“Her ne kadar genelde Hıristiyanlar, dinlerini İsa’ya dayandırsalar da aralarında birçok Hıristiyan bilim adamının da yer aldığı çeşitli araştırıcılar, yukarıda temel karakteristik özelliklerini verdiğimiz Hıristiyanlığın, İsa’nın halka tebliğ ettiği din ya da İsa’nın öğretileri doğrultusunda oluşturulan bir din olmadığını vurgularlar. Örneğin, Wilhelm Bousset ve Wilhelm Heitmüller gibi araştırıcılar, tarihsel İsa’nın dininin Hıristiyanlık olmadığını ve dolayısıyla İsa’nın “ilk Hıristiyanlık” olarak adlandırılmayacağını ifade ederler. Buna göre Hıristiyanlık, Mesih’e imanın ya da Mesih aracılığıyla Tanrıya imanın olduğu yerde olduğu mevcuttur. Tanrı ile insan arasında herhangi bir aracının varlığını kabullenmeyen İsa’da ise böyle bir şeye rastlanmamaktadır. Arnold Meyer ise “Tanrı oğlu olarak Mesih’e iman” doktrinini ön plana çıkaran Hıristiyanlığın kurucusunun İsa olmayacağını ifade etmektedir.”1 

 

I.GİRİŞ 

Yaptığımız araştırmalardan görünen o ki, bu gün Hıristiyanlık olarak bildiğimiz din, Hz. İsa’nın dini değildir. Bu günkü Hıristiyanlık Hz. İsa’nın dini değilse, bu din nasıl oluştu ve bu dini kimler kurdu? Ana temellerini kuran kişi için cevabımız çok açık; Pavlus. Bu temellerin üzerindeki yapı ise, özellikle İznik Konsil’inde etkili olan İmparator Costantine ve sayabildiğimiz kadarıyla irili ufaklı kırk bir konsil tarafından kurulmuştur. Öncelikle bu hareket, Hz. İsa ile başlayan ve bir dinden çok, aslından sapmış olan Yahudi Din anlayışını, tekrar asli çizgisine oturtmak için Filistin’de, Kudüs merkezli bir Yahudi Nasranî Mezhebi olarak doğan bir ıslahat hareketiydi. Bu mezhep Hz. İsa’dan sonra ise, beş asır gibi uzun bir zaman dilimi içinde, Roma İmparatorluğu içinde yeniden şekillenerek milyarlarca insanı peşine takmış, Yahudi-Kudüs yerine, Yunan-Roma merkezli bir din haline dönmüştür.   

Hz. İsa’nın kendisi bir Yahudi aileye mensuptu. Yahudiler, zaman zaman farklı inançlara yönelmiş olsalar da, özellikle Hz. İbrahim’den bu yana devam eden, ilahi vahiy temelinden kaynaklanan tek Tanrı’lı (monoteist) bir tevhit dinine mensuptular. Bu onları çevrelerindeki diğer milletlerden ayıran en önemli bir özellikleri idi. Diğer milletlerde de zaman zaman tek bir Tanrı inancı görülse bile, bunun altında daima tanrılaştırılmış başka eşleri bulunduğu görülmektedir. Yahudiler kendilerinin Tanrı tarafından seçilmiş üstün ırk olduğuna2 (Nuh’un oğlu Sam’ın çocukları) ve Tanrı Yahve’ninde yalnızca kendilerine ait olduğuna inanmaktadırlar. 

 

