Radikal özür dilesin

16 Ağustos 2000 tarihli Radikal gazetesinde, The Guardian kaynak gösterilmek sûretiyle Mukaddes Kitabımız Kur’an-ı Kerîm’i ucuz ve çirkin iftiralarla karalamayı amaçlayan bir yazı yayımlandı…

“İslâm Alemini Sarsacak İddia” manşeti altında yayımlanan bu yazıda Saarland Üniversitesi’nde görevli Alman bilimadamı Dr. Gerd Puin “Selman Rüşdi’nin benzeri” olarak nitelenmekte ve bu zâtın, Kur’an’ın 14 asırdır değişmediği inancını bilimsel olarak sorgulamaya cesaret ettiği yazılmaktadır. Radikal gazetesine göre, Dr. Puin Yemen’de bulunan elyazması bir nüsha üzerinde yaptığı uzun incelemelerden sonra Kur’an’ın zaman içinde çeşitli müdahalelere maruz kaldığı sonucuna varmış… Elinde de bu tezini destekleyecek ciddi deliller (!) bulunmaktaymış…

 

- “Puin, Kur’an’ın Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı ve zaman içinde yenilendiği tezini ortaya koyuyor.”

1972′de Sana’daki Ulu Cami’nin onarımı sırasında Yemen Eski Eserler Müdürlüğü Reisi Kadı İsmail el-Akva’nın bulduğu 7.-8. yüzyıllara ait olduğu tahmin edilen elyazması bir Kur’an metni, 1979′da Yemen’e giden Puin’in dikkatini çekmiş ve incelemeleri neticesinde, Kur’an’ın evrim geçirdiği sonucuna varmış… Kur’an saf Arapça sözcüklerden oluşmuyormuş, hattında değişiklikler vuku bulmuş, hareke işaretleri eklenmiş… Puin’in eserini Alman İslâm Arşivi’nin yöneticisi Salim Abdullah yayımlayacakmış… Tezlerinin büyük gürültü koparacağı iddialarına da aldırmıyormuş… vs.

Radikal gazetesi bununla da yetinmiyor ve kışkırtıcılığının arkasındaki niyeti de şu şekilde açığa vuruyor:

 

- “Bu, Allah Kelâmı’nın 14 yüzyıldır değişmediğini ve bu özelliğiyle diğer iki semavî dinden daha üstün olduğunu savunan İslâm dünyasını çileden çıkaracak bir tez.”

Hangi beceriksizin elinden çıktığı belli olmayan bu telif-tercüme karışımı yazıda yer alan şu ifadelerden bile bu milletin dinine, imanına zerre kadar saygı duymayan bir zihniyetin kışkırtıcılığıyla karşı karşıya olduğumuz açıkça anlaşılmıyor mu?… Daha Türkçe’ye çevirtip yayımladıkları metni bile anlamaktan aciz olan bu gazetenin sorumluları, “Kur’an’ın Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı” (!) şeklinde akıl almaz uydurmalarla milleti tahrik etmekten çekinmedikleri gibi, Amerika’da tezgâhlanan uluslararası bir tertibe aracılık yapmaktan da kaçınmıyorlar…

The Guardian’dan hareketle yayımlanan çirkin bir yazıyı eleştireceğim diye abartıya kaçıp “uluslararası bir tertib” ifadesini kullandığımı düşünmeyiniz; zira birtakım siyasî maksatlara binaen ve İslâm dünyasını karıştırmak amacıyla tezgâhlanan bu tertibin safhalarına şöyle bir göz atmak bile Radikal gazetesinin aracılık yaptığı oyunun “uluslararası” niteliğini gözler önüne serecektir.

