPACAK YAZIYOR OZAMAN KURANDA SAHTE MUHAMMET TE tek taraflı düşününce kolay geliyor bence)
Mayıs 14th, 2010 at 19:02
Onları geçelim de acaba şu ifadeleri braındıran kitap “tanrı’dan” olabilir mi?:
Allah’ın dinine inanmama, “inkar etme” Muhammed’in peygamberliğine inanmama, dünyada öldürülme kafanın koparılması (“Allah’ın emri” deniyor ayette üstüne basılarak) ahirette de cehennemde yanma nedeni:
47:4- Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah’ın emri budur….”
“Müşrik”ler kafirler nerede bulunursa öldürülürler ancak namaz kılıp zekat verirlerse yani Muhammed’in peygamberliğini onaylayıp islama girerlerse kelleleri kurtulur:
9:5- Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Muhammed’in savaşçı elde edebilmek için ……….. ayet:
9:111- Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. …….”
Din tamamıyla islam olana kadar, kafirler Muhammed’e boyun eğinceye kadar/islama girinceye kadar onlarla savaş yapılır, insani değerler değil de Muhammed’in dinine girmek önemli:
8:39- Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah’ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın…..
Bu ayet de diğerleriyle paralel. Allah’ın resülüne uymayan, getirdiği dini din edinmeyene savaş açılır, insanlık değerleri ve ruhsal gelişme değil de, Muhammed’in allahına innamak esastır aksi halde ölüm. :
9:29- Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah’a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.
Üstteki ayetle paralel bir ayet, Muhammed’e Kur’an’a inanmayanların boyunları vurulur parmakları doğranır! evrenin yüce Tanrısından geldiği iddia edilen ayet:
8:12- O an Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: -Ben sizinle bereberim, iman edenlere sebat verin! Ben kafirlerin kalbine korku salacağım. Siz de boyunlarını vurun, parmaklarını doğrayın (Ş. Piriş)
48:16- A’rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.
Aynı tipte bir ayet:
2:193- Hem bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın………”
Allah’tan değil de sanki bir ………… gelme bir ayet:
Ali İmran 152: Kasem olsun ki, Allah Teâlâ size vaadini ifâ buyurdu. O zaman ki, onları Cenâb-ı Hakk’ın izniyle kesip doğruyordunuz. Tâ ki o sevdiğinizi size gösterdikten sonra siz isyan ettiniz, yılgınlık gösterdiniz, emirde çekişmeye düştünüz, içinizden kimi dünyayı istiyordu ve sizden kimi de ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan çevirdi ve mamafih sizi af buyurdu ve Allah Teâlâ mü’minler üzerine fazl sahibidir. (Ö.N. Bilmen)
Ali İmran 118: Ey müminler! Din kardeşlerinizden başkasını (kâfir ve münafıkları) dost edinmeyin: Onlar size fenalık yapmakta, fesad çıkarmakta kusur etmezler ve sıkıntaya girmenizi arzu ederler.
Barış ve birlik formülü geliştirmesi gereken Allah ayrımcılığa, düşmanlığa sevkediyor:
Maide 51: Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır
4:84- (Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et
Muhammed aleyhide konuşmak, Muhammed’in diniyle ilgili değişik yorumlar yaparak insanları etkilemenin sonu ölüm:
4:91- Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdik
Muhammed’in işine gelmeyen dedikodu yapmanın cezası ölüm:
33:60- Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalblerinde bir hastalık olanlar ve Medine’de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vaz geçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.
33:61- Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler.
5:33- Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir….”
4:89- Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin
Üstünken barış yapılmaz! Allah barış formülü bulacağı yerde “barış yapmayın üstünken, ezin onları” diyor!!
47:35- Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O sizin amellerinizi eksiltmeyecektir.
Dine dil uzatmanın cezası ölüm:
9:12. Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler.
Allah ‘melekler yüzlerine ve kıçlarına vurarak nasıl da canlarını alıyorlar” diyor!!:
Enfal:50 Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve «Tadın yakıcı cehennem azabını» (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!
Allah’ın mantığına dikkat edin!:
17:16 Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.
Yüce yaratıcı kendi isteyerek insanları “tek bir ümmet” yapmıyor çünkü ağzından “cehennemi insanlara dolduracağım” diye söz çıkmış!
11:118. Eğer Rabbin dileseydi elbette bütün insanları tek bir ümmet yapardı.
119. Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin “Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım” sözü böylece tamam oldu.
Allah’ın büyük gafı! “Köle ile zengin eşit değil olurmu hiç” diyor kölenin insanlar nazarında değer olmadığı gibi Allah nazarında da yok demek ki! Yoksa Allah daha düzgün bir ifade bulamamış mıdır da aşağıdaki ifadeyi kullanmıştır?:
16:75- Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar eşit olur mu?
Allah dileseydi barışı sağlardı ancak cehennemi insanlarla dolduracağım demiş bir kere gözü kara! Ne yapalım?:
32:13- Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: “Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım.” sözü hak olmuştur.
Mayıs 14th, 2010 at 19:09
Tüm zamanları ilgilendiren(!), acayip kutsal(!) evrensel ve çok derin(!) bir ayet, Kur’a'dan… Buyrun:
Ahzab-53´
“Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O’nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah’a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.”
Diğer müminlere değil de sadece Muhammed’e helal kılınmış olan şeyler… Muhammed’e kendini hibe eden köleler, ve diğer kadınlar helal kılınmış! Ancak nedense diğer Müminlere değil de sadece Muhammed’in uçkuruna helal kılınmış, nedense…
33:50- Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”
Muhammed’in yatak odası maceraları da tüm zamanları ilgilendiren(!), evrensel(!) ve çok derin(!!!) KUr’an’da kendine yer buluyor:
33:51- “Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır.”