İncelemelerimize göre M.Ö. 6 yıllarında doğan Hz. İsa’nın zamanında Filistin, yaklaşık yarım asırdan beri Roma İmparatorluğunun bir eyaleti idi. Bu bölge M.Ö. 332’de Büyük İskender tarafından Yunan hâkimiyetine girmişti. Daha sonraları Roma hâkimiyeti başlamıştı. Filistin Roma adına Kral Hirodes tarafından yönetiliyordu. Kral Hirodes’in M.Ö. 4’te ölümünden sonra Filistin üç oğlu tarafından paylaşıldı. Yahudiye ile Samiriye Hirodes Arhelas,(M.Ö.4-M.S.6), Celile ile Perea Hirodes Antipa (M.Ö.4-M.S.39) ve kuzeydoğu toprakları (Gaulanitis) Filipus (M.Ö.4-M.S.33/4) yönetimine verildi.3 M.S.6’da isyanlardan dolayı Yahudiye ve Samiriye’nin yönetimi, direk Roma valilerinin yönetimine verildi. M.S.26-36 yılları arasında yönetimde olan Roma valisi, Hz. İsa’yı çarmıha gönderen Partius Pilotus’tu.4  Hz. İsa döneminde Yahudiler arasında, bazı dini grup ve mezhepler vardı. İncillerde de bunların bazılarından bahsedilir. Bunlardan bir tanesi ‘SADUKİLER’dir. Bunlar daha çok aristokrat üst yönetici sınıfını oluşturmaktaydı. Sadukiler irsi olarak, Kudüs’teki Yahudi Tapınağı ile ülke idaresinde bulunmaktaydılar. Bu yüzden hâkim idare Roma ile yakın ilişkideydiler ve işbirlikçi olarak kabul edilirlerek, Yahudi halk tarafından fazla sevilmezdiler.5 Hz.İsa kendi saltanatlarını tehdit ettiği için, Hıristiyanlarla dost olmaları mümkün değildi. İncillerde Hz. İsa’nın çarmıh ile cezalandırılmasını şiddetle isteyen grup olup, Tevrat’ın yalnızca Hz. Musa’ya indiği kabul edilen ilk beş kitabına inanırlardı. Bu ilk beş kitapta bulunmadığı için, kadere ve ölümden sonra dirilmeye, dolayısıyla cennet ve cehenneme inanmazlardı. Diğer bir grup olan ‘FERİSİLER’ ise, daha çok orta sınıfı oluşturmakta olup, halkın çoğunluğunu oluşturmakta ve kendilerini Tevrat’ın yaşanmasına adamışlardı. Tevrat’ın yorumlanması ve diğer kısımlarıyla da ilgilendiklerinden kader, ölümden sonra dirilme ve cennet, cehenneme inanırlardı. Yahudi Milletinin bağımsızlığının korunmasına özen gösteriyorlardı. Yahudi şeriatını yaşamak için de gayretliydiler. Hıristiyanlarla bazı beraberlikleri olmasına rağmen, Tevrat’a bağlı olduklarından, tamamen yakınlaştıklarından söz edemeyiz. Sadukiler tapınağın yıkılmasından sonra tamamen tarih sahnesinden silinmesine rağmen Ferisilik, daha sonraları Rabbinik Yahudiliğe dönüşerek günümüze kadar devam etmiştir. Bir de daha dindar diyebileceğimiz bir mistik grup olan ‘ESSENİLER’ vardır. Bunlar inanç açısından Ferisiler’le aynı olmasına rağmen, daha münzevi bir hayat sürerler, evliliğe pek sıcak bakmazlar, et yemezler ve şifacılık yönleri vardır. Hıristiyanlığa benzer bir grup olduklarından, Hz. İsa’nın Esseniler arasında yetiştiği sanılmaktadır. Diğer farklı bir grup ise ‘ZELOTLAR’dır. Bu grup daha çok, Yahudilerin Roma’ya karşı bağımsızlıkları için mücadele eden silahlı militanlardan oluşmaktaydı. Bunlarda siyaset daha ağırlıktadır.6 Roma egemenliğine karşı birçok ayaklanma hareketini gerçekleştirmişler, ancak her biri başarısız olup (M.S. 66) çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Yine özellikle Hz. İsa ve onun yolunda olanlar için kullanılan bir grup ismi daha vardır. Bu isim Nasuralar veya ‘NASRANİLER’dir. Bu akım, Filistin-Ürdün bölgesinde resmi Yahudilik anlayışına karşı çıkan kişilerin oluşturduğu akımdır.7 Bu isim daha çok Esseniler arasından çıkan ve Hz. Yahya’nın da dâhil olduğu bir ismi de Sabiilik diye bilinen bir grubu tanımlamak için kullanıldığı sanılmaktadır.8 Califonia Üniversitesi Din Çalışmaları Bölüm Başkanı Dr. Robert Eisenmen ise daha birçok grubu kapsayan, genelde daha dindar insanların oluşturduğu grupların ortak adı olduğunu bildirir.9 Zelotlar’da aslında diğer dini gruplardan oluşan militan Yahudilerin ortak adıdır.   