Hikâye’nin başı, Toby Lester adlı vasıfsız (!) bir gazeteci tarafından geçen yılın başında The Atlantic Monthly’de (vol. 283, no. 1, sh. 43-56, Ocak 1999, USA) yayımlanan “What is the Koran?” (Kur’an Nedir?) başlıklı geniş bir makaleye dayanıyor… Lester, Yemen’de bulunan elyazması nüshalar üzerinde araştırma yapan Dr. Gerd R Joseph Puin ve mesai arkadaşı Hans-Caspar Graf von Bothmer’le yaptığı telefon görüşmelerinden hareketle Kur’an’ın muharref olduğunu öne süren zehir-zemberek bir yazı kaleme alıyor; yazısını William Muir, John Wansbrough, Andrew Rippin, Ann K.S. Lambton, S.P. Tolstov, N.A. Morozov, R. Stephen Humphreys, Günter Lüling, Yehuda D. Nevo, Patricia Crone, Michael Cook, James Bellamy, Jane McAuliffe gibi tanınmış-tanınmamış birçok oryantalistten yaptığı hakaret dolu alıntılarla dolduruyor ve bu arada Muhammed Abduh, Taha Hüseyin, Ali Deşti, Muhammed Arkoun, Nasr Hamid Ebu Zeyd, Fazlurrahman gibi İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden seçtiği bazı ilginç (!) isimlerle iddialarını süslemeyi de ihmal etmiyor… (“Selman Rüşdi” simgesinin bu kışkırtıcı yazıda konu mankeni olarak kullanıldığını belirtmeme bile gerek yok sanırım!)

Lester’in iftiraları, Yemen’de yayımlanan el-Belağ dergisinde ele alınınca -tam da tahmin edildiği gibi- ortalık karışıyor, Yemen’deki araştırmaları sırasında Puin’e ve meslektaşı Von Bothmer’e çok büyük yardımları dokunan Yemen Eski Eserler Müdürlüğü’nün Reisi Kadı İsmail el-Ekva ile diğer kurum görevlileri halk tarafından büyük tepki görüyorlar… Bunun üzerine her iki Alman bilimadamı da el-Ekva’ya 14 ve 15 Şubat 1999 tarihli birer mektup göndererek gelişmelerden ötürü duydukları üzüntüyü dile getirip özür diliyorlar; ortada siyasî bir komplo olduğunu, kendilerinin bu tür sözler söylemediklerini; aksine, yaptıkları incelemelerden sonra Yemen nüshalarıyla müslümanların bugün ellerinde bulunan standart Kur’an nüshaları arasında ciddi hiçbir farklılığın bulunmadığı sonucuna vardıklarını ve Leiden’de düzenlenen bilimsel bir konferansta da bu sonuçları ilim dünyasına açıkladıklarını belirtiyorlar.

Puin’in, bu Amerika kaynaklı “siyasî” komployla ilgili açıklaması oldukça mânidardır:

- “Yemen ile Almanya’nın bilimsel işbirliği çabalarını baltalamayı hedef alan bu müessif saldırılardan dolayı fevkâlede üzgün olduğumu belirtmeliyim. Bu saldırıyı tertib eden odakların hedeflerine ulaşmak için zamanlama itibariyle Almanya Dışişleri Bakanı’nın Yemen’i ziyaret ettiği haftayı seçmeleri size de ilginç gelmiyor mu?” (14 Şubat 1999)

Dünya bu vâveyla ile çalkalanırken, olup bitenleri Türkiye’de kimsenin ruhu bile duymuyor; sadece bir kişi hariç: Taha Kıvanç…

Yeni Şafak’taki “28 Haziran 1999″ tarihli ‘Kulis’ köşesinde Taha Kıvanç, “Nafile Çaba” başlıklı bir yazı kaleme alıp Toby Lester’in The Atlantic Monthly’deki makalesine dikkat çekiyor; hatta bununla da yetinmeyip bu tezgâhın Türkiye’yi de içine alabileceği konusunda fevkalâde önemli uyarılar yapıyor.

- “Ocak 1999 tarihli dergideki o yazıyı okuduğumda bir süreden beri bir yerlerde pişirildiğini düşündüğüm İslâm karşıtı taâmın yakında bizim sofralarımıza da sunulacağını düşünmeden edemedim. Çünkü, Atlantic’teki yazıda, 1980 ve 1990′ların başında İngiltere, ABD, İsrail ve Hollanda gibi ülkelerde İslâm üzerine yapılan çalışmalar aktarılıyor, bu arada İslâm Dünyası’ndan bazı isimlerin de bu çalışmalardan etkilendiğinin örneklerine yer veriliyordu.”