Mayıs 29th, 2010 at 02:42
syın ozz gerçekten karşınızda dayanacak müslim yokk ama sen öğretmeye devam et belki birileri sayende soğuk duş alır ha ne dersin? Rabbin esenliğiyle..
Haziran 27th, 2010 at 22:06
Türkiye’de yaygın olan uydurma bir hikâyeye göre, M.S. 325’te toplanan İznik Konseyinde papazlar bir yığın İncîl’den dördünü seçip diğerlerini yok etmişlerdir. Bu aslı astarı olmayan hikayeye inanılması gerçekten son derece şaşırtıcı bir şeydir. İznik Konsülünün, bir yığın İncîl’den dört tane seçip diğerlerini imha etmek için toplandığını ileri sürmek, tarihi gerçekleri saptırmaktan başka bir şey değildir.
Tarih ilmini iyi bilenler bilirler ki: Tarihte cereyan ettiği söylenen bir hadiseyi doğrulamanın tek yolu o hadisenin görgü şahitlerinin yazılarını incelemek ve değerlendirmektir. Tarih ilmi bundan ibarettir. İznik konseyi ile ilgili bilinen tarihi kaynaklar sadece o konseye katılan ve orada konuşmaları kaydeden Evstatyus, Atanasyus ve Eusebyus’un eserleridir. Bu belgeler (1) konsey başkanı olan Antakyalı Evstatyus’un bir eseri; (2) Atanasyus’un İznik Konseyinin Kararları adlı eseridir ve M.S. 350 ile 354 yılları arasında yazmıştır ayrıca 369 yılında Kuzey Afrikalı dini liderlere yazdığı bir mektup; ve (3) Sezariyeli Eusebyus’un 325 yılında yazdığı bir mektuptan oluşmaktadır. Bunlardan başka hiçbir kaynak yoktur.1
Konsil, İmparator Konstantin tarafından toplanmıştır. Konstantin’in bu davetine 2.048 patrik ve piskopos uyarak konsile katıldı.2 Mevcut eski belgelere göre İznik konseyi M.S. 325 yılında, 20 Mayıs’ta başlayan oturumlar 25 Temmuz’a kadar sürdü.3
Esasen Katolik olup, doktorasını İslâmiyet üzerine yapan Prof. Dr. Thomas Michel, İznik Konseyinin esas tarihini çok iyi
bilmektedir. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde Dinler Tarihi programı çerçevesinde Hıristiyan Teolojisi ve dinine girişle ilgili dersler veren Michel, sömestr sonunda İlâhiyat Fakültesinden bazı meslektaşlarının derslerini Türkçeye çevirerek bir kitap halinde derlemelerini önermeleri üzerine, “Hıristiyan Tanrıbilimine Giriş” adlı kitabını yazmıştır. Prof. Dr. Michel bu kitabında İznik Konseyinin neden toplandığını ve neyin tartışıldığını şöyle anlatıyor.
“İskenderiyeli iki tanrıbilimci olan Atanasyus ve Aryus arasında başlayan tartışma tüm Hıristiyan Kilisesine yayıldı ve İlk Ökümenik (Evrensel) Konsilin İznik’te toplanmasına neden oldu. Atanasyus (ö. 373) ve Aryus (ö. 336) Tanrı Kelâmının olmakla birlikte, Kelâmın doğasını farklı şekilde algılıyorlardı. Atanasyus’a göre İsâ’da beden alan Kelâm, yani Tanrı Sözü, ezeliydi, yaratılmamıştı ve baştan beri Tanrıyla birlikte idi.
Aryus’a göre ise Tanrı Kelâmı ezeli değildi, Tanrı tarafından, evren yaratılmadan önce ama zaman içinde yaratılmıştı. Aryus’a göre İsâ’da ezeli, yaratılmamış Kelâm değil, bir yaratık beden almıştı. (Apolojetik literatürü (Kelâm) inceleyen Müslümanlar, sonradan Müslüman tanrıbilimcileri arasında Tanrı Kelâmı konusunda gelişen tartışma ile bir benzerlik farkedeceklerdir. “Eş’ari” konumu Atanasyus’ınkini anımsatır, “Mu’tezile” görüşü ise Aryus’unkine yakındır.)
Tartışma Kilisede uyuşmazlıklara neden olduğundan, hangi ifadenin gerçeğe daha yakın olduğuna karar vermek üzere Konstantin İznik Konsilini topladı. Konsil Atanasyus’ın ileri sürdüğü formülü onayladı ve Aryus’unkini reddetti. Konsilin saptadığı ve imanın kısa özetini içeren Credo (Amentü - İman ikarı)da Tanrı Kelâmının bir yaratıktan değil, Tanrının gerçek doğasından ileri geldiği belirtildi.”4
Tarihsel kaynaklara göre İznik Konseyine katılanlar sadece İsâ Mesih’in Tanrılığını tartışmak için toplanmışlardır. Bazılarının yanlış olarak düşündüklerinin aksine, İznik Konseyinde İncîl metni tartışılmadı. Atanasyus ve Aryus, karşıt tezleri savunmak için aynı İncîl metnini kullandılar.5 Konseye katılanlar arasında İncîl metni ya da içeriği konusunda her hangi bir ihtilafın olduğu kesinlikle kaydedilmemiştir.
