Mustafa Özcan - Vakit
2009-09-30

Hazreti İsa, Hıristiyan mıydı yoksa Müslüman mıydı?
 

Kimi Türkler ve Kürtler arasında ve yine İbraniler ile Araplar arasında Hazreti İbrahim’in etnik kimliğine ve kimin atası olduğuna dair bir tartışma vardır. Kimi Türkler etnik kimlik açısından Hazreti İbrahim’i kendilerinden yani Türk sayarlar. Kimi Kürtler de aksini. Salahaddin Eyyübi konusunda da böyle bir tartışma vardır. Peki, gerçek nedir? Esasında ortada bir mantık kayması ve yanılsaması vardır. Bu yanılsamayı tartışmanın dini ayağında Kur’an ortaya koyar. Bilindiği gibi, kimi Hıristiyanlar Hazreti İbrahim’i kendilerine nispet ve mal ederler. Yahudiler de öyle. Halbuki, Kur’an onlara arabayı atın önüne koydukları ihtarını yapar ve mesajını verir. Hazreti İbrahim’in etnik kimliği meselesi de böyledir. Kendilerini Hazreti İbrahim’e nispet edeceklerine Hazreti İbrahim’i kendilerine nispet ederler. Bu da ırkçılığın çıkmaz sokak olduğunu gösterir. Kur’an meselenin dini ayağında şöyle der: “İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; o ancak hanif ve Müslümandı; müşriklerden de değildi…” Hazreti İbrahim, Kur’an’da iki dini kavramla anılıyor. Bunlardan birisi Müslümanlık, diğeri de haniflik. Yine Kur’an, Hazreti Musa ve Hazreti İsa gibi peygamberleri de Müslüman olarak tanımlamaktadır. Lakin kendi mensupları Hazreti İsa’yı bir Hıristiyan, Museviler de Hazreti Musa’yı bir Musevi veya Yahudi olarak tanımlamaktadırlar. Öyleyse, Kur’an-ı Kerim’in Hazreti Musa ve İsa ve diğer peygamberlerle ilgili ‘onlar müslümandı’ tanımı gerçeğe uymuyor mu veya nasıl anlamalıyız? Esasında, Kur’an-ı Kerim’in onları İslam’a nispeti apaçık bir Kur’an ve İslam mucizesidir. Çünkü bir hadiste belirtildiği gibi, peygamberler anaları ayrı babaları bir kardeşlerdir. Onları birbirinden ayıran, konjonktür ve konjonktürün ilcaatı olan ve getirdiği farklı şeriat veya kurallardır. Halbuki, dinlerinin aslı birdir ve İslam’dır. Artık batılılar da bunun farkına varıyorlar.

Hollanda’da emekli olmuş önemli bir Hıristiyan din adamı batılıların tanrı karşılığı kullandıkları God yerine Allah’ın kullanılmasını istemiş ve bu tabirin daha evrensel ve daha şümullü olduğunu söylemişti. Yaratıcıyla alakalı olarak kullanılan diğer kavramların yerine Allah lafzının kullanılması, dini kavramların tevhidi açısından önemli ve zaruri bir meseledir. Bu anlamda mabut ve yaratıcı, Allah lafzıyla nasıl evrensel hale geliyorsa, vahiylerin bütünlüğünü temsil ve ifade açısından da İslam aynı görevi ve hizmeti ifa etmektedir. Amerikan eski Kongre üyelerinden Mark D. Siljander, ‘Öldürücü Yanlış Anlama’ adıyla bir kitap kaleme almış. Kendisi Hazreti Mesih’in konuştuğu Aramice ile birlikte İbranice ve Arapça uzmanlarından ve uzun yıllarını İncil araştırmalarına vermiş. El Cezire’nin “Washington’dan” adlı programına katılan Siljander, “Hazreti İsa Hıristiyan mı yoksa Müslüman mıydı?” sorusuna tarihi süreçten yola çıkarak ve bu program çerçevesinde cevap aramış ve cevap vermeye çalışmış. Yıllar yılı Aramice ve İnciller üzerine yaptığı araştırmalarda Hazreti İsa’nın aynen Kur’an gibi sabık peygamberler için Müslüman deyimini kullandığına vakıf olmuş, keşfetmiş ve bunu da dinleyicilerle paylaştı. Aramice İncil nüshalarını ve Hıristiyanlık kaynaklarını inceleyen Siljander yıllar yılı araştırmasının mahsulü olarak kesinlikle Hazreti İsa’nın kendisinden önceki peygamberler için Müslüman sıfatını kullandığı gibi, İncil’in tek bir satırında dahi Hıristiyan ifadesinin yer almadığını ve geçmediğini tespit etmiş. İncil’lerde ve Hıristiyanlık teolojisinde yer alan baba-oğul gibi hususlar nasıl İsevi vahyine sonradan bulaşmış ise Hıristiyanlık gibi kavramlar da yine Hıristiyanlığın Yunanileşmesi dönemine ait bir keyfiyet olarak ortaya çıkmaktadır. Taassubu bırakan bunları görebiliyor.

Zeliha’nın Hazreti Yusuf nedeniyle kendisini ayıplayan kadınları toplaması ve onlara Yusuf’un güzelliğini göstermesi gibi Virginia’da 200 papazı bir araya getiren Siljander, onlara Kitab-ı Mukaddes’ten Hazreti İsa ile alakalı olarak bazı ayetler okuyacağını söyler. Onlar da Kitab-ı Mukaddes’ten (Kutsal Kitap) maksadın, haliyle İncil olduğunu düşünürler. Lakin toplantı günü geldiğinde Siljander’in onlara bir sürprizi vardır. Al-i İmran’ın 45 ile 50. ayetlerini okur: Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryemoğlu İsa Mesih’dir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.” Ayetler okunurken papazların yüzlerinde sevinç parıltılarını ve işaretlerini görür. Lakin Siljander ayetlerin İncil’den değil de Kur’an’dan olduğunu söyleyince lal-ı ebkem kesilirler. Kur’an ifadesiyle mebhut olurlar. Yüzleri yere düşer. Siljander’in kimliği ise ilginçtir ve olaydan da gariptir. Kendisi İslam düşmanı bir Neocon’dur. Öyle ki, 1998 yılında Clinton’ın tertip etmiş olduğu bir iftar programında Kur’an-ı Kerim’den ayetler okunduğu için protesto mektubu gönderir. Bir dönem Cumhuriyetçi Parti’den Newt Gingrich’in rakibi iken 180 derece dönüş yaparak İslam’ın bütün kavramlarıyla evrensel yegane din olduğunu tasdike varmıştır. Batılıların karşı oldukları cihad kelimesi ve kavramının da İncil’in Aramice nüshalarında yer aldığını ortaya koymuş, böylece batılıların İslam karşıtı bütün argümanlarını, iddialarını ellerinden almıştır(www.youtube.com/watch?v=ogQSBgj-J9g). Benzeri şeyleri Güzelyurt Metropoliti Neofitos, Rum Alithia Gazetesi’ne konuşmuştu. Kur’an kurslarını savunan Metropolit Neofitos, Rum gençliğinin unuttuğu Hazreti İsa ve Hazreti Meryem’in faziletlerini Kur’an’dan öğrenebileceklerini ifade etmişti (10 Ağustos 2009, Hürriyet gazetesi). Fazla söze ne hacet: Gerçek bize Kur’an kadar yakın.

 

 

0 toplam okundu, 0 bugün okundu, son okundu