Aynı konulardaki bir-iki yayından daha söz ettikten sonra Kıvanç, yazısını şu sözlerle bitiriyor:

- “Konuya bu kadar eğilmemin sebebi, son zamanlarda “MGK raporu” diye medyaya yansıyan İslâm’ı tezyif eden çalışmaların nerelerde hazırlandığına ışık tuttuğunu düşünmem… Yurdumuzdan çok uzaklarda, bambaşka düşüncelere sahip kişilerin yaptığı çalışmalar, sanki bizde yapılmış özel araştırmalarmış gibi ‘rapor’ haline getiriliveriyor… Birkaç yıl öncesine kadar, yazarlık iddiasında bulunanın din adamı kökeni yüzünden inanılan sözde özgün çalışmalar, o kişinin ölümü üzerine, akamete uğramıştı. Şimdi, bir başkasını bulamadıkları için, özel adla değil ‘rapor’ kimliği ardına sığınarak aynı sonucu almaya çalışıyorlar… Genelkurmay bu defa suçüstü yaptı, ama göreceksiniz, denemekten vazgeçmeyecekler…”

Toby Lester’in sadece iddialarını değil, bu iddiaların arkaplanını da ele alan bir başka makale ise Prof. Muhammed Mustafa el-A’zâmî’ye ait… Impact dergisinin bu yılki Mart sayısında (vol. 3, no. 3, March 2000, London) yayımlanan “Hoping to reform, revise Islam: Oriantalists and The Qur’an” (İslâm’da Yenilik ve Reform Umutları: Oryantalistler ve Kur’an) başlıklı değerli yazısında A’zâmî, Lester’in Puin’den aktardığı görüşleri özetlemekte ve ardından Dr. Puin’le Dr. Von Bothmer’in Kadı İsmail el-Akva’ya yazdıkları mektupların içeriğine dayanarak birtakım çelişkilere işaret etmektedir. (Bu mektubun metnini, hem -dergide yayımlandığı kadarıyla- Arapça orijinalinden, hem de metin içerisinde geçen İngilizce alıntılardan hareketle Türkçe’ye çevirip okurların istifadesine sunmuş bulunuyoruz.)

A’zâmî’nin makalesinin en önemli taraflarından biri de kendisinin gerek Puin’in, gerekse Von Bothmer’in ikircikli tutumuna dikkat çekip bu kişilerin Kadı el-Ekvâ’ya yazdıkları mektuplar dışında, kendilerine isnad edilen iddiaları yalanlamak için ciddi bir adım atmadıklarını (sözgelimi bir makale yazıp kendilerini temize çıkarmaya çalışmadıklarını) belirtip şöyle demesidir:

- “Peki o halde gerçeği (!) dile getirmeyen kim? Toby Lester mi? Joseph Puin mi? Von Bothmer mi? Galiba bunların hepsinin de asıl gerçekle ilgisi çok az!”

Kur’an tarihine dâir gayet faydalı bilgiler veren ve Kur’an hakkında söz söyleyecek kimselerde bulunması gereken özellikleri sıralayan yazarın şu tesbiti fazla söze hacet bırakmıyor gibidir:

- “Elbette Lester’lardan, Puin’lerden ve Bothmer’lerden işittiklerimiz, ne bugün, ne de yarın bu konuda işiteceklerimizin sonuncusudur! Üstelik bu iddialar kendi türünün ilk örneği de değildir!”

Nihayet hikâyenin sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Lester’in yazısından 1,5 yıl sonra, bu ayın ilk haftasında, yani 8 Ağustos 2000 tarihli The Guardian’da Ebu’l-Tahir adlı birinin Querying the Koran (Kur’an Sorgulanıyor) başlıklı bir yazısı yayımlanır… İddialar yine aynıdır ve yazının Lester’in makalesinden hareketle hazırlandığında kuşku yoktur. Ebu’l-Tahir (!) Lester’in yazdıklarını özetlemiş ve daha kışkırtıcı hale getirerek bunlara bazı küçük ayrıntılar eklemiş… Meselâ Selman Rüşdi ve Nasr Hamid Ebu Zeyd’in trajik durumları öne çıkarılmış, ölüm fetvalarından, suikastlardan, radikallerin bilimadamlarını tehdid ettiklerinden bahisle müslümanların Dr. Puin hakkında da bir ölüm fetvası verebileceklerinden, vs. söz edilmiş…