____________________
Haziran 27th, 2010 at 22:10
BUGÜN TÜRKİYEDE İSLAM FAKULTELERİ BİLE BUNU KABULLENMİŞTİR.BİLGİSİZLERE SUNULUR:
Aşağıdaki metin Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi Alparslan Yalduz’dan alıntıdır;
Alıntı:
Müslüman ilim adamlarının meseleye yaklaşımı öncelikle
Arius merkezli olmuştur. Arius’un Hz. İsa’nın yaratılmış olduğu ve
tanrı olamayacağı düşüncesi müslüman ilim adamlarının dikkatini
konsile çekmiştir. Kutsal kitapların tesbiti ve İncillerin yakılması gibi
konularda müellifler kaynak vermemişlerdir. Ayrıca İncillerin
kanonizasyonu İznik Konsili’inde değil kilisenin gelişimi dahilinde
150’li yıllardan 1546 Trente Konsili’ne kadar süren bir süreç
içerisinde olmuştur.
T.C.
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
Cilt: 12, Sayı:2, 2003
s. 257-296
Konsillerin Hıristiyanlık Tarihindeki Yeri
ve İznik Konsili
Araştırma Görevlisi Alparslan Yalduz
Haziran 28th, 2010 at 01:43
SAYIN KLEMENT YANLIZ BAZI EKSİK KALAN ÖNEMLİ OLAYLAR VAR. ONLARIDA BEN TAMAMLAYAYIM. İZNİK KONSEYİ KARARLARIYLA HERŞEY BİTMEDİ. LAFI FAZLA UZATMAYA GEREK YOK. ÖZETLEMEK GEREKİRSE M.S.325′TE İZNİK KONSEYİNDE İSKENDERİYELİ ANASTASYUS’UN FİKİRLERİ DOĞRULTUSUNDA HZ. İSA TANRI İLAN EDİLDİ VE ARİUS’UN FİKİRLERİ REDDEDİLDİ. ARİUS SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ.HENÜZ KUTSAL RUH TANRI İLAN EDİLMEDİ.YANİ TELİS İNANCI YOK.
ANCAK TARTIŞMA BİTMEDİ. 3 YIL SONRA 328 YILINDA İZMİTTE BİR KONSEY TOPLADILAR.BU KEZ İZNİK KARARLARINI YANLIŞ OLDUĞUNU VE ARİUS’UN HAKLI OLDUĞUNU İSA’NIN TANRIYLA EŞ OLMADIĞINA SONRADAN BABA TARAFINDAN YARATILDIĞI TASDİK EDİLİP BU ARİUS SÜRGÜNÜ KALDIRILDI VE ANASTASYUS SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ.MS. 357 YILINDA İMPARATOR COSTANTİUS SİRMİUM’DA DAHA BÜYÜK ÇAPLI BİR KONSEY TOPLANIP BU KARAR DOĞRULTUSUNDA YENİ BİR İMAN BİLDİRGESİ HAZIRLADI.ANCAK İMPARATORLUĞUN BATI TARAFINDA İTALYADA BU YENİ BİLDİRGE TAM KABUL EDİLMEMİŞTİ. MS. 359 YILINDA BU KEZ BATIDA RİMİNİ ŞEHRİNDE BİR KONSEY TOPLAYIP İKİ TARFI UZLAŞTIRMIŞTIR.
YANİ İŞ ÖYLE İZNİKTE HZ. İSA TANRIYLA EŞ İLAN EDLİP HERŞEY BİTMİYOR. YILLAR SÜREN TARTIŞMALAR OLUYOR.
VE SONUNDA ELÇİLERİN İMAN BİLDİRİSİNDEKİ TEK TANRI İNANCINA İSANIN VE KUTSAL RUHUN DA TANRILIĞI GİRİYOR.
ŞİMDİ DÜŞÜNMEK GEREK TANRININ KİMLİĞİNİ İLK ELÇİLER Mİ DAHA İYİ BİLİR YORSA İMPARATORLARIN DURUMUNA GÖRE KARAR ÇIKARAN KONSEYLERMİ?
Haziran 28th, 2010 at 02:02
SAYIN OZZ’A DA GECİKMİŞTE OLSA TEKRAR YAZAYIM. YUKARIDA YAZDIKLARININ BENZERLERİNİ DİĞER BAŞKA SAYFALARDA DA YAZMIŞTIN.YANİ KURANDAKİ SAVAŞ AYETLERİNİ VE HZ. MUHAMMED’İN AİLE HAYATINI.
BEN DE SANA CEVAP YAZMIŞTIM. BU AYETLER SAVAŞ KAÇINILMAZ OLDUĞUNDA İNENLERDİR. HZ. MUHAMMED’İN HAYATINDA GEREKSİŞZ YERE HİÇ SALDIRI SAVAŞI YOKTUR. KURANDA “SENİN DİNİNE VE VATANINA BİR SALDIRI OLMADIĞI MÜDDETÇE DİĞER İNSANLARLA İYİ GEÇİNMEK” ANA HÜKÜMDÜR. http://www.armagedonsavasi.com SİTEMDE SONUÇ BÖLÜMÜNÜ OKURSANIZ KİMLERİN NE KATLİAMLAR YAPTIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ.GERÇEKLERİ ÖRTMEYİN.
SEN HİÇ TEVRAT OKUDUN MU? OKU DA ORADA YAZILI KATLİAM AYETLERİNİ VE BÜYÜK PEYGAMBERLERİN HAYATI DİYE YAZILMIŞ REZİLLİKLERİ.
SAVAŞLA İLGİLİ BİRTANE YAZAYIM.