Hz. İsa zamanında Süleyman Mabedi veya Tapınak denen dini merkezin bulunduğu Kudüs (Yeruşalim, Jurusalem), Yahudilerin en önemli dini ve milli merkezleriydi. Roma egemenliğinde olmasına rağmen, Yahudilerin kendi iç hukuklarını uygulayan, vergiler toplayan ve Yahudi dünyasının problemleriyle ilgilenen, SANHEDRİN diye isimlendirilen ileri gelen din bilginleri ve kâhinlerden oluşan bir milli meclis olan, yüksek kurulları vardı. Başkahin bu kurula başkanlık ederdi. Bu kurul Hz. İsa’yı yargılayıp ölüm cezasına çarptırmıştı. Tapınakta görevli olan din adamlarına kâhin denir ve bunlar Tanrı ile insan arasında aracılık yaparak tapınaktaki dini sunular ve ibadetleri yönetirlerdi.Hz. İsa otuz yaşları çıvarında kendi bölgesi olan Galile’de, aslından saptırılmış olan Yahudi inancını yenileyici tebliğ çalışmalarına başlar. Çeşitli şehirleri dolaşan gezgin bir vaiz gibi davasını insanlara anlatır. Birçok mucizeler göstererek insanları kendi yoluna davet eder. Hz. İsa gerçekte, aslından saptırılmış Hz. Musa’nın dininin ve Tevrat’ın doğru anlaşılması için çaba gösterir. Hz. İsa, Saduki ve Ferisilerle Tevrat’ı yanlış uyguladıkları için açık bir şekilde mücadele etmiştir. Yahudiler Tevrat’ın aslını bırakıp, ondan çıkardıkları kendi yorumlarına göre hareket ettikleri gerçeği tarih boyunca sürmüş ve bu günde ayni uygulamaları sürdürdükleri için hala tenkit edilmektedirler.10 Hz. İsa’ya birçok insan inanır ve bunların önde gelenlerine Havari (Elçi) denir. Hz. Bunların en önemlileri; Simon Petrus (Kafes), Yuhanna, Thomas ve Hz. İsa’dan sonra Havarilerin lideri olan kardeşi Yakup’tur. Hz. İsa’nın gerçek öğretilerine bağlı bu akım, Kudüs çevresinde NASRANÎLER olarak anılmışlardır. Bu önemli Havariler, Hz. İsa’dan sonra Lider Yakup başkanlığında Kudüs, Tapınak ve Tevrat merkezli çalışmalar sürdürmüşlerdir. Bu harekette son derece önemli ve farklı bir merkezde çalışmalar yapan başka bir şahsiyet daha bulunmaktadır. Bu şahsiyet belki Hıristiyanlık tarihinde Hz. İsa kadar önemlidir. Bu kişi Pavlus’tur. Hz. İsa’nın sağlığında onun davasına ve inananlarına şiddetli düşmanlık yapmış ve ölümünden sonra Şam yolunda inananlara zulmetmek için giderken, Hz. İsa’nın kendisine göründüğünü ve kendisini Elçi olarak görevlendirerek, kendisine vahiyler geldiğini iddia etmiştir. Pavlus çalışmalarını daha çok Yahudi olmayan (gentile olarak isimlendirilen diğer milletler), Roma Topraklarında ki Grek’lere (Eski Yunanlılar) yönelik olarak, Kudüs merkezli Havarilerden ayrı bir yol izlemiştir. Yahudi olmayan bu pagan-putperest insanlara, kendine geldiği iddia ettiği yeni vahiylere göre bir İncil ve din anlayışı sunmuştur. Dolayısıyla Yahudi olan diğer Havariler gibi Roma ile çatışan değil, daha uyumlu bir yeni bir din geliştirmiştir. Bu yeni din anlayışı, daha çok pagan-putperest insanların anlayışlarına yakın bir din; Tanrı kavramlarına uygun bir Tanrı anlayışı sunmuştur. Pavlus’a göre Hz. İsa, Tanrının Oğlu ve asıl Tanrı olan Baba Tanrı’dan sonra ikinci Tanrı konumundadır. Bu yeni din anlayışına Mesihçiler anlamına gelen Hıristiyanlar denmiştir. Pavlus’un bu farklı din ve İncil anlayışı ile Kudüs merkezli Hz. İsa’nın kardeşi Yakup liderliğindeki Havari hareketi  ( Nasranîler olarak anılırlar) arasında şiddetli çatışmalar olmuştur. Havari hareketi Tevrat’a bağlı Yahudi karakterli olduğundan, hâkim Roma ile uyuşması mümkün değildir. Çeşitli Yahudi isyanlarından dolayı Kudüs ve çevresinde yaşayan Nasranîler katliama uğrayarak güçlerini yitirip, daha sonra da Pavlusçu Hıristiyan anlayışından dışlandıkları için, beşinci yüzyıldan sonra tarih sahnesinden silinmişlerdir. Yahudi bağlarıyla ilişiğini keserek Roma ile daha yakın bağlar kuran Pavlus anlayışındaki Hıristiyanlık ise giderek yayılır ve sonunda Roma’nın dini olur. Yahudi bağlarından koptuğu için de, yeni yayıldığı toplumun inanç özelliklerinden birçok konuda etkilenerek, onunla ortak bir din oluşturur. İşte bu çalışmamızda, kısaca özetlediğimiz bu iki anlayışın tarih içinde nasıl geliştiklerini göreceğiz

4,111 toplam okundu, 0 bugün okundu, 01.07.2024 son okundu