Makalenin yazarına göre, yaptığı incelemelerden sonra Kur’an’ın tahrif edildiği sonucuna ulaştığını söyleyen (!), Kur’an’ın tercüme edilmesine karşı çıkıp tercümelerin anlaşılamayacağı görüşündeki gelenekçilerin haklı olduğunu, zira Kur’an’ın kendisinin bile doğru dürüst anlaşılamadığını iddia eden Dr. Puin ne ilginçtir ki “kendisinin aynı tepkileri alacağına inanmıyormuş”, çünkü “Rüşdi ve Zeyd gibi bir müslüman ismi taşımıyormuş…”

Dr. Puin’in ve bir-iki araştırmacının (!) ağzından aktarılma, kaynağı meşkuk sözlerin ve Mukaddes Kitabımıza hakaretler içeren iddiaların yer aldığı işbu makale, tam bir hafta sonra 16 Ağustos 2000 tarihli Radikal gazetesinde, kasıtlı eklemeler ve çıkarmalar yapılmak, hatta yalan-yanlış tercüme edilmek sûretiyle yayımlanan o mâhud Türkçe metne ilham kaynağı olmuştur!

Perviz Manzur’a göre, Kur’an’ı epistemolojik savaş alanına çevirmeyi hedefleyen bu çabalar, onun ifadesiyle “psychopathic vandalism”in tezahürleridir. Nitekim siyasî kışkırtıcılığın İslâm dünyasının hassas değerleriyle oynamak konusunda ne denli ileri noktalara varabileceği bu hikâyeden de anlaşılmaktadır. Amerika’da kimsenin tanımadığı sıradan bir gazeteci çıkıyor, müslümanların mukaddes bildiği ne kadar değer varsa hepsine hakaretler yağdırıyor ve hiç çekinmeden, XIX. yüzyıl oryantalistlerinden William Muir’in ağzından, “Bugün dünyada uygarlık, özgürlük ve doğruluk adına bilinen ne varsa, Kur’an bunların en inatçı ve amansız düşmanlarından biridir” diye yazabiliyor…

Radikal gazetesinin yazdığı gibi, “İslâm dünyasını çileden çıkarmak” ise bütün amaçları, bu amaçlarına ulaşmak için her yolu denediklerini ve hiçbir sınır tanımadıklarını söyleyebilirim… Yemen için yapılan hesaplarla Türkiye için yapılan hesapların hangi noktalarda kesiştiğini, hangi noktalarda ayrıştığını zaman gösterecek… Toby Lester’in Amerika’da söylediklerini belki çok geç farkediyoruz, fakat Amerika’da yaşayan İlhan Arsel’in Türkiye’de yayımladığı hezeyannâmeleri görmezlikten gelemiyoruz… Kur’an Eleştirisi adında kitap yayımlıyor ve nedense hiçbir resmî makam dinimizi açıkça tahkir ve tezyif eden bu kitabın neşri karşısında birşey yap(a)mıyor.

Radikal gazetesi, yine ucu Amerikalara kadar giden Kur’an ve İslâm düşmanlığı tezgâhına aracılık ediyor ve fakat kimse ağzını açıp tek kelime bile etmiyor. (Görebildiğim tek makale, Hayrettin Karaman Hocamızın 27 Ağustos Pazar günü Yeni Şafak’ta yayımlanan köşeyazısından ibarettir.)

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu tür açık saldırılar karşısında susmamalı, hiç değilse Mukaddes Kitabımıza yönelik böylesine ağır hakaretleri cevapsız bırakmamalıdır!

“Eğer susulursa, korkarım daha ileri giderler” diyemiyorum; çünkü inanın bundan daha ne kadar ileri gidilebileceğini bilemiyorum!

Son söz olarak, Radikal gazetesinin sorumlularını, bu ülkenin insanlarından özür dilemeye davet ediyor; VE Kur’an’ı ucuz manipülasyonların aracısı kılmaktan vazgeçip; “Sizin yaptığınızı gavur bile yapmaz” sözünün hakikate dönüşmesine izin vermeyeceklerine inanmak istiyorum.

 

 

Dr. Puin’in el-Ekva’ya yazdığı mektup

 

Sayın Kadı İsmail el-Ekva hazretleri,

Zât-ı âlinize en muhlisâne hürmet ve selâmlarımı sunarım.