“RAB ŞÖYLE DİYOR….ŞİMDİ GİT AMELİKİ VUR VE ONLARIN HERŞEYLERİNİ TAMAMEN YOK ET VE ONLARI ESİRGEME VE ERKEKTEN KADINA, ÇOCUKTAN EMZİKTE OLANA, DEVEDEN EŞEĞE KADAR HEPSİNİ ÖLDÜR.” (1.SAMUEL:15/2-3)
BÜYÜK PEYGAMBERLER İÇİN ANLATILAN REZİLLİKLERİ BURADA YAZMAMA EDEBİM MÜSADE ETMİYOR.
Ağustos 2nd, 2010 at 20:01
10.11.2008
A’dan Z’ye Muhammed
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün.” (Tirmizi’nin rivayetinde “Çocuğa namazı yedi yaşında öğretin, kılmadığı takdirde on yaşında dövün” şeklindedir.)
Ebu Davud, Salat 26, (494); Tirmizi, Salat 299, (407)
Hafsa : “Tanrı elçisi! Sen beni kötü duruma düşürdün, aşağıladın. Öyle bir şey yaptın ki, benzerini hiçbir karına yapmadın! Benim günümde, benim sıramda ve benim yatağımda bir cariyeyi yatırıp yapıyorsun!”
Muhammed: “Vallahi Billahi Marya ile bir daha yatmayacağım!”
“Hafsa! Marya’ yı kendime haram etsem de ona bir daha yaklaşmasam; bundan hoşnut olur musun?
“Evet!”
Muhammed hemen ant içmiştir:
“Hafsa! Aramızda kalsın, bunu sakın kimseye söyleme, olmaz mı?”
“Tamam!”
(Bkz. Taberi, Camiu’l-Beyan,28/102)
Resulullah (sav) gazveye çıkmaya karar verdiği zaman, şaşırtarak başka bir zan uyandırır ve: “Harb bir hiledir” derdi.
Kaynak: Ebu Davud, Cihad 101, (2637); Buhari, Cihad 157; Müslim, Cihad 18, (1740)
Resulullah (sav), Kureyza günü, (şairi) Hassan İbnu Sabit’e: “Müşrikleri hicvet, zira Cebrail seninle beraberdir!” dedi.
Buhari, Edeb 91, Bed’u'l-Halk 6, Megazi 30; Müslim, Fezailu’s-Sahabe 153, (2486)
“Resûlu’llâh(…)’i, sogugu pek siddetli bir günde kendisine vahiy nâzil olurken görmüslügüm vardir. (Iste öyle soguk bir günde bile) kendisinden o hâl geçtigi vakitde sakaklarindan sapir sapir ter akardi”
(Bkz. Sahih-i… Cilt I. sh. 2. Hadis no. 2)
“Vahiy nâzil olurken en evvel vücûd(una) bir titreme gelirdi”; “Vahiy nüzûl ederken kendilerini (tasa ve kaygi kaplar yüzü kül gibi olur), gözlerini kaparlar ve horultuya (benzer) siddetli siddetli nefes alirlardi”
(Bkz. Sahih-i… , I, sh. 5)
“Resulullah benimle olduğu gecelerden birinde aba ve ayakkabılarını çıkardı ve örtüsünü yatağa serip uyudu. Bir süre sonra benim uyuduğumu zannederek sessizce elbise- sini giydi, ayakkabılarını aldı., kapıyı açıp dışarıya çıktı ve kapıyı yavaşça kapadı. Ben hemen elbisemi giyip başımı örttüm ve onun ardı sıra gittim. Resulullah (s.a.a.) Baki mezarlığına gitti ve biraz orada durdu. Ellerini üç kez göğe kaldırdı ve sonra hızla başka bir yöne doğru gitti ve ben de peşinden gittim. Sonra eve doğru geldiğini görünce ondan önce gelip hemen yatağa uzandım. Resulullah (s.a.a.) içeriye girdiğinde buyurdu ki: “Aişe! Sana ne oldu? Niçin böyle solukluyorsun? Neden kuşkulanıyorsun?” Ben: “Bir şey yok.” dedim. Resulullah: “Sen söylemezsen Rabbim bana haber verir.” buyurdu. Ben: “Ey Resulullah! Anam babam sana feda olsun.” dedim ve sonra olup bitenleri ona anlattım. “Önümdeki karartı sendin öyleyse, değil mi?” buyurdu. “Evet bendim.” dedim. Sonra eliyle göğsüme öyle vurdu ki, göğsüm ağrıdı. Sonra buyurdu ki: “Allah ve Resulünün sana haksızlık yapacağını mı zannettin?”
Sahih-i Müslim, c. 2, s. 669, h. 103; Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 221.
Resulullah (sav), ben altı yaşında iken benimle evlendi. Medine’ye geldik. Beni’l-Haris İbnu’l-Hazrec kabilesine indik. Ben hummaya yakalandım. Saçlarım döküldü, (İyileşince) saçım yine uzadı. Annem Ümmü Ruman, ben arkadaşlarımla salıncakta oynarken, bana geldi, benden ne istediğini bilmeksizin yanına gittim. Elimden tuttu. Evin kapısında beni durdurdu. Evimizde, ensardan bir grup kadın vardı. “Hayırlı, bereketli olsun!”, “Uğurlu mübarek olsun!” diye dualar, tebrikler ettiler. Annem beni onlara teslim etti. Onlar kılık-kıyafetime çeki düzen verdiler. Beni, [kuşluk vakti aniden] Resulullah (sav)(’ın gelişinden) başka bir şey şaşırtmadı. Annem beni O’na teslim etti. O gün ben dokuz yaşında idim.
