Meyerovitch, Mevlana’nın yakınına defnedildi

Mesneviyi okuduktan sonra İslamı seçen ve Mevlana’nın tüm eserlerini Fransızca’ya çeviren Prof. Dr. Eva De Vitray Meyerovitch’in cenazesi, Konya’da toprağa verildi.

 

Çarşamba, 17 Aralık 2008 15:11

Mevlana Müzesi yanındaki Sultan Selim Camii’nde düzenlenen törene, Konya Valisi Osman Aydın, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, milletvekilleri, eski bakanlardan Agah Oktay Güner, Mevlana’yı tanıdıktan sonra Müslüman olan İtalyan Profesör Gabriel Mandell, Profesör Meyerovitch’in Fransız dostları, İranlı ve Bosna Hersekli turistler ile çok sayıda vatandaş katıldı.

Törende, Meyerovitch’in manevi oğlu, Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Abdullah Öztürk de hazır bulundu.

Cenaze namazını kıldıran Konya Müftüsü Şükrü Özbuğday, namaz sonrası yaptığı konuşmada, “Mevlana hayranı Fransız profesör artık aramızda ve bizim misafirimiz” diyen Özbuğday, törene katılanlardan Meyerovitch’e haklarını helal etmelerini istedi.

Özbuğday’ın konuşmasının ardından Meyerovitch’in cenazesi, protokol üyeleri ve vatandaşların omuzlarında Üçler Mezarlığı’na kadar taşınarak burada açılan mezara defnedildi.

Defin işleminin ardından törene katılan din görevlileri Meyerovitch için Kur’an-ı Kerim okudu.

 

Prof. Dr. Eva De Vitray Meyerovitch’in, 26 Mayıs 1998′de Konya’da düzenlenen sempozyumda yaptığı “Mevlana ve Psikoloji” konulu konuşmasının sonunda, “Benim gibi yaşlı bünyesi, hasta kalbiyle kilometreler katetmek bile Hz. Mevlana’nın huzurunda yorgunluk değil, mutluluk verir. Onun maneviyatının gölgesinde kıyamete kadar kalabilmek için beni Konya’ya gömün” dediği öğrenildi.

Eva de Vitray-Meyerovitch (Havva) kimdir?Fransız arsitokrat bir aileden gelen 1909 doğumlu olan Eva dö Vitrey-Meyeroviç (Eva de Vitray-Meyerovitch) hukuk ve felsefe eğitimi aldıktan sonra, çalışmalrın edebiyat, felsefe ve tasavvuf konuları üzerinde yoğunlaştırdı. Fransa’nın dünya çağında saygın bilim ve araştırma kurumu olan İlmî Araştırmalar Millî Merkesi (CNRS) üyesi oalrak bu müessesede yöneticilik ve uzmanlık yaptı. Mevlâna ile İkbal’in hemen hemen bütün eserlerini Fransızca’ya çevirdi. gerek bu önemli tercümeleri, gerekse yaptığı salon ve radyo konuşmalarıyla çok sayıda Fransız aydının İslâm’a ısınmasına ve pek çok kişinin de Müslüman olmasına vesile oldu. Ezher Üniversitesi dahil, dünyanın birçok ülkesindeki üniversitelerde dersler ve konferanslar verdi. Telif ve tercüme olarak kırk kadar esere imza attı. Mevlâna’yı mürşidi olarak gördü. Türkiye’yi ve insanımızı çok sevdi. Prof. Dr. Eva di Vitrey Meyeroviç (Eva de Vitray-Meyerovitch), Müslüman olduktan sonraki adıyla Havva Hanımefendi, 24 Temmuz 1999′da rahmet-i Rahmân’a kavuştu.

 

Eva’dan Havva’ya (Meyerovitch’in hayatı)

Eva’dan Havva’ya (Meyerovitch’in hayatı)

Cumhuriyet Ü. İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Gazetemiz Yazarı Prof. Dr. Ramazan Altıntaş Eva de Vitray Meyerovitch’in yaşam öyküsünü yazdı.