Yemenli dostlarımdan bana ulaşan haberlere göre, Alman araştırmacıların Yemen’deki eski eserler arasında bir elyazması Kur’an nüshası bulduklarından ve bu elyazması nüshayla müslümanların bugün ellerinde bulunan Kur’an nüshaları arasında ciddi farklılıklar tesbit ettiklerinden söz eden ['The Atlantic Monthly' adlı] Amerikan dergisinin yaptığı neşriyât, Yemen Eski Eserler Müdürlüğü’nde görev yapan yetkililere karşı halkın büyük bir tepki göstermesine sebebiyet vermiş… 312 sayılı el-Belağ dergisinin iddia ettiği üzere, güyâ Yemen’li yetkililer İslâm dünyasında büyük bir fitnenin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla uzun bir süredir bu gerçeği (!) saklamaya çalışıyorlarmış…

Sizi temin ederim ki el-Belâğ’ın hem Amerikan dergisinin neşriyâtından, hem Yemen yazmalarına dâir söylenenlerden hareketle yaptığı suçlama ve karalamalar tamamen asılsızdır ve hiçbir esasa dayanmamaktadır; benim ve meslektaşım Dr. Graf von Bothmer’in Saarbrücken Üniversitesinde sürdürdüğümüz Kur’an araştırmalarına ilişkin mâhud iddialar da aynı şekilde hilaf-ı hakikattir.

Yemen ile Almanya’nın bilimsel işbirliği çabalarını baltalamayı hedef alan bu müessif saldırılardan dolayı fevkâlede üzgün olduğumu belirtmeliyim. Bu saldırıyı tertib eden odakların hedeflerine ulaşmak için zamanlama itibariyle Almanya Dışişleri Bakanı’nın Yemen’i ziyaret ettiği haftayı seçmeleri size de ilginç gelmiyor mu? (…)

Amerikalı yazarı [Toby Lester] şahsen tanımam, kendisiyle sadece birkaç kez telefonla görüştüm, o kadar… Benim samimi kanaatime göre, sözkonusu Yemen nüshalarıyla eldeki Kur’an nüshaları arasında ciddiye alınabilecek hiçbir farklılık mevcut değildir; bu yeni nüshalarda tesadüf edilen yegâne ihtilaf, -Allah’a şükür- sadece sözcüklerin imlâsıyla ilgili Kur’an’ın kendisine aslâ zarar vermeyecek olan küçük birtakım yazım farklılıklarından ibarettir. Zaten “İbrahîm-İbrahim”; “Kur’ân-Kur’an”; “simâhum-simahum”, vb. farklılıklara da Kahire’de basılan mushaflarda işaret edildiği herkesçe bilinmektedir.

(…) Geçen senenin Ekim ayında ben ve meslektaşım Dr. Von Bothmer, Hollanda’nın Leiden şehrinde yapılan, Kur’an araştırmalarıyla ilgili bir konferansa davet edilmiş ve orada Yemen mushaflarından alınan mikrofilm örneklerine istinaden iki tebliğ sunmuştuk. Her iki tebliğ de -tahmin olunacağı üzere- hem Batılı akademisyenler, hem de müslüman ilim adamları nezdinde çok büyük bir rağbet ve iltifata mazhar oldu. Maamafih bu tedkikler henüz neşredilmiş değildir.

Bu vesileyle belirtmek isterim ki araştırmalarımla ilgili herhangibir husûsu bilimadamlarının nazarlarından gizlemem için hiçbir neden bulunmamaktadır. Gözlerini kin bürümüş birtakım cahillere gelince, onları ciddiye almayıp kendi hallerine bırakmak en doğrusu olacaktır; tâ ki ülkesinin tarihi üzerine titreyen, dinî mirasından güç alan, bu mirasın korunmasında ve bugünlere ulaşmasında hizmeti geçen öncülerini şükran hisleriyle yâdeden, -Çin’de bile olsa- onların tecrübelerinden ve yardımlarından yararlanan ilim ve kültür sahibi yeni nesiller gelinceye kadar…

Son olarak, hem sizin adınıza, hem kendi adıma, Yemen yazmaları etrafında kabaran bu kin ve nefret dalgalarının dinmesini temenni ediyorum. Vesselâm!

Not: Arapça ifadelerimin bozukluğundan dolayı özür dilerim.

Dostunuz
Dr. Gerd R. Joseph Puin
Saarbrücken, 14/2/1999


29 AĞUSTOS 2000

 

0 toplam okundu, 0 bugün okundu, son okundu