Buhari, Nikah 38, 39, 57, 59, 61; Müslim, Nikah 69, (1422); Ebu Davud, Nikah 34, (2121), Edeb 63
Ortalık durulunca Nebi’nin huzuruna getirdi, affedilmesini istedi, Biat’ının kabulü için yalvardı. Bu rica üç kez tekrarlandıktan sonra ancak Rasulullah(sav) İbn Ebi’s-Sarh’ın biatını kabul etti.Onlar gittikten sonra Ashabına dönerek:
“Biat etmeden evvel içinizden bu adamı katledecek doğru biri çıkmadı mı? Diye sordu.
Onlar da: “Biz işaretinizi bekliyorduk” cevabını verdiler. Bunun üzerine Rasulullah(sav): “Bir Peygamber ima ile adam öldürtmez, açık konuşur.”
( İbn-i Sa’d, E.Davut, Nesei, Hakim, İbn-i Hişam, İbn-i Hacer)
Resulullah (sav)’la birlikte Beni’l-Müstalik Gazvesi’ne çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekarlık şiddet kesbetmişti. Hep azil yapmak istiyorduk ve: “Aramızda Resulullah (sav) varken, ona sormadan azil (Bosalmadan penisi cekmek) yapmak olur mu?” dedik ve sorduk. “Hayır!” buyurdular. “Bunu yapmamanız gerekir. Kıyametc kadar geleceği takdir edilen her canlı mutlaka yaratılacaktır (siz tedbirinizle önüne geçemezsiniz).”
[ Buhari, Nikah 96, Büyu 109, Itk 13, Megazi 32, Kader 4, Tevhid 18; Müslim, Nikah 125, (1438); Muvatt ]
Muhammed, Safiyye’nin babasi Huyey b. Ahtab’i, ve kocasi Kinâne b. Ebi’l Hukayk’i, ve kocasinin kardesi Rebi’b. Ebi’l-Hukayk’i esir olarak ele geçirir ve her birini, Benû’n Nadir kavmi’ne âid hazinenin yerini söylemeye zorlar, ve fakat onlardan olumlu bir cevap alamaz. Bu sirada Muhammed’in katina gelen Yahudilerden biri: “Ben Kinâne’nin her sabah iste su harabe etrafinda dolastigini görüyordum” diye bilgi verir. Muhammed Kinâne’ye sorar, fakat o bilmedigini söylemekte israr eder. Muhammed harabenin etrafinin kazilmasini emreder. Kazi sonucunda hazinenin bir kismi bulunur. Muhammed Kinâne’den hazinenin kalan kismini sorar fakat Kinâne bilmedigi söyler. Bunun üzerine Muhammed, Kinâne’yi iskence yolu ile söyletmege çalisir. Zübeyr b. Avvam adindaki adamina emir verir ve hazinenin nerede bulundugunu söyletmek üzere Kinâne’ye iskence yapilmasini ister. Zübeyr elinde tuttugu bilek kemigi ile Kinâne’nin gögsüne vurur ve ölecek dereceye gelinceye kadar onu döver. Bir rivâyete göre ateste kizdirilmis demiri onun gögsüne tutar.
Fakat her seye ragmen Kinâne, hazinenin nerede oldugunu bilmedigini söylemeye devam eder. Muhammed onun artik daha fazla iskenceye dayanamayip ölecegini anlayinca yaninda duran Muhammed bin Mesleme’ye teslim eder ve basini kesmesini emreder. Bu isi Muhammed b. Mesleme’ye vermesinin sebebi, ona kardesinin intikamini alma firsatini saglamak içindir. Çünkü Muhammed b. Mesleme ënin kardesi olan Mahmud b. Mesleme daha önce Yahudiler tarafindan öldürülmüstür ve iste simdi kardesi, onun intikamini alacaktir.
(Bkz. Taberi, age, 1966, Cilt II. sh. 610).
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hayber’e geldi. Allah kaleyi fethetmeyi müyesser kılınca, kendisine Safiyye Bintu Huyey İbnu Ahtab’ın güzelliğinden bahsedildi. Safiyye’nin kocası savaş sırasında öldürülmüştü. Kadın daha yeni evlenmişti. Aleyhissalâtu vesselâm, ganimetten pay olarak kendisine onu seçti. Oradan Safiyye ile birlikte çıktılar. Revhâ nem mevkiye geldiler. Aleyhissalâtu vesselâm orada gerdek yaptı. Sonra küçük bir yaygı içerisinde hays (denen hurma, yağ ve keş’ten mamul bir yemek) hazırladı. Sonra bana: “Etrafındakileri çağır!” buyurdu. Bu, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın Safiyye için verdiği düğün yemeği idi. Sonra oradan Medine’ye hareket ettik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Safiyye için, bineğinin terkisine bir örtü seriyordu. Sonra devesinin yanında çömelip dizini dayadı. Safiyye radıyallahû anhâ, dizine basarak deveye bindi.”
Buhari, salat 12, Esan 6, Salatu’l-Havf 6, Cihad 102, 130, Menâkıb 27, Megazi 38; Müslim, Nikah 464, (1367); Ebu Davud, Harâc ve’l-İmaret 21, (2996, 2997, 2298); Nesai, Nikah 79, (6, 131-134).
“Lat’ı, Uzza’yı ve… üçüncü olan Menat’ı gördünüz mü? İşte bunlar, yüce tanricalardir… Sefaatleri de elbette ki umulur.”