 

Eva de Vitray-Meyerovitch 1909 yılında aristokrat ve Katolik bir Fransız ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Seçkin tabakaya mensup çocukların okuduğu özel okullarda eğitim görür. Ailesi tarafından Katolik ve aristokrat olarak yetiştirilir. İlköğrenimini rahiplerin gözetiminde Katolik okulunda tamamlar. Latince-Grekçe bölümünü bitirerek liseden mezun olur. Ardından hukuk tahsilini tamamlar ve felsefe doktorası yapar. Fransa’nın dünya çapında en saygın bilim ve araştırma kurumu, İlmî Araştırmalar Millî Merkezi’nde (CNRS) yönetici ve uzman olarak çalışır. Yüzyılımızın en ünlü bilim ve fikir adamlarıyla beraber olur. Onları yakından tanır ve kendileriyle ortak çalışmalar ve projeler yürütür.

 

Eva’nın yaşadığı yıllar, Batı toplumlarında insanın aşkınla irtibatının koparıldığı pozitivizmin en yaygın ve kurumsal anlamda hayata hâkim kılındığı yıllardır. O, modern insanın ve kendisinin içine düştüğü krizlere teolojik açıdan çözümler aramaktadır. Bu yılları hep kilisede ve rahibelerin içinde geçirir. Kafasını Katolik mezhebinin Tanrı’nın anası, Tanrı’nın oğlu vb. irrasyonel temelde çözümsüz sorularına takar. Saygın teologlarla tartışmalara girer. Ruhunu ve aklını tatmin edecek bir cevap alamaz. Kafasını meşgul eden onca soruya alabildiği tek cevap, çoğu kez “Allah’a dua et de sorularını gidersin”  şeklinde olunca artık gönlü de rahatsız olmaya başlar. Felsefe doktorasıyla da aklı iyice karışan Eva Hanım Kitab’a, ilahi geleneğe göre değil de konsüllerin aldığı kararlara uymak zorunda olmasından duyduğu büyük bir rahatsızlıkla bir arayış içerisine girer. Bir sûfi’nin dediği gibi: “Aramakla bulunmaz, ama bulanlar hep arayanlardır.” O da bu arayışında kararlıdır, azimlidir.

Eva de Vitray kendi ifadesiyle Papa’nın yanılmazlığı, teslis, aforoz, azizlerin masumiyeti, doğmalarla ve gizemle örülü bir din anlayışı, İncil’in sahihlik sorunu, bin bir hurafe türleri,  günah çıkarma, kilise vergisi, akıl karşıtlığı vb. gibi Hıristiyan doğmaları tek tek sorgulamaya başlar. Hıristiyanlığın onu bir çıkmaza sürüklediğini ve bu çıkmazların onu bu arayışa ittiğini belirtir. Sonunda Eva Hanım, Hıristiyanlığın İslam’dan üstün bir din olmadığına karar verir. Günün birinde eski bir dostunun hediyesi bu fırtınalı gönlü sükûna erdirmeye vesile olur. Bu hediye Dr. Muhammed İkbal’in “İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden İnşası” isimli eseridir. Sanki bir anda tüm sorularına cevap bulduğu hissine kapılır, bu eserle. Dr. İkbal ona,  yeni kıblesini, yönünü gösteren bir pusula gibi işlev görür.  İkbal’in eseri, İslam’ı keşfetmesini sağlar.  Yine kendi ifadesiyle, Virgile’nin semavi seyahati sırasında Dante’ye kılavuzluk etmesi gibi Mevlânâ da İkbal’e mürşitlik ve rehberlik etmiştir. Her ikisi de şair, her ikisi de düşünür, her ikisi de sufi. Her ikisi de, nihai meyvesi kâmil insan olacak aynı gelişme görüşüne sahip. Her ikisi de ilme tutkun, her ikisi de aşkın, muhabbetin, sevginin evreni harekete geçiren tek kuvvet olduğunu savunur. Sadece aşk ebedidir. Artık o, ev’ine dönmektedir. Benim için İslam’ı keşfetmek, kaybedilenleri yeniden bulmak, ayrı düştüklerime kavuşmak gibi bir şeydir diyen Eva Hanım, Muhammed İkbal’in eserinde adı ve şiirleri sık sık geçen Mevlana’dan çok etkilenir. Batılıların adlandırmasıyla Rûmi ve İkbal’i tanımak Eva Hanım’ın ruhunu sükûna erdirmeye ve Müslüman olmaya adım atmasını kolaylaştırır. Ama katı Katoliklikten gelen Eva’nın Müslüman olmaya karar vermesi, Müslümanlığını ifşa etmesi kolay olmayacaktır. Çünkü o, Anglikan bir büyükanne tarafından Katolik mezhebinde yetiştirilmiş, din eğitimi almıştır. Kocası, Yahudi’dir. O, sürekli özellikle ıssız ve sessiz gecelerde gönlünü ve ellerine açarak Allah’a yönelir ve kendisine bir çıkış yolu, hakikati göstermesini ister. Bir gün böyle bir dini ritüelin neticesinde rüyasında mezara gömüldüğünü ve mezar taşında isminin Arapça ve Farsça olarak Havva şeklinde yazıldığını görür. Uyandığında kendisine şöyle denildiğini hatırlar: “Bak, sen bir işaret istedin, işte senin işaretin. Sen Müslüman bir hanım olarak gömüleceksin.” Artık o, kararını vermiş ve Müslüman olmuştur. Bilge kral İzzetbegoviç’in dediği gibi: “Ah İslâmiyet! Senin adın teslimiyet!..”