(Kuran 53: 19-20 Bknz; Seytan Ayetleri)
Bana ulaştı ki, “Resulullah (sav) Bahreyn Mecusilerinden cizye almıştır, keza Hz. Ömer (ra) İran Mecusilerinden, Hz. Osman (ra) da Berberilerden cizye almıştır.”
Muvatta, Zekat 41, (1, 278)
Harb İbnu Ubeydillah, baba tarafından dedesi Umeyr es-Sakafi (ra)’den nakleder: “Resulullah (sav) buyurdular ki: “Haraç Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan vergidir. Müslümanlara haraç yoktur.” Bir rivayette “uşur yoktur” buyurmuştur.
Ebu Davud, Harac 33, (3046-3049)
Nuaym b. Mes’ud (ra), gizlice müslüman olmuştu. Allah Resûlü, ona bir müddet daha müslümanlığını gizlemesini söylemiş.. ve onu bu muhasara esnasında, çok mühim işlerde kullanmıştı.
Nuaym, hem Kureyş’in hem de Yahudiler’in itimat ve hürmet ettikleri bir insandı. Efendimiz, ona harbin bir taktik olduğunu söylemiş ve idare-i kelâm etmesine de izin vermişti. Nuaym, bu ruhsat üzerine Yahudiler’e giderek: Kureyş sizi terkedecek ve Muhammed (sav)le baş başa bırakacak. Düşünün o zaman haliniz nice olur. Eğer bu durumda kalmak istemiyorsanız, onların ileri gelenlerinden bir kaçını rehin olarak yanınızda alıkoyun dedi. Onlar Nuaym’a olan itimatlarından dolayı bu sözlere kesin olarak inandılar.
Nuaym daha sonra Kureyşe gitti. Onlara da: Yahudiler Muhammed (sav)le gizlice anlaştılar. Sizin ileri gelenlerinizden birkaçını rehin edip ona teslim edecekler. O da onlara ilişmeyecek. Sakın sizden böyle bir talepte bulunurlarsa onların dediğini yapmayın dedi. Kureyşliler de, Nuaym’a itimat ettiklerinden, onun bu tekliflerinden zerre kadar şüphelen-mediler.
Kureyş ileri gelenleriyle Yahudi liderleri, birgün bir araya geldiler. Her iki taraf ta birbirinden şüpheleniyordu. Evvela Yahudiler sözü açtı ve: Siz başınız sıkışınca çekip gidecek ve bizi bu adamla baş başa bırakacaksınız. Teminat için bize birkaç rehin vermezseniz biz savaşı bırakacağız dediler. Kureyş, zaten böyle bir teklif bekliyordu. Nuaym’ın sözünü hatırladılar ve tabii bu teklifi reddettiler. Onların reddi, Yahudilere de Nuaym’ı tasdik ettirdi. Böylece ittifak bozulmuş oldu ve Yahudiler harp sahnesinden çekilmeye başladılar.
Nuaym Müslüman olalı birkaç gün olmuştu. Allah Re-sûlü’nün insanları tanımadaki isabetine bakın ki, hemen Nuaym?ın becerebileceği bir işi ona teklif etmiş, o da arızasız bu işi yerine getirivermişti.
(Ibni Ishak, Siret Resul.)
Bu esirlerden erkek olanlar “Üsame Bin Zeyd” evinde; kadınlar ve çocuklar ise “Remle Binti Haris” evinde toplatılırlar. Muhammed erkeklerin idam kararını verdikten sonra Medine’ nin bugünkü pazaryeri olan semtte hendekler-çukurlar kazılarak mezar gibi hazır hale getirilir. Daha sonra erkekler eli kolu bağlı bir vaziyette ve kafileler halinde oraya yanaştırılıp başları kesilir ve o çukurlara atılır. Muhammed bu kesim işleminde Hz. Ali ve Zübeyr bin Avam’ı görevlendirmişti. Bilindiği gibi ikisi de Muhammed tarafında cennetle müjdelenmiştir. Ali ve Zübeyr kesim işine devam ederlerken Muhammed de bir yerde oturmuş onları seyrediyordu. Ayşe (Hz.) nin aktardığına göre, bu kesim işi sabahtan akşama kadar sürmüş. Erkekler idam edilirken, Yahudi kadınlar ve çocuklar da buna feryat edip saçlarını başlarını yolmuşlar.
(Vakıdi, Meğazi, 2/512-517)
Muhammed, bu Yahudilerin karıları ve kızlarından 16 tanesini özel olarak ayırıyor ve bunlardan Reyhane’yi kendine seçip geriye kalan 15 tanesini de diğer önemli dostlarına dağıtıyor.
Bir Yahudi:“Artık her şeyimize el koydunuz, hiç olmazsa gözlerimizin önünde namusumuza el uzatmayın” diyor. Fakat, Muhammed bunu dinlemiyor
(Kaynak: Vakıdi, Meğazi, 2/250)
“Beni Kureyza Savaşı’nda kadınlar bölüşülürken bana üç tane düştü; hepsini de sattım”
(Kaynak: Diyarbekiri, Tarihi Hamis,1/499 ve Vakıdi age 2/523-25)
Ebu Râfi (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), birgün bütün hanımlarına uğradı. Her birisinin yanında ayrı ayrı yıkandı. Kendisine:
“Ey Allah’ın Resulü dedim, en sonunda bir kere yıkansanız olmaz mı?”
“(Olmasına olur, ancak) böyle yapmak daha temiz, daha hoş ve daha paktır!” buyurdular.”