Eva hanım, bu rüyayı unutur. Çok doğal bir şekilde yeni hayatında İslam’ı bilgisel temelli öğrenmeye ve öğrendiklerini yaşama yolunda devam eder. On beş sene sonra yolu İstanbul’a düşer. Orada birkaç yıl önce UNESCO’nun oluruyla sema yapmaları için Paris şehir tiyatrosuna getirttiği semazenlerden birisiyle karşılaşır. Kendisine Mevlevi olan bu mühendis dostu; “madem Mevlâna ile bu kadar çok ilgileniyorsun, şimdi müze durumundaki eski bir Mevlevî tekkesinde yürüttüğüm çalışmaları gelip bir görseniz” der.  Eva Hanım bu tekkenin mezarları arasında yürürken gözü bir mezar taşına ilişir. Rüyasında gördüğü kendi mezar taşının aynısıdır bu. Mevlevî olan mihmandarına “üzerinde Havva yazan bu garip mezar taşı da ne?” diye sorar. O, “bir kadına ait mezar taşı olduğunu ve mezarlıktaki çalışmalarında, hayatta iken Mevlevi dervişi olan ve buraya gömülmek isteyen kadınların şu anda üzerleri toprakla dolmuş olan boş mezarlarını gün yüzüne çıkarmaya çalıştığını” ekler. Yani, boş mezar yeridir buralar. Eva Hanım, bu boş mezar taşında gördüğü ismin  (Havva’dır) kendi ismi olduğuna karar verir. 

Eva Hanım, olağanüstü olaylarla karşılaşır. Hacca gidebilmek için Ezher Üniversitesi’nden Müslüman olduğuna dair bir belge almak maksadıyla Mısır’a gider. Üniversite yetkilisi, kendisine;  “Müslüman olduktan sonra hangi adı aldınız?” diye sorar. O da henüz bir Müslüman adının olmadığını söyler. O, mutlaka bir isminin olması gerektiğini ifade eder. Hayretler içerisinde kaldığı bir anda çözüm yolu görünüverir. Tevafuk olacak ya, üniversiteden yetkili şahıs kendisine; “şimdiki Eva adınızı İslamileştirmeniz kafi. Hem sonra bu, Kur’an’da geçen bir kelime” der. Böylece O, Hıristiyan ismi olan Eva’dan yeni Müslüman ismi olan Havva’ya rücû eder. Bu isim, zaten onun rüyasında gördüğü mezar taşının üzerindeki kendi ismidir. O, Allah’ın bu sayısız nimetleri karşısında takdir hislerini ifade etmekten başka bir şey yapamaz.

Görüldüğü gibi Havva Hanım, Dr. Muhammed İkbal’in eserinde ismini gördüğü Mevlânâ’nın evrensel mesajıyla İslam’la buluşur. Nasıl Müslüman olduğunu soran çevresindeki insanlara: “Hiç insan Mevlâna’yı okuduktan sonra Müslüman olmaz mı?” der. Ona göre Mevlânâ en büyük Müslüman psikiyatristtir. Onu okuyan iç huzura erer. Müslüman olduktan sonra Eva Hanım, Mevlânâ ve M. İkbal’in bütün eserlerini Fransızcaya çevirir. Fransa içinde Mevlâna hakkında verdiği konferanslar vesilesiyle birçok kimse İslam’ı seçer.

TİMETURK

0 toplam okundu, 0 bugün okundu, son okundu