Ebu Dâvud, Tahâret 86, (219).
“Nafi’ye yazarak savastan once musrikleri Islam’a davet etme hususunda sordum. Su cevabi verdi: “Bu Islam’in basinda idi. Resulullah aleyhissalatu vesselam Beni Mustalik’e ani baskin yapti. Adamlari gafildi, hayvanlari su kenarinda sulanmakta idi. Savasabilecekleri oldurdu, kadin ve cocuklarini da esir etti. O gun Cuveyriye validemizi esir almisti.
Bunu bana Abdullah Ibnu Omer rivayet etti. Abdullah bu orduya asker olarak katilmisti.”
Buhari, Itk 13, Muslim, Cihad 1, (1730); Ebu Davud, Cihad 100, (2633).
“Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem), müşriklerin, gece baskınlarında öldürülen çocuk ve kadınları hakkında soruldu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), “Onlar müşriklerdendir” diye cevap verdi. Başka bir rivayette ise şöyle geçmektedir: “Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem), atlı bir grubun geceleyin düşmana saldırması esnasında, müşriklerin çocuklarından isabet alanların durumu ile alakalı soruldu. Bunun üzerine şöyle cevap verdi: “Onlar babalarındandır.”
Sahihu Müslim Şerhi, Nevevi, 12/48-50
Kim, Allah’a ve Rasulü’ne karşı savaşan kafirleri suikast ile öldürmenin ihanet olduğunu veya İslam’ın bunu yasakladığını söylerse, Kitap ve Sünnet’i yalanlamış ve sapıtmış olur. Nevevi (rahimehullah) şöyle der: “Kadı Iyad der ki: Hiçbir kimse onu öldürmenin hainlik olduğunu söyleyemez. Ali bin Ebi Talip’in (radıyallahu anh) bulunduğu bir yerde adamın biri bunun hainlik olduğunu söylemiş, bunun üzerine Ali (radıyallahu anh) bu kişinin hemen boynunun vurulmasını emretmiş ve öldürülmüştür.”
Sahihu Müslim Şerhi, Nevevi, 12/160
Resulullah (sav) bir ganimet ele geçirilince, Hz. Bilal (ra)`e emrederdi, o da halka yüksek sesle duyulur, askerler de ganimet olarak ne ele geçirmişse getirip teslim ederdi. Peygamberimiz (sav) de önce beşte birini (humus) alır, geri kalanı taksim ederdi. Bir gün, (Bilal`in) çağırmasından sonra bir adam kıldan mamul bir yular getirdi ve: “Ey Allah`ın Resulü, ganimet olarak biz de bunu ele geçirmiştik!” dedi. “Sen,” dedi, “üç kere bağırdığı vakit Bilal`i işitmedin mi? O zaman niye getirmedin?” Adam, Resulullah (sav)`a (gecikmenin sebebiyle ilgili olarak kabul görmeyen) özürler beyan etti. Ancak neticede şu cevabı aldı: “Hayır! Bunu senden kabul etmiyorum. Kıyamet günü sen bununla birlikte geleceksin.”
Kutubu sitte, Cihad, Ravi: Amr Ibn’il As
Bir kadın, perde gerisinden Resulullah (sav)’a eliyle bir mektup uzattı. Resulullah (sav) elini derhal geri çekip: “Ne bileyim, bu el kadın eli midir, erkek eli midir?” buyurdu. Kadıncağız: “Kadın elidir!” deyince Hz. Peygamber (sav): “Sen kadın olsaydın, tırnaklarının rengini değiştirirdin” buyurdu. Bununla kına yakmayı kastetmişti.
Ebu Davud, Tereccül 4, (4166); Nesai, Zinet 18, (8, 142)
Ensardan bir Kadın, Resulullah, (sav)`a hayızdan nasıl yıkanacağını sordu. Bunun üzerine, Aleyhissalatu vesselam da nasıl yıkanacaksa öyle emretti ve dedi ki: “Miske bulanmış bir (bez, pamuk vs.) parçası al. Onunla temizlen!” “Onunla nasıl temizleneceğim?” diye Kadın tekrar sordu. Resulullah: “Onunla temizlen!” buyurdu. Kadın tekrar etti: “Nasıl?” Resulullah: “Sübhanallah! Temizlen!” dedi. (Baktım ki anlamıyor;) Kadını kendime çektim ve: “O parçayı, kan bulaşığına tatbik et!” dedim…
Sahih Muslim, Hayiz, Hadis 3790
Aklında bir şeyler olan bir Kadın vardı. Bir gün Resulullah (sav)`a: “Ey Allah`ın Resulü! Benim sana bir ihtiyacım var!” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Ey ümmü fülan, yollardan hangisini dilersen bak da ihtiyacını göreyim” dedi. Kadınla birlikte bir sokağa gitti, Kadın da ihtiyacını arzetti.
Kutubu sitte, Ravi: Enes, Hadis 3434
Ben Hz. Enes (ra)`in yanında idim. Onun yanında bir kızı vardı. Enes dedi ki: “Resulullah (sav)`a bir kadın gelerek nefsini ona arzetti ve: “Ey Allah`ın Resulü! Senin bana ihtiyacın var mı?” dedi. Bunun üzerine Enes`in kızı: “Bu kadının hayası ne kadar az! Ne ayıp, ne ayıp!” dedi. Enes: “Hayır, o senden daha hayırlı! Resulullah`a rağbet ve arzu duydu ve nefsini ona arzetti” buyurdu.”
Sahih muslim, Nikah, Ravi; Sabit, 5621
Ağustos 3rd, 2010 at 01:09
SAYIN SEXİ
BELLİ Kİ KAFAYI BU İŞE TAKMIŞSIN VE KOCA İSLAM TARİHİNDE BULA BULA BU MEVZULARI BULMUŞSUN. ÖNCE KUSURUMA BAKMA YAZINI SİTEMİN SOL ALT KISMINDA BULUNAN UYARI GEREĞİNCE BİRAZ SANSÜRLEDİM.
ÖNCE ŞUNU BELİRTEYİM. SİTEMİZİN KONUSU İSLAMDAKİ ÇELİŞKİLER DEĞİL.BU SİTENİN KONUSU İNCİLDEKİ ÇELİŞKİLERDİR.YAZILARIMIZDA BUNLARI BELİRTTİK VE TARTIŞMAYA AÇTIK. TARTIŞMALAR SONUCUNDA EĞER MANTIKLI BİR CEVAP ALIRSAK BİZDE YAZDIKLARIMIZI DÜZELTİRİZ DEDİK.ANCAK YAZDIKLARINIZ HAKKINDA BİRKAÇ AÇIKLAMA YAPACAĞIM. DAHA SONRA BU KONULARI İLGİLİ SİTELERDE TARTIŞIN. BİZE KONUMUZLA İLGİLİ AÇIKLAMALARINIZI GÖNDERİN.
İSLAMIN GELDİĞİ DEVREDE ARABİSTANDA UYGULANAN BAZI GELENEKLER VARDI VE BUNLAR BİRDEN YASAKLANMAMIŞTIR.YANİ BUNLAR DİNİN BİR EMRİ DEĞİLDİR.BİR ERKEĞİN ÇOK EVLİLİĞİ, SAVAŞ ESİRLERİNİN KÖLE VE CARİYE OLARAK ALINMASI, SAVAŞTA ELE GECEN YERLERDEKİ İNSANLARDAN VERGİ ALINMASI VS. VE DİĞER ÜLKE-DİN İNSANLARIDA AYNİ ANLAYIŞTAYDILAR.
O ZAMANIN UYGULAMALARI BÖYLEYDİ.ZAMANLA BU UYGULAMALAR TAMAMMEN KALKMIŞTIR.BUNLAR BUGÜNKÜ MANTIĞIMIZA TERS GELEBİLİR. MESELA BİR ERKEK BU GÜNLERDE BİRÇOK KADINLA İLİŞKİ KURAR BU NORMAL GÖRÜLMEYE BAŞLANDI AMA BİR ERKEĞİN MEŞRU BİR ŞEKİLDE BİRDEN FAZLA KADINLA EVLİLİĞİ YADIRGANMAKTADIR.BİR DE SAVAŞLARDA ÇOK ERKEK ÖLDÜĞÜNÜ VE KADIN SAYISININ FAZLA OLDUĞU DÖNEMLERİ DÜŞÜNÜN.ACABA HANGİSİ DAHA KÖTÜDÜR.BAZI CEZA VE ADALET ANLAYIŞLARIDA BÖYLEDİR.BUNLAR DİNİN OLMAZSA OLMAZI DEĞİL ZAMANIN ANLAYIŞIDIR.YUKARIDAKİ YAZDIKLARINIZ HZ. MUHAMMED HAKKINDA NAKLEDİLMİŞ SÖZLERDİR.. ANCAK HADİSLER HZ. MUHAMMEDİN ÖLÜMÜNDEN ÇOK SONRALARI TOPLANMIŞ İNSANLARIN BİR BİRLERİNDEN DUYDUKLARI ŞEYLERDİR.BUNLAR KURAN ESASLARINA UYGUN ŞEYLERSE NORMAL KARŞILANIR.YUKARIDAKİLERİN BİR KISMI UYAR BİR KISMI UYMAZ. MESELA KURAN SAVAŞTA KADIN ÇOCUK ÖLDÜRMENİN YASAK OLDUĞUNU AÇIKÇA BELİRTİR.SIRADAN BİR KADINLA YATMANIN FUHUŞ OLDUĞUNU BELİRTİR.ANCAK HARP BİRAZ HİLEDİR.HZ. AYŞENİN EVLENME YAŞI 9 DEĞİL 17 CIVARI OLDUĞU İSPATLANMIŞTIR.HZ. MUHAMMED ALLAHTAN VAHİY ALIRKEN ONDA BAZI GARİP HALLER OLURMUŞTUR.EH BUNU DA SARAYA YORMAK SİZE DÜŞMÜŞ. NE DİYELİM.
PEYGAMBERİN SÖZLERİ TOPLAMIŞ DAHA ÇOK 6 KİTAP DİKKATE ALINIR. TABİ AKIL VE KURANA TERS DÜŞMEDİKÇE. “Vakıdi, Meğazi,” GÜVENİLİR BİR KİTAP DEĞİLDİR. ZATEN YAZILANLARDA NE KURANA UYAR NE DE AKLA.
GELELİM PUTPERESTLİK İŞİNE. ÖNCE YAZDIĞINIZ NECM SURESİNİN19-20-21-22 VE 23.CÜ AYETLERİNİ KURANDAN DOĞRUSUNU OKUYALIM.
19,20. Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat’ın ne olduğunu söyler misiniz?
21-Demek erkekler sizin, dişiler Allah’ın mı?
22-Öyleyse bu haksız bir paylaşma;
23-Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.
BUNLARIN NERESİ PUTPERESTLİK ANLAMADIM.